Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

27 Nisan '14

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
387
 

Dilin kemiği neden yok?

Dilin kemiği neden yok?
 

Anayasa mahkemesi başkanı Haşim kılıç, AYM kuruluş yıl dönümünde seçilmişlerin gözlerinin içine baka baka bir konuşma yaptı.

Kılıç’ın konuşma içeriği daha önce yapılan konuşmalardan çokta farklı değil!

Haşim Kılıç’ın söylemleri arasında farklı olan kendini fasulye gibi nimetten sanan Rüstem'e birazcık dokun durmasıydı.

Atalarımız, boş yere “dilin kemiği yok” dememiş! Daha önce AYM başkanı Kılıç’ı yere göğe sığdıramayanlar, şimdi eski alışkanlıkların depreştiğinden, yüksek mahkemenin siyasallaştırılmasından, eleştirilerin sığlığından tutun da 40 numara yağcılık adına aklınıza ne gelirse hepsini peş peşe sıralıyorlar.

Akıl almaz suçlamaları köşelerine taşıyanlar, bu konuşmadan dolayı Haşim Kılıç’ı CHP’nin cumhurbaşkanı adayı ilan edenler de var!

Düşünüyorum da fikirlerini paylaşacakları bir köşesi olan, elinde kalem akıl hocalığı eden, kendilerine sunulan bu imkânı kişisel fikir ve düşüncelerini yansıtırken, toplumun değer yargılarına, Devlet ve milletin birlik bütünlüğüne daha çok bağlı kalarak kullanması gerekmez mi?

Hâlbuki AYM başkanının konuşması üzerinden fikir yürütenler Ünlü aktör Şener Şen’in Züğürt ağa filmindeki yaptırdığı “memişhaneye “ ağanın b… üstüne b… “ olur mu felsefesi ile değerlendiriyorlar.

Bu memlekette Rüstem Paşa konuşacak gayrısı susacak!

Böyle bir  demokrasi muz cumhuriyetlerinde bile yok artık!

Biri çıkacak AYM’nin verdiği kararı eleştirecek, gayrı milli bulacak, tasvip etmeyecek, sırtındaki cübbeye laf edecek; Haşim kılıç gömlekten söz edince, önüne gelen acımadan eleştirecek.

Türkiye her şeye rağmen, Mustafa Kemal Atatürk’ün attığı sağlam temeller üzerinde “Fikri Hür- Düşüncesi Hür”  İnsanların ekseriyetle demokrasiyi içine sindirdiği bir ülke.

Osmanlı hayranlarının ileri demokrasi adı altında çaldığı maya, “Yeni Türkiye” diye diktiği diktatörlük fidanı, Rüstem’in dilinde tüy bitse bile asla tutmayacak.

Anayasa Mahkemesi kuruluş yıl dönümü merasimine katılan seçilmiş ve atanmış protokol mensuplarının fotoğraflarını mutlaka, tek tek inceleyin.

AYM başkanı Haşim Kılıç’ın konuşmasından, protokoldeki yalnızca bir kişinin rahatsız olduğunu yüzünden okuyacak, yakından göreceksiniz.

Dahası da var!

Cumhurbaşkanı Gül’ün konuşmanın bir bölümünde bakışlarını Kılıç’a çevirerek gülümsediğini, gülümserken çok doğru şeyler söylediğinin altını çizdiğine şahit bile olacaksınız.

Demokrasilerde yalnızca Vezir-i Azam konuşmaz, Ankaralı Turgut’un İfadesiyle “ağzı olan konuşur”…

Birileri istemese de demokrasiyi içine sindirecek, konuşmaları hazmedecek, arenada matadorun elindeki kırmızı pelerini görmüş boğa gibi konuşmacıya saldırmamayı da öğrenecek…

CHP veya MHP’ye Cumhurbaşkanı adayı arayanlar sabah kalkınca aynaya bir baksınlar.

Türkiye 76 milyon nüfusu ile içinden soyu sopu belli, yedi göbek soy ağacı bilinen bir aday bulacak ve Türk Milletinin önüne çıkaracaktır.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Değerli Necati Kavlak, Konuyu bağlarken, dilerseniz, Robert Kolej kurucularından (ABD'li)Rahip Cyrus Hamlin'in, okulu hangi amaçlarla kurduğunu ve yetiştirdikleri öğrencilerin, (Osmanlı İmparator'luğu topluluğundan ayrılarak) hangi devletlerini kurduklarına bakabilirsiniz. Bu manada, Halide Edip'den bu okuldan mezundur. (Türk Devleti'nin kuruluşunda vardır. Doç. Dr. Bülent Özdemir, "I.Dünya Savaşı Yıllarında İngiliz istihbarat Raporları, Sahife;50" eserinde; "Halide Hanım, bir Yahudi. Tanin’de yazmakta. Çok iyi bir romancı." Notu vardır. (Bilirsiniz, Halide Edip, ABD mandası isteyenlerdendir)Şimdi bir senaryo yazalım; -Emanuel Karasu, İttihat-Terakki'yi kurmuş; Moiz Kohen/Muhsin Tekinalp Türk Milliyetçilik akımının önde gelenlerinden; Halide Edip, Ünlü Türk Milliyetçisi. Bunları araştırsanız, Lütfen, "Hayim Nahum" (Naum)Lozanda İnönü'ye müşavir ve Son Osmanlı Hahambaşısı'nı da araştırabilirsiniz, Nahum'un bir süprizi olacaktır. Nezaketiniz için teşekkür ediyorum. Sağlıcakla kalınız.

Canmehmet 
 04.05.2014 17:54
Cevap :
Sevgili Canmehmet! Birinci Dünya savaşından sonra, Cumhuriyetin kuruluşuna giden yolda, taktir edersiniz ki asfalt yok. Dikenler, çalılar, çaltılar ve özene bezene döşenmiş mayınlar söz konusu. Dünya devletleri akbaba gibi nerede bir leş görse başına üşüşür bir parçasını kopartabilir miyim sevdasıyla uçar da uçar. Elbette açılan okullarda siyasi beklentiler, ekonomik ve de geleceğe dönüp hesaplar vardır. Bundan sonrada olacaktır. Tarih yazmak, hikaye yazmak kadar kolay olsaydı, önüne gelen tarih yazardı. Şimdi aynı dönemi yazan iki tarihçi olsak 2 asır sonra yazdıklarımızı okuyanlar anı dönemi yazdığımıza tanık isterdi. Kaldı ki geçen dönem yazdığım gibi olaylar dönemi içinde çok farklı aynalarda seyredile biliniyor. Örnek mi istersiniz? Bu Gün TBMM'sini izleyin Filmi çekilen hırsızlığın nasıl da sütten daha ak olduğunu anlatan adı ak kendi kunduz olanlara şahit olacaksınız. Ayırdığınız zaman için sonsuz teşekkürler.   05.05.2014 15:03
 

Değerli Necati Kavlak, "Atatürk'e karşı nefret!" vb, ifadeler, İstilal Savaşı ve o dönemi tartışmaya açtırmamak için yapılan bir cinliktir. Celal Bayar-İnönü ikilisi tarafından "Atatürk'e Muhalefet kanunu" çakarılması gibi. Çıkarılmasının arkasında, "Lozan antlaşması" ve ".. Bankası" üzerinden yapılan "Affairisme!" vb. (1919-1923) Dikenli tel sahası vardır. Açık ifade edersek, Ne Çanakkale Savaşları, Ne Sakarya Savaşı ne de Yunanlıların işgal ve ülkeyi terk etmeleri, resmi tarihte anlatılanlarla ilgisi yoktur. İşgalciler, geleneklerine göre bir devlet kurmuş ve gitmişlerdir. İspatı, Ülkeyi işgal eden İngiliz-Fransız ve İtalyanlarla değil, bizi taşeron Yunanlılarla çarpıştırmalarıdır. Bunun arkasında da kurulacak bir devlete zemin hazırlamak vardır. Meraklıları yaklaşık bin kitap okumadan bunu çözmesi mümkün değildir. Çünkü devletimiz, bilgileri (sayılan nedenlerle, "Halk hazır değil!" anlayışı ile)paylaşmamaktadır. Konunun M.Kemal Paşa ile de çok ilgisi yoktur. Sağlıcakla kalınız.

Canmehmet 
 02.05.2014 14:20
Cevap :
Hocam size ön yargılı davranmak istemiyorum. Atatürk Ve Türkiye cumhuriyeti devletinin kuruluşu kapalı kapılar arkasında,gizli kapaklı "oslo"görüşmeleri misali yapılmamıştır. İnönü meydan muharebesi, Sakarya savaşı, Büyük taarruz bırakın askerleri,Halide Edip Adıvar gibi Kadınlarımızın da tanıklığında gerçekleşmiş, Halide Edip Savaş'ın dehşetini ifade etmek için "Tanrı Türk'ü Kanla İmtihan Ediyor" vecizesini lügate kazandırmıştır. Türkiye'de kalıpta gizli emellerini saman altından gerçekleştirmek isteyen gayrimüslim kökenli, Tanımı "Türk Gençliğine Hitabede eksiksiz yapılan "bedbahtlar" kurulan cumhuriyeti, Kuran Mustafa Kemal Atatürk'ü ellerinden geldiğince küçültmeye çalışmışlar ve halada aynı gayreti göstermekten çekinmiyorlar. Soyu sopu belirsiz soyacağını açıklamaktan gocunanlar gözlerimizin içine baka baka Atatürk'e, Cumhuriyete dil uzatma cüret ve cesaret gösteriyor. Atatürk Türk Gençliğine hitap ederken "Muhtaç olduğunuz kudret damarlarınızdaki asil kanda mevcuttur" diyordu.  03.05.2014 12:18
 

Değerli Necati Kavlak, (2/2) Osmanlı’da, “Monarşi ve Meşruti Monarşi” vardır. Bu, Eski Türk örf ve adetleri ile İslam kültürü karışımıdır ve Sultan; siyasi, askeri, hukuki, sosyal manada en üstedir. Ancak, uygulamada Padişah’ın yetkileri sınırlıdır. Kararlar Bir divan tarafından alınmaktadır. (Sadrazam, Vezir-i Azam, Rumeli ve Anadolu Kazasker'leri, Defterdar, Şeyhülislam, Kaptan-ı Derya ve Nişancı üyedir.) Şeyhülislam: Verilen kararların İslam'a (hukuka)uygunluğunu kontrol eder. Bugün; “Kuvvetler ayrılığı” karşılığıdır. Ünlü Sultan 2. Abdülhamit, 4 Mebusun sunduğu (Şeyhülislamın) hal kararı ile azledilmiştir. Osmanlı'da, Sokaklar (asker-ulema-halk), ne zaman, "istemezük!" demişse, padişahlar gitmiştir. Özetle; Her olay kendi değerleri içinde değerlendirilmelidir. "Kızıl Sultan!" İftirası ile damgalanan 2. Abdülhamid'in, (Mahkeme kararı ile) sadece ana-babasını katledenin dışında idam kararı yoktur. İttihatçı/darbecilerin kaç kişiyi sorgusuz idam ettiği ortadadır. Sağlıcakla kalınız.

Canmehmet 
 29.04.2014 14:34
Cevap :
Canmehmet Bey Merhaba! Okumayı sevdiğiniz, tarihle yakından ilgili olduğunuz yoruma yansıyan düşüncelerinizden anlaşılıyor. Keşke Türk milletinin ekseriyeti de okumaya karşı hevesi olsa, sevse ve de taklitçilikten tetkik etmeyi seçse diye geçti yüreğimden. Şayet eğitim sistemimiz okuma alışkanlığı ve sevgisi aşılasa idi biz bu gün bu konuşmalara takılıp kalmazdık diye değerlendiriyorum. Osmanlı yönetimini, icraatını tarihin zaman diliminde değerlendirmek, şayet rejimle ilgili konuşmak gerekirse o şarlar içinde tartışmak gerekir diye düşünüyorum. Osmanlı iyisi- kötüsü, doğrusu- yanlışıyla 6 asır yaşamış ve tarihte yerini almış bir imparatorluk. Sanıyorum konuşulması gereken Osmanlı ruhu canlandırma sevdalısı, okuma yazma özürlülerin Çağdaş cumhuriyet rejimine karşı tutum, davranış ve de Atatürk'e karşı besledikleri kin nefret olmalı... İmparatorluk sevdası niye? Dönemin imparatorlukları öyle yada böyle tek tek çökmüşken(roma, Bizans,vs) Osmanlı hayranlığı neden?   02.05.2014 11:38
 

Değerli Necati Kavlak, (1/2) "Osmanlı Yönetimi"ni, Batı Medeniyeti penceresinden görürsek, haklısınız, ortaya “iki dudak arasındaki karar!" görüntüsü çıkacaktır. Bu manada Batılı Yönetim anlayışlarına bakalım; "Monarşi", bir hükümdarın devlet başkanı olduğu, yetkinin babadan oğula geçtiği yönetimdir. Cumhuriyetlerde ise, devlet başkanı seçimle gelmektedir. 18'nci yy'da, "Meşrutî" adı verilen yeni bir tür monarşi doğar. Buna göre hükümdarın yetkileri, bir anayasa ile tanımlanmış ve sınırlanmış (Parlamenter Demokrasi) Kral, devletin simgesi'dir. Yürütme yetkisini bir hükümettedir. Hükümet de, halk tarafından seçilmiş bir millet meclisinin kararlarına uymak zorundadır. (Örnek; Hollanda, Danimarka, İngiltere, İspanya, İsveç, Belçika.) İngiltere’de (1649–1653 Yılları arası) bir cumhuriyet kurulmuş ancak, iç karışıklıklar nedeniyle parlamento, sürgündeki kral II. Charles'i krallığı yeniden kurmak üzere (1658'de) İngiltere'ye davet etmiştir. Bu sistem devam etmektedir, Şimdi Osmanlı:./..

Canmehmet 
 29.04.2014 13:56
Cevap :
3. kuşak padişah Sultan Murat, yüzünü batıya dönmüş, Osmanlı topraklarına Trakyayı Bulgaristan'ı vs katarken, Diyarbakır’da Karakoyunlu Türkmen beyliği hüküm sürmektedir.(kaynak Alphonze de Lamartine) Demem o ki Osman Bey, Orhan bey ve Sultan Murat dönemi milli kimliğini koruyan ve de soydaşlarının beyliklerinden rahatsız olmayan Türk’e yakışan bir soy! Ne zaman Devşirmeler devlet yönetiminde söz sahibi olmuş ondan sonra hem İmparatorluk hem de beylikler tarihin kara kaplı sayfalarında yer almaya başlamış. Şimdi bir kişi çıkıp da diyebiliyor mu, Diyarbakır bir zamanlar Karakoyunlu Türkmen beyliğinin yurduydu diye? Diyemez. Demeye ne kültürü ne de meşrebi müsaade etmez. Aslında yazılacak, tartışılacak konuşulacak çok şey var! Lakin siyaseti öyle karmaşıklaştırdılar ki tarihi bile siyasi düşünce içinde değerlendirmek ya da öyle algılamak zorunluluğu önünüze çıkıyor. Lafı çok uzatmanın anlamı olduğunu düşünmüyorum. Yorumlarınız yazıya daha da anlam kazanmıştır. Teşekkür ederim.   02.05.2014 12:23
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 378
Toplam yorum
: 154
Toplam mesaj
: 19
Ort. okunma sayısı
: 420
Kayıt tarihi
: 27.08.07
 
 

Karanlığın düşmanı Işık! Gecenin zifiri karanlığı, şafak sökerken yerini, ufukta yükselen Gün..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster