Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

31 Temmuz '20

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
32
 

Din, Diyanet Üzerine

Tüm dünyada bu şekilde midir bilmiyorum ancak özellikle Avrupa’da kiliselerin fakirlerle doğrudan iletişimde olduğunu yerinde gördüm. Misal bazı ülkelerde kiliseler açtıkları aş evlerinde fakirlere yemek dağıttıklarını yerinde gördüm. Başka bir ülkenin bir eyaletinde kiliselerin ilkokullar işlettiğini, bizzat eğitimin içinde hatta patronu olduğunu yerinde gözlemledim. Kiliselerin ülkelerinin genel hedefleri, özel hedefleriyle alakası, ciddi planlamaları hatta devletle eşgüdüm içinde çalışmaları dolayısıyla dinin Avrupa’da devletlere ve milli hedeflere odaklanması, etkisi sanıldığından daha güçlüdür. Bu vasıfları ile belki de en milliyetçi yapılar Avrupa’da kiliselerdir denilebilir.

Bu durum günümüzün gerçeği değil Ortaçağ sonrasında devam edegelen bir süreçtir. Öyle ki İspanya, Portekiz kolonileşme sürecinde yaptıkları en önemli çalışmalardan biri de din olmuş, Afrikalı bazı liderler yüzyıllar sonra; “Avrupalılar bize gözümüzü kapatarak dua etmeyi öğretti, gözlerimizi açtığımızda bizim elimizde onların İncil’i, onların elinde ise bizim topraklarımız vardı” diye misyonerlik çalışmalarının onlara sonuçlarının acı itirafından başka bir şey değildir.

Avrupa’da içeride toplumu birleştirme görevi üstlenen kilise, dışarıya saldırmak için kullanılan pamuk eldivenli boksörleri olmuştur. Pamuk aslında pek çok anlama gelir. Bizde de pamuk tıkamak diye kullanılan deyimler vardır ki şimdilik onlara girmeye gerek yok!

 

*

 Ülkemizde ise bu işleri düzenlemekle ilgili kurumlar var ve başta diyanet olmak üzere camilerimiz ve kadrolu ekiplerimize rağmen hemen her yıl ülkede dindar demeyelim de dinin gereklerini yerine getiren sayısı azalıyor mu artıyor mu o konuda bir çalışma olmadığından sonuçları tam olarak asla bilemeyiz.

 

 Aslında kadrolu ekiplerin başarı ve başarısızlıklarındaki temel felsefi yaklaşım camiye gelenlere ve inanalar nasihat vermek şeklinde özetlenen bir çalışma kurgusu şeklinde işlediğinden sayının artması beklenmemelidir diye düşünülebilir. Avrupa’da kiliseler kiliseye gitmeyenlere de giderken, bizde camiye giden insanlar bildikleri tekrarları duyar ve geri dönerler.

Bu durumda ülkemizde belki de kadrolu bu ekiplerin hedef kitlesini gözden geçirmelerinde fayda vardır diye düşünüyorum.

Bu ülkede zaman zaman çok kötü duruma düşse de aç kalsa bile bunu çevresine göstermeyi utanç vesilesi yapan önemli bir kesimle, her durumunu mağduriyet gösterisi olarak sunan başka bir grup olduğu aşikâr. Bu birinci grup, bence ülkenin motoru, yürüyüş takımları, (beyni hariç) hemen her şeyi. Aslında diğerleri, diğerlerinin desteğiyle bu grubun sırtından geçiniyor. İlk gruba nazaran ikinci grup çalışmayı sevmiyor. Ne kadar para o kadar şey mantığı ile para ile takas edilebilir değerleri takas etmekten çekinmiyorlar. Sabit değiller, her an değişkenler, kendilerine “uyanık” da diyen bu grup belki sayıca az olabilir ama az önce belirttiğim gibi zaman içinde birinci gruptaki insanlara da gına gelip geri çekildiklerinde siz o zaman seyreyleyin samanlık nasıl seyran oluyor!

Ülkenin kumu, çimentosu olan birinci gruptakilerin sayısı günden güne azalıyor. Yükü sırtlayanlara şimdilerde zorunlu olarak göçmenler eklense de bu durum ne zamana kadar sağlıklı işleyebilir doğrusu benim bilgim dâhilinde değil!

Sağlıklı bedeni olduğu halde çalmamayı bir gurur vesilesi yapan kadrolu hırsızların, insanları canından bezdirdiği, gün içinde çaldıklarını aynı günün gecesinde şehrin bazı semtlerinde gece yarısından sonra kurulan “Hırsız Pazarlarında” hemen herkesin malumu.  Değilse de şimdi öğrenmiş oldu! Öyle ki evinizden, işyerinizden çalınan bir eşyayı erken davranırsanız gidip oradan sorabilirsiniz.

Hırsızlık, elbette adi hırsızlık olarak düşünülemez, bu hırsızlığın en adi ve en basit şeklidir. Emek hırsızlığı, fikir hırsızlığı, gönül hırsızlığı, değer hırsızlığı… Normalde birçok türünün içindeki en masum kalanı adi hırsızlıktır bence. Çalışmadan kazananlar, üretmeden kazananlar daha büyük oyuncular olmakla birlikte eylemlerinde yasal olarak herhangi bir suçun olmaması bu konuya ilgi gösterenlerin gözlerini kamaştırmaya yetecek hatta artacak değerde güzellikler sunuyor. Adi suçlar da zaten diğerlerine göre son derece masum ve amatör kalmasından ötürü pek de suç da sayılmıyor.

*

Hemen her durumda olduğu gibi çaresizlik, umutsuzluk kabul edilebilir bir durum değildir, olamaz. Ortaya yeni fikirler koymak söz konusu birinci grubun varlığını temin etmeli, sayının artması için ciddi efor sarf etmeliyiz. Aksi halde gök kubbe ansızın tepemize çöküverecek. Bu konuda müsaadenizle bazı fikirlerim ve önerilerim var. Bunlar:

Camiler ve diyanet hazır durumdaki, inanan ve teslim olmuş Müslümanlara sürekli öğrettikleri değerlerini öğretmek üzere boşa harcadıkları zamanı daha iyi değerlendirmek üzere inanmayanlar üzerine yoğunlaşmalıdır.

Bu şekilde gerçekten kişi hırsızlığın suç olduğunu bilmeyebilir ona öğreterek hırsızlık yapması önlenebilir. Daha sonrasında birinci grubun her zaman yapageldiği alın terinin kutsiyeti üzerine kapsamlı çalışmalar yaparak kişileri üretken olmaya teşvik edebilir. Neticede bir evin, arabanın kapısını saniyeler içinde açanlar elbette yeteneksiz kişiler olamaz ama en azından bu yetenekleri doğru yollara sevk etmek üzere din ehli uzmanlar bir plan dâhilinde çalışabilir.

Diyelim ki bir caminin yirmi tane sürekli cemaati var. Bu insanlara hırsızlığın suç olduğunu anlatmak, zinanın toplumdaki etkilerini anlatmak elbette önemlidir ancak sürekli cami içindekilere anlatarak bilene, inanana inandığını anlatmak faydasız denemez ancak sürekli tekrar bir zaman kaybıdır. Çünkü değerlerini bilenlere, ya da bilene bildiğini anlatmak, gereksizdir.

Bu konuda diğerlerine zarar verenler, örneğin hırsızlar üzerine, büyükten küçüğe tüm suçlar üzerine çalışma ekipleri kurarak olur da dini bilmeyenlere dinini öğretir ve alın teri ile çalışanlara değil de bilerek ya da bilmeyerek alın teri hırsızları olan insanları dine davet ederek, onları insan olmaya teşvik ederek daha fazla faydalı olacağını düşünmekteyim. Dini kurumların çalışma alanları İslam’ı öğretmek ve sonrasında da iyi öğrenemeyenler, diğer insanlara zarar verenler olmalıdır. Bu sebeple din adamlarının ülke içindeki görev yerleri değiştirilmelidir. Misal en fazla çalışma alanı rehabilitasyon sebebiyle belki de hapishaneler olmalıdır. İçerideki yapıyı düzeltip ideale ulaştırmadan dışarıdaki, İslam’ı tanımayanlara ulaşmak zor. Ancak her Müslüman bilir ki, önce kendisi örnek olduktan sonra, diğerlerini, İslam’ı bilmeyenlere İslam’ı anlatmak, sonrasında davet bir görev değil midir? Ancak kadrolu olarak bu işi yapan profesyoneller varken diğerleri bir adım geri çekilmekte, onlar da sadece içeride kalmakta, hatta tam anlamıyla bütünlüğü dahi sağlayamamakta hatta zaman zaman da tartışma konusu olmaktadırlar.

Buralarda bir söz var, iyi olan neylesin malı, kötü olana ne gerek mal. İyi olanlar, dinin gereklerini şeklen değil de olması gerektiği gibi yapanların sırtından diğerlerini indirmeye çalışmak da önemlidir. Aksi halde çalışmaktan başka her geçim yolunu mubah görenler halde camilerin halılarını dahi çalıverirler…

Dinin çalışma sahası sadece dindarlar olmamalıdır. Eğer Peygamberimiz ve sahabeler de böyle davransaydı, ortada İslam diye bir din olmaz, kendileri söyler kendileri dinlerlerdi. İslam Dinin gereklerini yerine getirmeyenler, getirenlerden daha önemli bir çalışma sahası ve alanı olmalıdır.  Mafyalar, uyuşturucu satıcıları, yasadışı her şeyin ticaretini yapanlar, cinayet işleyenler, yalan söyleyenler, başkalarının hakkını yiyenler, hırsızlar İslam Dini ve dinin uzmanları tarafından ikna edildikleri takdirde suç oranı azalacak ve herkes kendi gücünce üretici olacak, ülkede fakirlik azalacak ve refah artacaktır. Aksi takdirde zaten samimi olarak inanan, yukarıda sayılı suç veya günahları işlemeyen, işlemeyi de asla düşünmeyen kimseler üzerinde sürekli aynı çalışmaları yapmak pozitif sonuç getirici eylemler kısırdöngüye sebep olmakta,  bu veçhile ile olsa gerek durağanlıktan bir türlü çıkılamamaktadır.

 

 

 

 

 

 

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 1732
Toplam yorum
: 281
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 177
Kayıt tarihi
: 15.10.14
 
 

Bugünün doğrusu yarının eğrisi, dost görünenler düşman ve herşey aslında zıddı olabilir. Büyük ihti..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster