Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

11 Ağustos '09

 
Kategori
İnançlar
Okunma Sayısı
527
 

Din, dindarlık ve oruçsuza dayak!

Din, dindarlık ve oruçsuza dayak!
 

"Din terakkiye manidir" ya da Marks'ın ifadesiyle; "Din toplumların afyonudur" düşüncesi, laik eğitim sürecini yaşamış, Batı modernliğini benimsemiş "aydınlar" tarafından çoğu zaman tartışmasız bir "ön kabul" olarak karşımıza çıkmıştır.

Bu yaklaşıma göre, insanlar dindarlaştıkça demokratlıktan ve hoşgörüden uzaklaşırlar. Çünkü, dindarlık bir yönüyle kendi inandıklarını başkalarına da "dayatmayı" gerektirir.

Bu temel kabullerin özünde Ortaçağ'ın Hristiyan dogmatizminden kurtulmak için, "aydınlanma" mücadelesi vermiş Batılı düşünürlerin etkisi vardır. Hatta, buna etki demek bile yetmez; bu düşünceler çoğu zaman doğrudan doğruya transfer edilmiştir.

Dindarlaşmanın ilerlemeye veya demokratikleşmeye mani olması durumu, Ortaçağ Avrupasının bir gerçeğidir gerçi, ancak İslam dünyasının da bir gerçeği imiş gibi kabul edilir.

Bu bakış açısı, söylediğim gibi, dine ve dinler tarihine Batılı gözlerle bakmanın doğal sonucudur. Halbuki, İslam'ın bir ortaçağı olmamıştır. Hristiyan dünyasının Ortaçağ karanlığını yaşadığı tarihi dönemler, Müslümanlar açısından hiç de öyle değildir.

Sorunu sadece, ilim, fen, sanat açısından ele almıyorum. Bugünün gelişmiş toplumlarınca kabul edilen, demokrasi, hoşgörü ve insan hakları açısından da ele alıyorum.

Dindarlığın "bağnazlık" la eş anlamlı olduğu fikri, bugün bile zihinlerdeki yerini koruyor. Oysa, Hristiyan Ortaçağ'ının yaşandığı dönemlerde, İslamın hoşgörüsünü yaşatan Mevlana gibi, Yunus Emre gibi, Hacı Bektaş Veli gibi din büyükleri, dindarlık konusunda da öncüydüler.

Eğer, dindarlık insanı bağnaz yapıyorsa, Mevla'yı, Yunus Emre'yi, Hacı Bektaş'ı nereye koyuyorsunuz? Onlar dindar değil miydi?

Hristiyan Ortaçağının dindarlığının "bağnazlık"la eş anlamlı olduğunu Batılılardan aynen kopyeleyerek alan bizim "aydınlarımız", aynı şeyi İslam'a yakıştırılmakta tereddüt göstermemiştir. Madem ki, İslam da bir dindir, o halde Hristiyanlık için geçerli olan neyse, İslam için de o geçerli olmak zorundadır!!

Bu tarihi "yanılsama", bugün din adına hoşgörüsüz ya da faşizan eylemler yapan belli kimseleri de "dindar" kefesine koyuyor. Eğer, oruç tutmadığı için bir insan dövülmüşse, bunu yapanlar belli ki "dindar" kişilerdir. Bu basit mantığa göre, dindar olmayanın, kimsenin orucuyla, namazıyla ilgisi olmaz; çünkü kendisinin bunlarla bir ilgisi yoktur. Yani sonuçta, dindarlık, oruç tutmaya getirip kilitleniyor..

Oysa, bugün Anadolu kentlerinin çoğunda Ramazan ayında oruç tutmak, dini bir emri yerine getirmenin ötesinde "örfi" bir özellik taşır. Oruç tutan insanların pek çoğu da, bunu sadece "aç kalmak" olarak algılar ve açlıklarının acısını bazan de, oruç tutmayanlardan çıkarırlar. Bu, çok basit bir hayvani dürtünün sonucudur ki, "ben yemiyorken sen niye yiyorsun" şeklinde formüle edilebilir.

Bunun dini gerçek manada anlayıp yaşamaya çalışmak demek olan "dindarlık"la nasıl bir ilgisi olabilir? Aksine, bu davranışlar dini bilmemekten kaynaklanan, içgüdüsel tepkilerdir.

"Oruçluyken size sataşanlara, ben oruçluyum, diyip uzaklaşın" diyen bir dinin dindarı, oruç tutmadığı için bir insana sataşabilir mi?

Ama oluyor, diyorsanız; ben de diyorum ki, bunu yapan insan dindar olduğundan değil, aksine dini bilmediğinden yapıyor. Aynı kişi size, farklı bir "ırk"tan, hatta farklı bir memleketten olduğunuz için de sataşabilir. Arabanızın plakasına göre sizi değerlendirip üzerinize gelebilir. Rakısını içip kafayı bulunca, kılığınıza kıyafetinize bile söz söyleyebilir. Neden bana yan baktın, kavgasına girişebilir. Hatta, devletin "resmi ideolojisini" savunma adına, sizi ülkeden sürmeye kalkışabilir.

Osmanlı bir "din devleti" değildi ama dinin esaslarını dikkate alırdı. Aynı Osmanlı, bugün bizim tahammül edemediğimiz dinlere de, kavimlere de tahammüllü ve hoşgörülü idi. Osmanlıdaki hoşgörüsüzlük iklimi, aydınların kendi dinlerinden uzaklaşıp Avrupa milliyetçiliğini ve sekülerizmini hayat düsturu yapmalarından sonra başlamıştır. Tarih ortada duruyor nihayetinde.. Bugünkü "hoşgörüsüzlüğümüzü" de bu sürecin devam etmiş olmasına borçluyuz. Size oruç tutmadığınız için sataşan "dindarlar" hangi "mederese"de okumuş; hangi "zaviyede" arınmış, dersiniz?? Sakın Cumhuriyet okulları olmasın okudukları!

İnanmak özgürlüktür; inanmamak da özgürlüktür.. Üstelik bu özgürlüğü kullarına Allah vermiştir. Eğer, inananlar bunun aksine davranışlarda bulunmuşlarsa, Allah'ın tanıdığı özgürlüğü insanların elinden almak gibi büyük bir günah ve zulüm işlemişlerdir..

Böyle büyük bir günahı işlemek ve insanlar zulüm yapmakla dindarlık nasıl bağdaşır?

Hem günahkar, hem "dindar" olunabilir mi?

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 1636
Toplam yorum
: 4233
Toplam mesaj
: 224
Ort. okunma sayısı
: 793
Kayıt tarihi
: 19.01.08
 
 

Edebiyat, kamu yönetimi ve gazetecilik tahsili... 27 yıllık eğitimcilik hayatından sonra emeklili..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster