Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

07 Ağustos '14

 
Kategori
Öykü
Okunma Sayısı
156
 

Dilşah

Dilşah
 

aşk


Dilşah, evlerinin önündeki bahçede arkadaşlarıyla oynuyordu. Yanında kendinden dört yaş küçük olan kardeşi İpek, komşularının küçük kızları birde iki ev ötede oturan Bilal vardı. Evcilik oyunlarında öğreniyordu sevgili olmayı.Evlerinin alt tarafındaki kameriyenin içine taşımışlardı bebeklerini,oyuncak tencerelerini, tabaklarını ve duygularını. Bilal, baba oluyordu her defasında; o da anne!

Mahallelerindeki en güzel kızdı Dilşah. Gösterişli ve alımlıydı. Bir keresinde babası onu kucağından bırakırken çok canlar yakacak benim küçük zillim, demişti.Dilşah da ben zilli değilim, diye ağlamıştı. Babası, şakayla da olsa onu kızdırmaya devam ediyor; zillisin işte zillisin, diyordu. İşte o günlerde Dilşah’ın kader yolunu çiziyordu babası farkında olmadan. Daha büyümeden çocuk yaşlarda küçük kadın olmayı öğreniyordu Dilşah. Altı kardeştiler: beş kız, bir erkek. Hepsi birbirinden farklı altı kardeştiler. Biraz küçük kardeşi İpek benziyordu ona ama diğer kardeşleriyle hiç benzemiyorlardı. En büyük ablası geçen yaz ailesinin

 hiç de hazır olmadığı bir anda ani bir kararla evlenmişti, mahallelerine “yöresel ürünler” adı altında yiyecek, içecek satan Karadenizli bir adamla. Düğün dernek işlerinden hemen sonra da uzaklara gitmişti. Eniştesi uzaklaştırmıştı ablasını adeta ailesinden. Dilşah,ablasıyla neredeyse bir yıldır da görüşmemişti. Mahalleli ileri geri konuşarak doldurmuştu eniştenin kafasını satış yaptığı zamanlarda.O da karısını alıp memleketine götürmüştü.Dedikodulardan kaçmanın yolunu bulmuştu kendince. Söylentileri Serap’a anlattığında kayıtsız kalmasına şaşırsa da itiraz etmemesinden, duyduklarının gerçek olduğunu düşünüyordu.Öte yandan annesi evde söyleniyor, kızıyordu damadına:

- Beni kızıma hasret bırakıyor bu serseri.Ah kızım, ah!Nesine vuruldun bunun?Üç kuruş zor kazanıyor, kendine bakmaktan aciz adam.

Daha bir sürü sitem ediyordu telefon görüşmelerinde. Hiç bıkmıyordu kendi doğrularını karşıya aktarmaktan.

Meryem altı çocuğu olan bir kadın gibi değildi. Sabahları kalktığı zaman önce kendine vakit ayırırdı.saati bulan bakımlardan sonra büyük olan çocuklarına küçüklerini emanet edip işim var bahanesiyle evden gidiyordu. Çok süslü ve masraflı bir kadındı. Hemen hemen her gün baba işe gittikten sonra annede evden ayrılıyordu. Çocuklar alışmışlardı annelerinin onlarla çevrelerindeki anneler gibi ilgilenmemesine. Zaten normal bir anne gibi de değildi Meryem.

Dilşah okul olmadığı günlerde tıpkı annesi gibi süslenirdi.Tırnaklarına annesinin ojelerinden sürer, dudaklarını boyar, dakikalarca aynanın karşısından ayrılmazdı. Daha çabuk büyümek istiyordu sanki. Kaç kez annesi kızıp çimdiklemişti onu. “Ziyan ediyorsun, elini sürme benim makyaj malzemelerime!Senin yaşın daha küçük!” deyip uyarsa da kızının bir kulağından giriyor öbür kulağından çıkıyordu.Hem kıskanıyordu annesini hem kızıyor ona hem de hayran hayran bakıyordu.

Abisi okulu çoktan bırakmış, uzun zaman önce bir balıkçının yanında işe başlamıştı.Tezgâhta balık satıyor, siparişleri evlere teslim ediyordu.  Gece teknelerle ağ atmaya gidiyordu zaman zaman. Zor işti yaptığı.  Ama kendini sevdirmişti kısa sürede.Çalışkan, güçlü bir delikanlıydı. Bununla birlikte soğuktu fazlasıyla.Samimi olmaktan kaçınırdı.Ailesi ve çevresiyle mesafeliydi. Eve ara sıra gelebiliyordu, oda üzerini değiştirmek ya da balık getirmek için. Bu mahalleye taşınmadan önce Pasaklı Gülsüm’ün kızıyla bakışıp konuşuyorlardı. Aralarındaki yakınlık onu gizliden gizliye bağlıyordu Nebahat’e. Eski mahallesine çok sık gitmeye başlamıştı. İleriye dönük düşünceleri, hayalleri vardı. Bir yuva kurmak istiyordu elbette ama açılamıyordu bir türlü ailesine. İçinde tutuyordu düşüncelerini. Annesine özellikle söylemiyordu. Çünkü durumu bilirse asla kabullenmez, zengin bir kız ile evlenmesi için zorlardı oğlunu.

Babası neredeyse yıllardır, işten çıktıktan sonra eve gelmezdi.Sokaklarda, kahvehanelerde oyalanır;  havanın kararmasından çok sonra, yatmaya yakın eve gelirdi. Kendini o eve ait olmayan biri gibi gösterirdi çevresine. Bütün sorumluluk, bütün yük Lale’nin üzerindeydi.Dilşah’ın iki numaralı ablası Lale, evin işlerini bitirmeye çalışırdı ağlaya zırlaya.

- Bıktım sizden.Kaçıp gideceğim bu evden. Ceren, topla kardeşlerini ve ödevlerini yaptır.Annem gelince çimdikler yoksa kolunu yine.Zaten çürümeyen yerin kalmadı.

Ceren, bu eve misafir gibide olsa gelip gidiyordu işte. Biraz halalarında, biraz kardeşlerinin yanında çocukluğunu yaşıyordu. Halaları onun kollarındaki çürükleri görseler Meryem’i bir güzel döverlerdi.Ceren, kardeşlerini özlediği için bulduğu her fırsatta -özellikle de hafta sonları- mutlaka geliyordu.

Ceren, korkudan hemen Lale’nin söylediklerini yapmaya başladı. Anneleri sabah çıktığı evden kocası gelmeden dönmüştü yine.Gerçi kocasının olması hiçbir şey ifade etmiyordu Süslü Meryem için. Suçunu bastırmaya çalışan aciz insanlar gibi havada uçuşan gereksiz cümlelerinin sonu gelmiyordu bir türlü.Çok ve boş konuşuyordu böyle zamanlarda. Evin içinde emirler yağdırıyordu. Neden bu kadar çok çocuk doğurduğu da merak konusuydu. Kendine bu kadar özen gösterirken vücudunun bozulmasına aldırış etmeden çok sık anne olmuştu.Şimdi ise pişmandı belli ki.Laleye dönerek “Hazırladın mı yemekleri?” diye sordu. Mutfağın içinde bir o tencereyi bir bu tencereyi açıp kapattı. “Haydi,doyur kardeşlerini. Ben tokum.” dedi makineye çamaşırları doldururken. “Duşa giriyorum.Babana da ayır yemekten.Keyfi gelince teşrif eder.” diye konuştu bir süre daha öylesine. Makineyi çalıştırdıktan sonra da duşa girdi.Saçlarını sarıp havluya, bornozuyla salona çıktı. Dilşah, annesini hayranlıkla izliyordu.Meryem, sigarasını yakıp bir süre oturdu koltukta.Bu sırada Lale masayı hazırlamış, kardeşleriyle birlikte yemek yiyordu. Anneleri oturduğu koltuktan kalkıp odasına gitti, giyindi, kokularını sürdü. Eve gelirken aldıklarını poşetlerden çıkarıp yerleştirmeye gitti. Yine birçok şey almıştı eve birde kendine ayakkabı. Dilşah hemen kalktı masadan.Yemekten çok daha önemliydi çantaların içindekiler. Merak içinde annesinin bıraktığı paketi açıp giydi ayağına ayakkabıyı.

- Bunlar çok güzel anne.Bana da alır mısın?

- Çıkar  çabuk onları ayağından. Belini kıracaksın.Sana göre değil onlar.

“Sana göre değil onlar.” için artık çok geçti. Annesini örnek alan bir çocuk gibi davranmıştı. Bugünlerindeki lanet okuduğu kaderinin ilk adımlarını o günlerde attı Dilşah.

Günlerden bir pazartesiydi.Yaz mevsiminin başları, okulun son günlerindeydi.Dilşah on beş yaşına girmişti. Ailede okula gidebilen şanslı çocuklardandı.Aklı bir karış havada da olsa bunu önemsiyordu. Saçları sapsarı ve belindeydi.Saçlarını okulun bahçesine gelene kadar toplamıyordu. Öğretmenlerinden korkusuna zoraki örüyor, teneffüslerde de tekrar açıyordu. Söz konusu kendi olunca annesini aratmayan bir megalomanlıkla özeniyordu etrafına ve seviyordu kendini.Etrafında dolaşan, ona hayran olan erkeklerin çıkma tekliflerine ne hayır ne de evet diyordu.Onları parmağında oynatıyordu adeta. İlgi çekmekten hoşlanıyordu. Neredeyse sınıftaki tüm kızlar ona gıcık olsalar da öylesine cezbedici duruyordu ki istemeye istemeye kendilerini onun yanında buluyorlardı. Yaşının üstünde olan çekiciliği, başına bela olma yolunda gidiyordu. Okul önlerinde bekleyen ve ağızlarının suyu akan serserilerin önünden geçerken ona atılan lafların altında ezilmiyor, duyduklarından utanmıyor, tam tersine mutlu oluyordu.

İşte o pazartesi günü gördü onu. Hayli eski, derme çatma bir otomobille okulun kapısında duran, tipi sınıftaki çocuklarla karşılaştırıldığında vasat olan, kıvırcık saçlı, kısa boylu adamın yoluna çıkmasıyla başladı her şey. Adam ona göre en az on yaş büyüktü.Ona tanıdık gibi geliyordu adam sanki.Birkaç kez buralarda gördüğünü zannetti.Daldı gözleri.Adamın yüzünü tanımak istercesine taradı bakışlarıyla. Evet, evet!Yanılmıyordu.Resim öğretmeninin eski çıktığıydı.Gözlerini Dilşah’a dikmişti çoktan. Okul çevresindeki kaldırımlarda oturan salyalı çocuklara nispet yaparcasına Dilşah’ın yanına yaklaşıp elini uzattı.

Devam edecek

ilhan gündoğdu bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 110
Toplam yorum
: 33
Toplam mesaj
: 1
Ort. okunma sayısı
: 139
Kayıt tarihi
: 24.12.11
 
 

1965 Zonguldak doğumlu ve halen Zonguldak'ta yaşamaktayım.Yazarım ve çeşitli platformlarda sunucu..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster