Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

28 Eylül '07

 
Kategori
Gündelik Yaşam
Okunma Sayısı
655
 

Dilenci Vapuru !!!

Dilenci Vapuru !!!
 

Eski işimin son günleriydi. Bolu'ya bir yere stok sayımına gönderdiler. Geçen ramazandı. Hem kalben, hem fikren hem de neredeyse bedenen çalışmayı bırakmış, ihbar süremin dolmasını bekliyordum. Önce Gebze'ye gidecek oradan da müşteriyle buluşup Bolu'ya gidecektik. Ne angarya ama.

Gebzede bir arabaya bindik. Önde iki kişi, arkada ben. Araba kalkmıyor. Birisini daha bekliyormuşuz. 4 kişi mi gideceğiz dedim içimden. Hiç sevmem 4 kişi giden arabada arka koltukta oturmayı. Çok kalabalık gelir, nefes alamaz gibi olurum. 4. geldi. Hala gitmiyoruz. Bir kişi daha gelecekmiş meğer. İşte bu işe gerçekten bozuldum. Gerçekten bozuldum. Gelen 5. kişi benim kapımı açtı. Bu demek ki Gebze'den Bolu'ya arabada beş kişi gideceğiz ve arka koltuk ortası bana ayrılmış. Harika! Ayaklarını uzatamazsın, sırtına yaslanamazsın. İllet oldum. Bütün yol içimden küfür ede ede gittim.

Azıcık pırt yapasım geldi, sessizce koyverdim. Hafif bir koku oldu, haketmişlerdi.

Dönerken hayatta oraya oturmam dedim kendime. Kendimle el sıkıştım. Arabaya en son binecektim. Hangi kapıdan binsem ortaya geçmemiş olacaktım böylece. Arabaya yürürken eğilip ayakkabalırımı bağlar gibi yaptım. Bilhassa geç kaldım. Şöför yerine geçti, kadın personelde tabi yanına. Prenses ya, önde gidecek. K.çımın kenarı.

Sonra baktım iki çakal karloslar, ikisi de arabaya binmiyorlar. Birisi sağ kapıyı açmış, diğeri sol kapıyı bana yer veriyorlar, centilmenlik yapıyorlar hesapta. Tüküreyim böyle centilmenliğe. Ya kavga edecektim ortaya oturmam diye, ya da gerçek çakal kim diye ders verecektim.

Ders vermeye karar verdim. Önce karloslardan daha kıl olduğumu saptadım. Sonra diğer kapıya yöneldim. Ben diğer kapıya yöneldim diye kıl olduğum yerine oturdu. Ben de geri dönüp trak! diye onun kapısını açtım.

ULAANN! bakışı attı. Kalkıp yer vermeyi düşündü ama yapamadı. Çaresiz ortaya kaydı. Ben de cam kenarına geçtim.

Dönerken yine hafif bir osuruk kokusu geldi. Bu sefer ben değildim.

Hiç kızmadım, ödeşmiştik.

***

Eylül ortası dedin mi, azıcık bulut iki damla yağmur dedin mi, insanların önceki sezon sonunda indirimde aldığı kıyafetlerini bir hevesle giyip sokaklarda arz-ı endam etmelerini severim. Bu insanların kalın giyinmeyi abartıp metroda, minibüste ter kokmalarını ise hiç sevmem.

***

Sandalyenin, koltuğun ucunda otururum bazen. Çünkü artık evime gitmek istiyorumdur. Sıkılmışımdır. Kendimi oraya ait hissetmiyorumdur daha fazla. Romeo'yu özlerim. O da beni özler, bilirim.

Sandalyenin tam ucuna otururum. Sırıtırım ortamda. Beni hiç tanımamış olun, resmimi de görmemiş olun. Adımı da bilmeyin haydi, tam olsun. Gelin ortama şıp diye teşhis edersiniz beni. İşte şurada rahatsız, ayarı kaçmış adam dersiniz. Doğru dersiniz. O kişi benimdir gerçekten.

Sıcak bir gülümseyişin içinde inci gibi parlayan sıra sıra beyaz dişler getirin gözünüzün önüne. Sonra o dişlerden birisinin mesala köpek dişinin altın olduğunu düşünün. Fark edersiniz değil mi? Bir acayip kaçar değil mi? İşte ben de acayip kaçarım. Sandalyenin ucuna otururum. Şimdiye kadar hiç düşmedim ama
bir gün kesin düşüp de kendimi masgara edeceğim.

Sandalyenin ucuna otururum. Artık eve gitmek isterim. Tutmayın beni ne olur, beni tutmayın ne olur....

***

"Hey Barmen! Duble Viski ver. Sıkoç olsun" diyecek gibi bak baktım ve dedim ki;

"Hey bakkal, bir tüp çikolata bir de nestle damak, büyük pakette olsun"

Parayı attım tezgaha ve bardağı kafasına diken Clint Eastwood gibi tüp çilolatayı ağzıma boca ettim hemen. Sonra dışarı çıktım. Çabucak açtım çikolatamı. Yarısını çiğnemeden yuttum diyebilirim. Acilen iyi hissetmem gerekiyordu. O gün bütün işlerim yarım, itibarım sıfırdı. Çikolata yemeliydim. Daha çok, daha çok yemeliydim çikolata.

***

Bizim sitenin bir bahçıvanı var...Böyle riyakar, ahlaksız bir şey. Sevmiyorum hiç. Kimin evinde temizlik varsa, o gün o bahçede çalışıyor. Nedenini söyleyeyim, o eve gelen gündelikçi kadını kesiyor çaktırmadan. Vallahi de. Geçen gün eve gittim, baktım Melahat Teyze'nin çimleri biçilmiş, bahçesine çeki düzen verilmiş. Annneme sordum, bugün Melahat Teyzelerde temizlik mi vardı, diye. Nereden bildin dedi. Ben de anlattım.

Aaa dedi annem. Şaşırdı. Sonraki günlerde takip etti, haklıymışsın dedi.

Bir kaç zamandır bu bahçıvanın bir yamağı var. IQ'su bahçıvanın üçte biri kadar. Yani Romeo'nun dörtte birine tekabul ediyor bu zeka seviyesi. Sen komşunun kapısını çal. Komşunun kızını gündelikçi san...(insani bir hata) Deki kıza, "naber, koruya gidip bir çay içelim mi..." (hayvani bir hata)

Kovulacak bugün.

***

Babamın telefonu çaldı bir keresinde. Babam bakacak durumda değildi. Uzaktan seslendi, "sen bak" diye. Sekreteri arıyordu. Şöyle bir konuşma geçt aramızda;

K : Merhaba ben Kerem
A : Merhaba Kerem Bey, ben Asuman

K : Babam müsait değil şu anda Asuman BEY!!!
A : ????

K : tısss
A : ????

K : Ee, bi notunuz varsa ben ileteyim Asuman HANIM
A : eh he he heee. Bey dediniz yahu!

K : he he. ne komik değil mi...
A : Babanızın uçak bileti hazır, diye haber verecektim

K : Ben haber veririm, teşekkürler Asuman HANIM
A : hehehe, iyi günler
K : size de iyi günler

(babam seslenir uzaktan) : Kim aradı oğlum?

K : Asuman Bey!
B : Kiimm?
K : Asuman Beyyyy!!


***

Yağmur hafifçe yağarken, arabayla ağaçlı yollardan geçmeyi severim. Ağacın altından geçerken yağmurun cama vurduğunda çıkardığı o güzel ses bir an için kesilir, sonra açıklığa çıkınca tekrar başlar ya, işte o ana bayılırım.

***


Ortaköy'deyim. Çok sıkıştım. İstikamet belli. Mc Donalds (artık yok orası) koşa koşa üst kata çıktım. Altıma yapmak üzereydim. tuvaletin kapısında şöyle yazıyordu;

"sadece Mc Donald's müşterileri içindir..."

Ve ben tuvalete girmedim. Müşteri değilim diye. Kurala uydum yani. İnanamıyorum. Oradan koşarak çıktım. Üre kanıma karışıyordu. Ortaköy Camii'ne gittim. Pisuara nasıl yetiştim, hatırlamıyorum. Ama yetiştim. Don kuru kaldı. Vallahi de.

Çıkarken bir baktım, ben içeri girerken kapıda duran boş sandalyede bir adam oturuyor. Elinde peçete ve kolonya... Çiş parası istiyor. Hiç param yoktu. Koşarak kaçtım. Koştum, koştum... Koşmak hoşuma gitti. Çırağan sarayı'nın önünden, dedemin ektiği Çınarların altından koştum. Üzerimden bir yük kalktı. Hafifledim.

Beşiktaş'a geldim. Tekrar çişim geldi. Doğru Mc Donalads'a gittim. Tuvalet kapısında bir uyarı yoktu. Bu seferde orada yaptım işimi.

Macera dolu bir gündü...

***

Hayatımın son 10 yılı koskocaman bir boşluk, bir kara delik sanki. Aynı günün karbon kopyası tekrarlar, ait hissedilmeyen binlerce mekanda geçen saatler ve saatler... Kendimi evime ve hatta odama o da yetmedi tuvaletime kitleyip kimseyle görüşmek istemediğim günler. Kimseyle derken, annemden başka kimseyle...

Oğuz Atay'ın dediği, gibi Hayat düşüncleri tutan bir hapishane.

Hayatımın son on yılını özensiz, malını hoyrat kullanan bir serseriye ödünç vermişim gibi.

Hani mahelle bakkalı ile samimisindir. Bakkal olmadı derseniz manavı da olur. Der ya esnaf "kardeş iki dakika dükkana bak ben bir eve gidip geleyim" diye. Averesiniz eğer, eğer aylaksanız "tamam" dersiniz ama müşteri geldi mi s.çtınız. Çokomikin fiyatını bilemezsiniz. Ahududu reçeli var mıdır bakkalda acaba? Ahududu reçelinden haberiniz yoktur. Ahududu bile yememişsinizdir belki hayatınızda.

"Arkadaş iki dakikaya gelecek ben fiyatlarını bilmiyorum" dersiniz, demeye getirirsiniz. İyi niyetle tezgahı devralırsınız, hayatınızın hatasını yapmışsınızdır aslında.

İşte ben de o tezgahtaki yabancının ürkekliğini yoğun bir şekilde hissediyorum. "Sen muhasebeci olacak adam mıydın" dedi, 10 senedir görüşmediğim bir arkadaşım. Değildim, dedim. Halen de değilim. Hiç bir zaman da olmayacağım. Muhasebecilikten emekli dahi olsam, ben asla ama asla muhasebeci olacak adam olmayacağım. Bir nevi bedenimi ele geçirebilirsiniz ama ruhumu asla sendromu. Büyümek dediğin daimi bir tecavüz.

Nerede kaldı şu dükkan sahibi, teslim etsem de gitsem. 10 sene oldu anasını satayım.

Efendim? Yok ben bilmiyorum yağlı peynir hangisi. Arkadaş gelecek birazdan. İnşallah gelecek yani.

K.

Dilenci vapuru, ağzına attığı sakızı şekeri bitince onu tükürmek isteyen, ama kıyamayıp tüküremeyenlerin vapuru. Mümkün mertebe her cuma sadece MB'de...

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Yazınızı büyük bir keyifle okudum. Ellerinize sağlık, gerçekten çok güzel. Hele, geçen son 10 yılınızla ilgili benzetmenize bayıldım. Benim son 12 yılım gibi. Ama benzetmeyle izahınıza hayran kaldım. Bir taraftan da son aylarda az zamanım olduğu için sizin gibi birçok değerli arkadaşın yazılarının hepsini Milliyet Blog'da okuyamamış olmama üzüldüm. Saygı ve sevgilerimle. Her şey gönlünüzce olsun!

Mustafa Mumcu 
 02.10.2007 22:46
Cevap :
Mustafa Bey, yazıdan keyif almanız elbetteki beni çok mutlu etti. ansızın dökülen bir benzetmeydi. haytımı neden hoyrat kullandığımı anlayamıyorum. mutlu olmak bir yandan çok basitken, diğer yandan nasıl olup da ulaşamıyorum anlayamıyorum. kendinize iyi bakın, sevgi ve saygılarımla. K.  02.10.2007 23:15
 

Felsefe kategorimde blogta birincim var. Siz de mizah kategorisinde birincimsiniz. (Hoş bundan size bir fayda yok, yani ister olun ister olmayın ne değişcekse sizin için, sanki maaşa bağladık) Neyse. Aslında benzer olaylar hepimizin başına geliyor, maharet anlatmayı bilmekte. Mutlaka bir yarışamaya öykü falan yollayın derim ben. Tasvirler, ince mizah harika yahu:))

Kwan Yin 
 02.10.2007 16:27
Cevap :
Öcelikle sizi bizi bıraksak? ( Nuri Alço edasıyla değil, misal bir Şener Şen edasıyla söyledim :) ) Vallahi beğeniyor olman beni mutlu etti tabi. TEspitinde de çok haklısın, bunlar herkesin başına gelen çok sıradan olaylar. Hayatı da güzel yapan bence bunların toplanıp sunuluyor, paylaşılıyor olması. Ne kadar iyi öykü yazabilirim bilmiyorum ama şu bir gerçek ki ben bir öykü avcısıyım. O sebeple özellikle bu yazıya gelen, insanların kendi başından geçenleri anlattığı olayları okumayı da çok seviyorum. Yazışmak üzere. K.  02.10.2007 17:09
 

bu arada ben takıldım ya büyümek işine. yahu ben küçükken hep büyümek isterdim. al şimdi olduk 30 ne oldu küçülmek hatta ana rahminde cenin haline girmek hatta henüz cenin bile olmamak hatta mümkünse hiç olmamak istemekteyim...

beenmaya 
 29.09.2007 19:49
Cevap :
arkadaşımın bebeği oldu. sürekli ağlıyormuş. diyor ki arkadaşım, saatlerini bie türlü oturtamadık... zamanın olmadığı bir yerden gelen birisine zaman kavramı ile yaşamayı öğretmek ne kadar zor ve aslında ne kadar zorbaca da bir yandan. yahu ne bileyim. sanki çok iddialı laflar oldu bunlar...ben düşüneceğim daha bu konuda...  01.10.2007 8:24
 

attım kesmeşekerleri çaya içtim bir güzel. olmadı yedim ama at değilim ben ha ona göre. atta yetmedi bir de dinleyip keyif kattım günüme. sevindim hem de çok. sağolasın beeeeee :))

beenmaya 
 29.09.2007 19:46
Cevap :
afiyet olsun.  01.10.2007 8:22
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 295
Toplam yorum
: 3950
Toplam mesaj
: 280
Ort. okunma sayısı
: 726
Kayıt tarihi
: 28.09.06
 
 

Bugün ölseniz mesela, ya da hafifletelim biraz hadi, bu giriş çok karamsar oldu. Bugün ortadan kay..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster