Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

25 Şubat '20

 
Kategori
Tarih
Okunma Sayısı
48
 

Dilin Başlangıç Tarihi

 
İnsanının konuşması gerekiyordu. Bunu gerektiren, beslenmek için avlanmaları, benzerleriyle ortaklaşa, beraberce çalışmalarıydı. Çünkü insanlar birlikte çalıştıkları zaman, işle ilgili şeylerde, hiç olmazsa biraz olsun birbirlerini anlamak zorundaydı. İnsan, çene altı bölgesinin ve çenesinin gelişip, konuşmaya elverişli hale gelmesini bekleyemezdi. Çünkü bu, binlerce yıl isterdi.
 
Peki ama, insanlar nasıl anlaşabilirdi? Tüm vücuduyla. Henüz bir özel konuşma organı olmadığı için, bütün vücudu konuşurdu: yüzünün adaleleri, omuzlar, ayaklar ve çokça da eller.
İlk insanlar da sözlerle konuşmayı bilmezlerdi. Ama başka, insanlarla anlaşmaya yardım eden elleri vardı. İnsan, “kes” diyeceğine, bu anlamı ifade eden bir şekilde elini sallardı.: “ver” diyeceğine avucunu uzatır; buraya “buraya beriye gel” yerine de parmağıyla kıvırarak işaret ederdi. Sesi de ellerine yardım eder. Karşısındakinin dikkatini jestlerine çekmek için bağırır, böğürürdü.
 
Bugün de faydalandığımız Jestlerle konuşma dilinde “Evet” demek istediğimiz zaman parmağımızla işaret ederiz. Hatta bunun için , “işaret parmağı” dediğimiz, konuşan özel bir parmağımız var.
Selamlaşırken başımızı eğeriz. Başımızı sallarız, omuz silkeriz, çaresizlik ifadesi olarak ellerimizi açarız, kaşlarımızı çatarız, dudak ısırırız, dudak bükeriz, elle tehdit ederiz, yumrukla masaya vururuz, ayağımızı yere vururuz, el sallarız, başımızı iki elimizin arasına alırız, elimiz kalbimize götürürüz, kucaklama anlamına ellerimizi yana açarız, elimizi uzatırız, vedalaşırken havadan öpücükler göndeririz. İşte içinde tek bir söz olmayan konuşma. Ve bu “dilsiz dil”, jestler dili hiç unutulmuyor iken Bu dilin bazı avantajları vardı. Bazen, uzun bir konuşmayla anlatılamayan birçok şey tek bir hareketle anlatılabiliyordu.
İnsanın beyni gelişiyor, insan düşünmeyi öğreniyordu. İnsan, güneşi hatırlatan bir işareti gördüğü zaman, gece bile olsa, güneşi düşünmeye başlıyordu. Kendisine, gidip mızrağı gösterdiklerinde, mızrap yakında olmayıp, görünmese bile, onu düşünebilir olmuştu. Ortaklaşa çalışma, insan konuşmayı, konuşma da düşünmeyi öğretmişti. İnsan, aklını doğadan bir armağan olarak almamış, kendi emeğiyle kazanmıştı.
 
Daha aletler azken ve insanın tecrübesi kıtken, bu tecrübeyi başkasına iletmek için en basit işaretler yetiyordu. Çalışma toplumsallaştıkça, jestler de toplumsallaşıyordu: Her şeyi tam olarak anlatabilecek ayrı ayrı jestler gerekmişti. Bu zorunluluk, hareketlerle ifade edilen anlamlar doğurdu. İnsan, jestleriyle hayvanın, silahın, ağacın resmini havada çizmeye başladı. İnsan oklu kirpinin şeklini çizerken, sadece
çizmekle yetinmeyip bir an için kendisi de oklu  kirpiymiş gibi bir hal alıyordu. Kirpinin toprağı nasıl
kazıp attığını, iğnelerini nasıl diktiğini hareketlerle tasvir etmeye başlıyordu.
Böyle bir pantomim için, zamanımızda, ancak gerçek sanatçılarda rastlanılan derin bir gözlem gücüne sahip olmak gerekirdi. “Su içiyorum” dediğimiz zaman, sözlerimizden suyu nasıl içtiğimiz, bardaktan mı, şişeden mi, avucumuzdan mı içtiğimiz anlaşılmaz. O zaman jestlerle konuşan insan, su içme fikrini
belirtmek için avucunu ağzına götürür, görünmeyen suyu kana kana içiyormuş gibi yapardı. Görene de su gerçekten tatlı, soğuk ve susuzluğu gideriyor gibi gelirdi. Biz yalnız, “avlanmak” deriz. İlk insansa işaret ve hareketlerle başından sonuna kadar tüm av sahnelerini tasvir ederdi.
 
Jest dili hem fakir, hem de zengindi. Fakirdi, çünkü eşya ve olayları canlı bir şekilde tasvir edebilirdi. Fakirdi, çünkü jestle, mesela sol göz de, sağ gözde de gösterilebilirdi ama göz anlamını ifade etmek çok güçtü. Jestlerle bi şeyin aslında az çok uygun bir tasviri yapılabilirdi, ama soyut bir kavram, hiçbir jestle anlatılamazdı. Jest dilinin başka yetersizlikleri de vardı. Geceleri bu dille konuşulamazdı. Çünkü karanlıkta el hareketleri görülmezdi. Gün ışığında da jest diliyle konuşmak, her zaman mümkün olmuyordu. Kırda insanlar jestlerle kolayca anlaşabiliyorlardı. Fakat ağaçtan bir duvarın avcıları birbirinden ayırdığı ormanlarda, jest ve işaretlerle konuşmak imkansızlaşıyordu. İşte o zaman sesten medet ummak gerekmişti. İlk zamanlar dil ve boğaz, sahibinin iradesine pek tabi olmuyordu. İnsanın dilinden, boğazından kendisinin çıkarmak istediği sesler yerine başka sesler çıkıyordu. Ve bunlar birbirine karışarak bağırma, böğürme ve çığlık şeklini alıyordu. İnsanın kendi diline hakim olup açıkça anlaşılacak bir şekilde konuşmaya başlayabilmesi çok uzun sürmüştü. Dilin ağız boşluğundaki hareketleri, jestlerin en göze çarpmayanıydı. Fakat işitebilmeleri büyük bir avantajdı.  
 
Eve kabilesinin dilinde bildiğimiz “yürümek” yerine şu şekiller kullanılırdı: “Zu dze dze” emin adımlarla yürümek; “zo bula bula” hangi yolda olduğuna bakmadan acele yürümek; “zo pia pia” küçük adımlarla yürümek; “zo govu govu” başını öne doğru eğip hafifçe topallayarak yürümek.
Sesle ifade edilen birer resim biçiminde olan bu sözler, basbayağı emin adımlarla yürüyüşü, dizlerini
bükmeden yürüyen bir insanın emin adımlarla yürüyüşünü bütün ayrıntılarıyla belirtiyordu.
Kısacası kaç çeşit yürüyüş varsa, o kadar da ifade görülüyordu. Jestlerle çizilen resmin yerini, artık sözle ifade edilen anlamlar almıştı. İşte insan önce jestlerle, sonra da sözlerle konuşmaya böyle alışıyordu.
 
Evrimleşme süreci içinde emeği, becerisi gelişen atalarımızın beyni ve vücut yapısı da gelişiyordu. Çalışırken bir yandan da tüm organizması dönüşüme uğruyordu. Böylece önceleri ancak çığlıklar, böğürmeler biçiminde sesler çıkarabilen veya jest, vücut diliyle, işaretlerle anlaşan atalarımız daha farklı sesler çıkarma yeteneğine de kavuştu. Ve giderek aralarında iletişim sağlayan bir dil doğdu. Dil sayesinde edinilen deneyimler korunuyor ve yeni kuşaklara aktarılıyordu. Sonuçta; atalarımız “ Doğal Seçme”nin en parlak öğrencisi olarak yoluna devam ederek günümüze kadar geldi.
Nizamettin BİBER
Adil Bozkurt, NAHİDE ÇELEBİ bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Tarihini bilemeyen nereden nereye geldiğini de bilemez Nizamettin bey, ne güzel bir bilgi kaynağı olmuş emeğinize sağlık, dil iletişim becerimizin, el ise bilim, üretimin, sanatın oluşup, gelişebilmesinin, sosyalleşme ve medeniyet kurabilmemizin mimarı diye düşünüyorum. Selamlar

Cemile Torun 
 08.03.2020 16:45
Cevap :
Tarih, çok önemli kullanılması gereken kılavuzdur, ilginize çok teşekkür ederim, dile nitelikli bir tanımlama ile açıklamışsınız Cemile hanım, selamlar ve saygılar.  09.03.2020 10:34
 

Değerli yazar Nizamettin bey dilin doğuşunu ne kadar güzel yazdınız. 21 Şubat Dünya ana dil günüydü. Bir dilin çok uzun bir süreçte oluştuğunu, kaybolmasını ise sadece yüz elli yıl gibi bir sürede tamamladığını üzüntüyle görüyoruz. Ben Çerkes'çe bilen son nesilim. 1864 Yılında Anadolu'ya sürgün edilişimizin üzerinden geçen 156 yıl sonra dilim Unesconun kaybolan diller listesine girdiğini görüyorum. Oysa dil ne kadar zor oluşuyor. Dil zenginliktir. Kaleminize sağlık. Saygıyla...

Adil Bozkurt 
 26.02.2020 0:49
Cevap :
Sevgili Adil bey, teveccühünüze teşekkür ederim. 21. şubatın dil günü olduğunu bilmiyordum tesadüf olmuş, diller kültür taşıyıcısıdır her dilin yok oluşu bir toplumun yok oluşu anlamına gelmektedir. Dilini koruyamayan ulus devletler de aynı akıbete uğrama riski taşımaktadır. Çerkeslerinde Çerkezce'nin de aynı erozyonu yaşıyor olması çok üzücü. Dil kültür zenginliğinin baş atı, çimentosudur. selam ve saygı ile.   26.02.2020 16:30
 

Nizamettin kardeş!Dilin Başlangıç tarihine ait ilginç yazınızı okudum okudum, teşekkürler canınıza sağlık.Atalarımız önceleri işaret dili ile konuşup sonra bazı sesler çıkararak anlaşmışlar.Selam sevgiler.NAHİDE ÇELEBİ

NAHİDE ÇELEBİ 
 25.02.2020 19:52
Cevap :
Nahide hocam çok teşekkür ederim, selam, saygı ve sevgiler sunuyorum.  26.02.2020 16:32
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 862
Toplam yorum
: 3681
Toplam mesaj
: 85
Ort. okunma sayısı
: 2512
Kayıt tarihi
: 06.06.12
 
 

Yeni dünya düzensizliğinde insan olmaya çalışan ve okuyarak ne kadar cahil olduğunu gören, olayla..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster