Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

01 Şubat '08

 
Kategori
Gündelik Yaşam
Okunma Sayısı
631
 

Dilenci vapuru

Dilenci vapuru
 

Sabah kaktığımda sağ elimin baş parmağı üşüyordu. Nasıl oluyordu da on parmak içinde teki üşüyor bir anlam vermedim. Tek bir parmak yorganın dışında kalmış olabilir miydi? Çok zayıf bir ihtimal. Eldivenlerimi takıp evden çıktım ve servisçi abiyi beklemeye başladım. Sağ baş parmak hala üşüyordu. Elimi cebime soktum. Ötekiler terledi, bu hala sıcak istiyor. Bir anlam veremedim. Serviste üşüyen parmağı iki koltuğun arasına sokup iyice izole etmeye çalştıysam da, üşümesine mani olamadım. Sonra işe geldim ve eldivenlerimi çıkardım. Sol baş parmağıma kalemle gülen surat :) çizmiştim evvelsi gün. Unutmuşum onu çizdiğimi, görünce hatırladım. Sonra aniden diğer parmağın neden üşüdüğünü anladım. İlgi istiyordu. Onun da üstüne bir gülen surat çizmemi istiyordu. Çizdim ben de hemen. Üşümesi geçti. İster inanın ister inanmayın.

***

Çayı karıştırırken gözü dalıp da şeker erimesine rağmen karıştırmaya devam eden insanları severim. DAha ne kadar sürecek karıştırmaları diye merak ederim, saniye tutarım.

***

Normal şartlarda dilenci vapurunda alıntı yapmayı sevmiyorum. Ama e-posta ile gelen ve kaynağını bulamadığım Azeri şiirini sayfamda yayımlamak istedim;

EŞK NEYSE ONU YAŞİYAH

Sen meni sev, men seni sevim
Sen menin için yan
Men seni severah yanim dutuşim
Glasik eşk neyse onu yaşiyah

Ya da sevme haberin olmasın
Men sana sevdalanıp dolaşim
Platonik eşk neyse onu yaşiyah

Sevdada oturah, yiyah içah
El ele olah, gan kusah
Tombilik eşk neyse onu yaşiyah

İstersen sevdandan kendimi kesim
Sağımı solumu doğriyim biçim
Psikopatik eşk neyse onu yaşiyah

Eyle sevah ki gara sevda olah
Araplara benziyeh gapgara olah
Gara eşk neyse onu yaşiyah

Yalan söylemiyah, hep dogru diyah
Beraber oturah beraber yiyah
Realist eşk neyse onu yaşiyah

Birbirimize türkü söyliyah, mizildiyah
El ele tarlalarda, bostanlarda gezah
Romantik eşk neyse onu yaşiyah

Kediyi, gudiği sen diye sevim
Sen de horozi, guliği men diye sev
Sembolik eşk neyse onu yaşiyah

Gel el ele tutuşip kendimizi eleh triğa verah
Zangir zangir titriyah, ölmiyah
Elektronik eşk neyse onu yaşiyah

Ahırlarda, komlarda buluşah
Tezek agalahlarının dibinde oturah
Otantik eşk neyse onu yaşiyah


***

Sonbaharın ilk günüydü, daha havalar soğumamıştı. Ansızın karar verip yola çıktık. Bagajda iki uyku tulumu ve bir çadır vardı. Büyükçekmece'ye gittik. Gecenin kör vaktiydi, ay da olmasa zifiri karanlıktı. Bir kamp yeri biliyordum. Kampın sahibinin kapısını çaldım. Üç kuruş para aldı ama harika hizmet verdi bize. Neredeydik, burası İstanbul değil miydi yoksa? Gaz lambası ile geldi, çadırı kurmamıza yardım etti. O gittikten sonra biz çadırda süzüldük, çok yorgun ve çok aşıktık. Dolunay değilse de dolgundu ay. Hafif rüzgar vardı, gölde az dalga ama parlak, güzel bir yakomaz vardı. Hangi ara uykuya daldık hatırlamıyorum. Sonra bir ara uyandı. Tuvalete gidecekmiş. Refakat şart, dışarısı karanlık, ıssız. Fakat uyku da ne tatlı. Hangi sevgili daha güzel, karar veremiyor insan. Haydi dedim, gel gidelim. Tuvalete girmesi ve çıkması bir oldu. İçeride yarasa varmış. Korkmuş. İyi de ben de korkarım. Batman miyim ben? Ama benim korkmaz gibi yapmam gerek öyle değil mi? Serde erkeklil var. Tuvaletten içeri girdim. Kşşşt diyorum mahlukata, kşşşşt, sevgilim işeyecek, çık dışarı. Yarasa önce bana doğru geldi, ödüm b.kuma karıştı. Sonra benden uzaklaşıp kapıdan çıkıp gitti. Hayvanın bu kadar çirkini, görülmüş şey değildi. "Sevgilim," dedim... "Tuvalet senin, gönül rahatlığıyla, şarıl şarıl işeyebilirsin."

Bir kahramandım ben, süperdim.

<ı>Mahalleden çocuklarla mesaiye çıkmıştık. Aramızda bir husumet oldu, tepemi attırdılar. Onlardan ayrılıp yalnız takıldım. Sonra serin, çok güzel kokan bir yer bulup içeri girdim. Tam kafayı dinliyorum derken enbesilin birisi geldi. Kşşşt diyor bana, bir yandan da el kol hareketleri yapıyor. Dur şunu bir boynundan ısırayım diyerek sorti yaptım. Sonra baktım dışarıda manitası var, ona artistlik yapıyor. Vazgeçtim ısırmaktan. Yazık dedim çocuğa. Havalanıp çıktım gittim kapıdan. Lakin ne çirkin herifti o, insanın bu kadar çirkini, görülmüş şey değil...

***

Şişman, kırmızı yanakları vardı. Bıyıklıydı. Tıknaz ve haif göbekliydi. Saçları İbrahim Tatlıses'in saçlarının kısasıydı. Ona bakan onu Beşiktaş çarşısında balıkçı, Sarıyer dolmuşunda şöför, Ali Sami Yen önünde seyyar köfteci ya da kaşkol bere satan adam hatta ve hatta Zürefa sokakta muhabbet tellalı sanabilirdi. Ama o aslında bir beden öğretmeniydi. Adı Mehmet'di...

(öykü; "beden öğretmeni mehmet" çok yakında)

***

Yalnız olmayı hiç istemediğim bir gündü, ama elden gelen bir şey yoktu. Pizzacıya gittim. Siparişimi verdim ve sinema dergimi okumaya koyuldum. Derken içeri 181 cm boyunca, 53 kilo, saçları artık beyaza kaçan derecede sarı, tek kusuru memelerinin neredeyse yokluğu çok güzel bir kız girdi. Arkasından giren hödüğü tasvir için kelime harcamayacağım. Çantamda lolita filmi vardı. Evce gidince onu seyredecektim. Hayat böyle bir şey dedim kendime. Ben lolitayı izlerim, bu adam bu kızla yemek yer.

Sonra beklenmedik bir şey oldu. Koskaca restoranda gelip benim yanımdaki masaya oturdular. Kız rus, delikanlı türktü. Müthiş ikili. İkisinin de İngilizcesi vasattı. Zaten kız yemeğin yarısını telefonda rusça konuşarak geçirdi. Sonra sipariş verdiler. Yağsız, sadece limonlu ton balığı salatası istedi kız. Konuşmanın geriye kalanından çıkardığım üzere mankendi. Belliydi. Fakat bu ikili o kadar sıkıcıydı ki, salatasına zeytin yağı koymayan bir kız dünya güzeli olsa da bana ne dedim kendime. Züğürt tesellisi değildi, gerçekten hissettim bunu. Hayat bazen de böyle bir şeydi.

Restorandan çıkıp taksiye bindim. Yaklaşık on dakikalık yolum vardı ama trafik feci sıkışmıştı. Taksici de ben de küfür salladık. Sonra arkamızdan bir minibüs gelip yol istedi. Ambülans sandım, ama üzerinde cenaze aracı yazıyordu. Yaklaşık 500m. sonra kaza yerine vardık. Yerde bir cenaze vardı. Onu ceset torbasına koyup torbayı da tabuta koydular. Tabutada minibüse koyacaklardı ki, basıp geçtik.

Hayatta bazen böyle bir şeydi işte.

K.

not; dilenci vapurunun eski yazılarını edit edip facebook'da yayımlıyorum. en tazeleri tabiiki burada ama onlarda elden geçince daha güzel oldular. guruba katılın, bu fakir kulu sevindirin. hayat bazen de böyle bir şey işte http://www.facebook.com/group.php?gid=6486161546

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

benim de bazen tamamen aynı havaya maruz kalmalarına rağmen bir elim üşür, bir elim sıcacık olurdu...ona gereken şefkati göstermek aklıma gelmemişti deneyeceğim..:) ayrıca beden öğretmeni mehmet öyküsünü fena halde bekliyorum...

özgün 
 05.02.2008 11:12
Cevap :
he hee. beklediğine değecek sanırsam. aslında yazdım taslak olarak ama düzeltecek vaktim yok. sağ el sol elden fazla ilgi isteyebiliyor, hayat bazen de böyle bir şey işte...  05.02.2008 11:32
 

Erzurum'a ait. Şairin ismi sanırım Zinnur ... Erzurum'un yerel dergi ve gazetelerinde yıllardır çıkan bir şiir. Selamlar

murat ertaş 
 04.02.2008 20:22
Cevap :
teşekkür ederim murat bey. yazıya da ekleyeceğim yorumunuzu, sağolun.  04.02.2008 21:17
 

eline sağlık bir ton gülümseme verdin yine .. sevgi ve saygılarımla..

Salih ERDAGI 
 04.02.2008 12:15
Cevap :
rica ederim, biraz da olsa güdüyseniz ne mutlu bana...  04.02.2008 12:28
 

neyse halatçı yıllık izinden döndü. dv de dönmüş ne güzel. işsiz kalmadım yane :))

beenmaya 
 04.02.2008 9:35
Cevap :
vallahi kalkacak çok vapur var daha. bahar geliyor, çok kalmadı. adalara gideceğiz daha...  04.02.2008 9:36
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 295
Toplam yorum
: 3950
Toplam mesaj
: 280
Ort. okunma sayısı
: 714
Kayıt tarihi
: 28.09.06
 
 

Bugün ölseniz mesela, ya da hafifletelim biraz hadi, bu giriş çok karamsar oldu. Bugün ortadan kay..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster