Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

06 Aralık '13

 
Kategori
İnançlar
Okunma Sayısı
1120
 

Din, mezhep, tarikat

Din, mezhep, tarikat
 

Kur’an’da pek çok ayette insanların çoğunun aklını kullanmadığı, birçok şeyi akıl etmediği zaten belirtilmiştir ama ben yine de sorayım:
İnsanlar bu kadar akılsız mıdır?

Din konusunda mesela, dünya üzerinde bir yığın “din” var… çeşit çeşit. Bunların kimi zaten puta tapmak olduğu için onları konu dışı bırakıyor ve asıl, özellikle de yine kimilerince “semavî” diye adlandırılan dinlere bir bakıyoruz… ki aslında doğrusu İbrahimî dindir. Bu kapsamda da yeryüzünde hemen öne çıkan üç büyük din var malûmunuz: Hristiyanlık, musevîlik, müslümanlık. Yani üç "ayrı" din. Oysa hepsinin de inandığı zaten aynı Allah ve o TEK Allah.

Peki o tek ve aynı Allah’a inanç ve iman demek olan “din”in de  yine zaten “tek” olması gerekmez mi bu durumda? Tek ve aynı Allah’ın bilmem kaç tane dini olabilir mi? nasıl olabilir ki bu? İmkansız, zaten olamaz! O zaman niye üç ayrı din?

Hakikaten insanlar bunu hiç akıl edemiyorlar mı?
Öyle ki, Kur’an’da üstelik, Nisa 171. ayette mesela Hz. İsa Mesih’le de bağlantılı bir şekilde ve açık açık ve çok net “üçtür demeyin”, bundan kaçının diye kesin bir dille insanları uyardığı halde dahi, yine bile böyle diyebilmek, böyle kabul edebilmek neyin nesidir? (Bu “üçtür demeyin” uyarısıyla ilgili daha fazla bilgi ve açıklama, yazının altındaki not-2 bölümündedir)

Ve o aynı-tek Allah, son peygamber olarak, üstelik de “kitaplı” son peygamber olarak seçtiği Hz. Muhammed vasıtasıyla da hem bunu, hem de o son kitap olan Kur’an-ı Kerim’de bile “insanlığa-insanlara” bizzat kendi beyanı olarak “Böylece size dininizi artık tamamladım; Dininiz islâmdır.” demiyor mu? (Özellikle Maide 3. ayette bu çok açık ve nettir ve bu husus başka pek çok ayette de o ayetlerin konusuyla bağlantılı olarak dolaylı ve kısmî şekilde yine ifade edilir. Din ile ilgili bu ayetlerin dökümüne de aşağıdaki not bölümündeki linkten ulaşabilirsiniz.)

Evet Maide 3.de mealen: “Bugün size dininizi kemale erdirdim, üzerinizdeki nimetimi tamamladım ve size din olarak İslam'ı seçip-beğendim.” demektedir Allah. Yoksa bunu “sizce” yalnızca araplara mı demiş olabilir? Mümkün müdür bu? Çünkü böyle düşünüyorsanız eğer,  peki  diğer insanları kim yarattı? Onları da zaten yine o tek ve aynı Allah yaratmadı mı?  O halde, haşâ, üç ayrı Allah mı var sizce?

Yani o tek ve aynı Allah’ın kendine bağlanış “yolu” olarak, insanlığı kılavuzladığı “din” de yine zaten “tek”tir  ve adı da “İslâmdır”.  Son peygamber ve son kitap ile de dini artık tekâmül ettirdiğini bildirerek, buna göre İslâmı da bundan önceki tüm Allah’a bağlanış yolu olan inanışlara, yani dinlere ve bunları temsil eden peygamber ve kitaplara "üstün ve asıl" kıldığını belirtmiştir. Yani dinin adı da yine tek ve islam, çünkü islam dini zaten dinin hristiyanlık “aşamasını”da,  yahudilikteki “aşamasını” da kendi bünyesinde kapsayan o aynı ve tek dindir, zaten farklı bir din değildir. O aşamaların devri tamamlanmış, zaman içinde yine insanlarca birtakım dejenerasyonlara uğratıldığı için, daha tekâmül ettirilerek “din” artık son ve geçerli haliyle İslam olarak Allah tarafından son vahiy/kitap Kur’an ile de bildirilmiş durumdadır “tüm insanlığa”!

Kaldı ki hristiyan yani “isevî”, keza “musevî” ve yine kezâ müslim-islâm adları-kelimeleri dahi zaten aynı kökten, “i-sv (sev) ve silm-slm” kökü ve birleşiminden türemiş, yani yine “islâm” kelimesiyle/adıyla aynı anlamda, özdeş kelimelerdir. Barış, esenlik, teslimiyet dayanma-yaslanma, selam anlamındadır. Allah’a teslim olmak, yani hakka-gerçeğe (hakikâte) teslim olmak-dayanmak, buna göre hareket etmek… Öyle ki ayrıca arapçaya da ibranice shalom (şalom) dan geçmiş bir kelimedir “islam”, zaten ibranicede de selam-merhaba anlamında insanların birbirini sevgiyle-barışla kucaklaması, selim,salim ve sulh ile selamlaması-esenlemesi olarak halen de kullanılır, bunu ifade eder. Yani bir “bütünlüğe”- “bütün”e zaten bir vurgu vardır, bir “bütünlüğe-birlik olmaya” zaten bir çağrı vardır; tek olan o dinin (İslamın) altında toplanmaya, kucaklaşmaya.

O halde din ayrımı ne ola ki, niye?!
O tek ve aynı Allah’ın kendi beyanıyla zaten Hz.İsa’dan da, Hz.Musa’dan da, Hz.Muhammed Mustafa’dan da ve dahi Hz.Nûh’u, Hz.İbrahim’i ve daha nice peygamberini anarak-kucaklayarak, yani İslam bünyesinde de zaten bütün bu peygamberlerinden kendi eliçisi olarak bahsederek tüm insanlığa, Dininiz İslâmdır” demesine rağmen, “bunun aksine hareket” peki nasıl olur da bir dindarlık, Allah’a bir inanç, iman, Allah’a saygı, Allah’ı tanıma, kabul, Allaha inanma filan olabilir?!  Ki o Hz. İbrahim ki, hem Hz. İsa’nın, hem Hz. Musa’nın ve hem de Hz Muhammed’in soyundan geldikleri atalarıdır ve keza, bu her üç peygamber de İbrahim dini üzre geldikleri, o dinin de yine müslümanlık olduğu ifade edildiği için yine birkaç ayette, onunla ilgili olarak bile “Kendi nefsini aşağılık kılandan başka, İbrahim'in dininden kim yüz çevirir?” dahi denmiş bulunmaktadır Bakara 130.da…

İnanmıyorlar ki işte demek, Allah’ı kaale almıyorlar ki demek, kimi diyor ki hristiyanım, kimi museviyim, kimi müslümanım deyip ve hattâ biri diğerine düşman, diğerini kötüleyebiliyor bile. Özellikle de hristiyanı-mûsevisi müslümanı; ama tabii müslüman da kezâ hristiyanı ve musevîyi dışlıyor. Hepsi benim dinim diye bir zamanlarki kendi dinine sarılıp, eski usül tutturmuş bir yol gidiyorlar demek ki. Onun için sormak lâzımdır ve tabii asıl da bu insanların kendi kendilerine sorması lâzımdır, bizzat Allah’ın en son lâfzı-beyanı-vahyi durup dururken kapı gibi ortada, bunun neresi Allah’a inanmak, neresinde kalır Allah’a iman? Var mı bunda bir Allah’a gerçekten “inanç”?!

Hattâ öyle ki insanlara bu bile yetmiyor, o kendi kafalarınca ayırdıkları-böldükleri-parçaladıkları aynı ve tek Allah’ın dini olarak benimsedikleri “kendi” güya dinlerinde, bir de onu dahi parça parça yapıp, protestanıydı-katoliğiydi-ortodoksuydu, yok hanefîsi-sünnîsiydi, şiîsi-şâfisi, alevîsi vs gibi “mezhepler” dahi türetebiliyor, hattâ hattâ onların bile içinden “yine” bir çok tarikatlar, şeyhlikler, dergâhlar, filanca patrikhaneler, kiliseler, papalıklar, hahamlar, keşişlikler vs.ler dahi üretebiliyorlar. Uyduruyorlar sadece, yoksa yok zaten böyle bir şey gerçekte! Yok böyle bir şey Allah’ın o tek ve aynı dininde!

Yani, Allah-din filan değildir demek ki bunların dertleri!  Allah’ı tanımak, O’nun “asıl kaynak” olduğunu, O’nu asıl hâkim ve herşeyin başı-özü, asıl “güç” ve yaratıcı, asıl “muktedir” olarak kabul etmek filan değil, aksine “kendileri” bir yerlere bir baş olsunlar da, asıl kendilerinde  bir güç-bir iktidar, kudret olsun da, diğer zevat da onlara biat etsin, onlara kul-köle, inanç-iman, saygı ve onlara itibar göstersin de, onlar için önemli olan budur! Kimi insanların amacı bu olduğunda, diğerleri de akıllarını kullanmayıp bunlara inanıp aldandığında da haliyle ortaya böyle çeşit çeşit din, mezhep, tarikat vs çıkması, tabii ki çok doğaldır da. Ki bunun böyle olduğu-olacağı dahi yine Kur’an’da din ile ilgili pek çok ayette haber de veriliyor, bildiriliyor, bu bile beyan edilmekte ve insanlar uyarılmaktadır üstelik.

Allah da herhalde bütün bunlara rağmen, halâ insanın şu hallerini gördükçe, insana bakıp bakıp  ve zaten Kur’an’da da yine, sık sık ve tekrar tekrar bunu da ifade buyurduğu gibi “Ah insan ah, ben size akıl lûtfetmedim mi, niye onu hiç kullanmıyorsunuz, niye hiç düşünmüyorsunuz” diye insan için hayıflanıp duruyor olsa gerektir.

Onun için,
Ey Allah’a gönülden bağlanış içinde olduğunu düşünen ve öyle olduğunu söyleyen ama aklını peynir ekmekle yemiş insanoğlu-kızı, bilin ki Allah bu duruma herhalde çok güceniyor, üzülüyor ve çok da kızıyor olmalı! Ki bunu da zaten pek çok ayette açık açık ifade ediyor.Kaldı ki, aynı durumda siz olsanız siz de üzülmez miydiniz, kızmaz mıydınız, lanetiniz onların üzerine olmaz mıydı  ve demez miydiniz ki:
“İyi ki dindar bu insanlar, iyi ki bana (yani Allah’a) inanç ve iman içindeler, iyi ki saygıları, sevgileri, benden korkuları var… iyi ki!...”!!!

Peki ya onları affeder miydiniz, yoksa cezalandırır mıydınız?
Ki O Allah ki, böylesi inkârcı ve münkirleri şirke düşmüşler olarak belirtip, “şirk”i asla affetmeyeceğini de zaten “yine” beyan etmiştir de, herhalde inançta mangalda kül bırakmayan o en yüksek imanlı dindarlar olarak bunu da bilirsiniz!!!!

Ve hülâsa, bundan bile işte “yine”, ne sonuç çıkar?
Demek ki “aslında” inanmıyorsunuz! Demek ki “aslında” inanmıyorlar!
Allah’a inansanız-inansalar, gerçekten imanlı ve inanıyor olsanız-olsalar, böyle mi olurdu, böyle mi yapardınız??!

Yani “gerçek” şudur ki,  tek bir Allah ve o tek Allah’ın da tabii ki yine ve ancak bir tek dini vardır, o dinin de adı bizzat kendi bildirimiyledir ki zaten İslâmdır. Onun yerine hâşâ siz mi isimler-dinler icad ediyorsunuz?! Ve siz de bir “bütün” olmak bir “tek” olma aklı ve izanı dururken, ve dahi zaten aynı kaynak ve temel nüveden, aynı orijinden gelmiş olmanıza rağmen, biriniz bir diğerine düşman hangi akla ve neye hizmet parça parça bölünüyorsunuz?

Filiz Alev
07.10.2013

Not 1: Din kelimesi ile ilgili ayetlere şu linkten ulaşabilirsiniz:
http://www.ayetbul.com/ayetler.php?kelime=D%DDN

Bu ayetlerde tam ne denmekte inceler ve idrak edersek, açıklamalarımız daha bir anlam bulacaktır kuşkusuz. Ve tabii bu ayetlerin öncesi ve sonrasında ne dendiği ile bir bütün olarak ele almak asıl tavsiye edilendir. Bu bütünlüğe de her Kur’an meali zaten cevap verir durumdadır. İlk etapta tefsir değil de yorumsuz bir meal daha yararlı olacaktır bence.

Not 2: Nisa 171 için ek açıklama:

Öncelikle bunun için, bu ayetin Türkçesini bir bilmemiz gerekiyor tabii. Bunun için de hepsini topluca görüp inceleyebilmek hatta kıyaslayabilmek ve böylece daha iyi doğru ve sağlam bir anlam ve fikir sahibi olarak doğru bir “senteze” ulaşabilmek üzere ülkemizin önde gelen meal ve tefsir ehli çeşitli müfessirlerinin  yaptığı mealin hepsine bir arada ve ayrıca ayetin arapça metni ile mevcut o arapça kelimelerin türkçe anlamlarına da tek tek aynı sayfanın başında yer veren şu linki önerebilirim:
http://www.kuranmeali.org/4/nisa_suresi/171.ayet/kurani_kerim_mealleri.aspx

Bu mealleri okuyup inceledikten sonra benim açıklamama gelince de sıra, bu ayetteki “üçtür demeyin” ifadesinden de kasıt, şu aşağıdakileri yapmayın anlamında, şunlara bir uyarıdır:
1- İsa Mesih’in Allah’ın oğlu olmadığından hareketle, yani baba-oğul-kutsal ruh üçlemesi gibi bir düşünceden arî-uzak olunulması, keza buna bağlı olarak Mesih İsa’nın hem hristiyanlarca gibi mesela  ilahlaştırılmaması, zira bunun  Allah’a şirk kapsamına giren bir durum oluşturacağı için hem müslümana hem de hristiyanlara da bir uyarı olarak,
2- Hem de bunun aynı zamanda yahudilerin de Hz. İsa’nın annesi Hz. Meryem’e sanki bir zina isnad etmek ve  Hz. İsa’nın peygamberliğini de zaten böylece tanımıyor olmalarından dolayı oluşan ve oluşabilecek olan böyle bir duruma karşı da yine yahudisi-müslümanı-hristiyanı “tüm insanlara” bir uyarı olarak,
3- Kezâ bunların tümüyle birlikte de “La ilahe illallah” tevhidine dahi bir açıklayıcı olmak üzere (ki bunun da meali “Allah’tan başka ilâh yoktur” şeklindedir) “innemellahü ilahüv vahid”  ifadesinin aynı ayet içinde yer alması ile de, bunun açık anlamı olan : “Allah  ancak ve yalnızca bir tek ilâhtır, Allah tektir, vahiddir, tek ve biricik-yegâne ilâhtır”ı da vurgulamak suretiyle, tevhidin içeriğinin bazı zihniyetlerce Allah, ilâh yani tanrı  olgularıyla içine düşülecek, ki düşüyor da kimi insanlar zaten, Allahın yine bir ilâh yani tanrı olduğu ama tek ilâhın yani tek tanrının Allah olduğu şeklinde anlaşılması gerektiğine de böylece bizzat yine Kur’an tarafından dikkat çekilerek, böyle bir yanlışın ve yanlış çıkarımların da önüne geçilmesi sağlanarak. “Allah da bir ilâhtır-tanrıdır, zira her ibat edilen varlık ilâhtır-tanrıdır, fakat her ilâh Allah değildir” şeklinde bir düşünce yolunun asıl, doğru ve geçerli olduğu hatırlatılmaktadır.

Yani işi gene kendi mahrecinden çıkaran kimi insanlarca Allah’a Tanrı denmez şeklinde oluşan bir düşünce tarzının da yanlış olduğu, Allah’a pek alâ ve tabii ki Tanrı da denebileceği gerçeği ve doğrusu da böylece bizzat Allah'ın zaten kendi ayeti ve vahyiyle kendisini bir İlâh olarak zaten ifade etmesiyle de vurgulanmış olmaktadır. Önemli olan burada Allah’a tanrı keza ilah derken, bunu Allahın tek ilah tek tanrı olduğu niyeti-imanı idrakı ve bilinci ile söylenip söylenmediğidir. Allah bizzat kendi beyanıyla zaten bir ilâhtır, bir tanrıdır, ama her tanrı Allah değildir. Arapçada “ilâh” ve türkçesi olarak da “tanrı”, kendisine ibadet edilen yani itaat ve kulluk edilen varlık demektir. Dolayısıyla Allah tanrıdır, ama tek tanrıdır, işte o tek tanrının adı da Allah’tır. Allah o tek tanrının ismidir yani. Tanrı ise kendisine iaet edien varlığa verilen addır ve tek tanrı olduğuna göre de ve o tek tanrı da Allah olduğuna göre Allah=tanrı’dır yani tanrı kelimesiyle Allah ismi zaten özdeşiktir, zaten aynı, zaten bütünleşik olur. Bu şekilde düşünülmelidir. O yüzden Allah’a Tanrı demek de asla yanlış bir şey değildir. Hattâ Rab’dır, Hakk,dır, Hayy’dır ki sıfatlarıyla müsemma olmak üzere Esma-ül Hüsna’da belirtildiği gibi 99 adı daha vardır. Yeter ki zikreylerken bu isimleri O’nun “tek”liği asla akıldan ve gönülden çıkarılmaya, hep bu teklik idrakı canlı ve diri tutula; dil zikreylerken, aynı anda bilinç-idrak ve yürek de O’nun tekliğini kesintisiz hep tasdik eyleye.
4-    Ve böylece de tabii yine aynı zamanda da Allah’ın tekliği zaten söz konusu olup ayette bu da vurgulandığı için, bir diğer yandan da “Allah üç'tür” demeyin!” anlamını ve uyarısını da içermektedir Nisa 171.deki bu ayet.
5-    Kezâ bu suretle, Allah’ın evlat-oğul-çocuk sahibi olmaktan da arınmış, pâk, yüce ve uzak, yani münezzeh olduğu da ayrıca vurgulanarak, zaten ayetin en başında  asıl uyarı-işin özü ve temel uyarısı olarak “Allah hakkında doğru olandan-gerçek olandan yani hak olandan başkasını söylemeyin, dinde AŞIRILIĞA, TAŞKINLIĞA sapmayın!” temel uyarısının içerik ve mahiyeti ile çeşitli yönlerine de, yani bunun nasıl ve ne şekillerde de yapılabileceğine ilişkin olarak benim de işte yukarıda belirttiğim önceki 4 maddedeki gibi durum, anlam ve detaylar üzerinden böylece dikkat çekilmiştir.

Öyle ki tam da bu suretle öyle mucizevi bir ayettir ki bu (keza Kur’an içeriğinde böyle pek çok ayet de bulunduğu gibi)  bu muhteviyat, aynı zamanda insan aklının ancak bu şekilde "derinliğine", DİKKATLİ ve "çok yönlü" düşünürse eğer ve böyle düşününce, böyle düşünebildiğinde sadece tam verilmek ve anlatılmak istenen mesajları da doğru bir şekilde anlayabileceği ve bilebileceği, söylenen şeyin asıl sırrına, özüne-ruhuna vakıf olunabileceği de bu vesileyle zımnen arka planda insan zihnine de gösterilmiş, bir pratik yaptırılmış, insanın da işte ancak böyle düşünmesi gerektiği örneklendirilmiş olarak, “nasıl olursa ve nasıl olunca doğru da düşünülebilmiş olur”un yolu-yönü-detayı, içeriği ve şekli de böylece açıklanabilmiş olmuştur.

Hayırlara vesile, hayırlı Cuma’lar efendim…



Filiz Alev
06.12.”13

 

Hanife MERT, Mehmet Aluç, Abbas Oğuz bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Kafalardaki sorulara cevap verilmiş,gerçekten...

Kerim Korkut 
 03.02.2014 20:40
Cevap :
Teşekkür ediyorum Kerim Bey, selamlar...  03.02.2014 23:51
 

Ben, hele hele de bu son zamanlarda yaşadığımız sarsıntıdan sonra gözlerimi fal taşı gibi açmış, etrafa, olaylara, yaşananlara hayretler içerisinde bakmaktayım Filiz'cim. İnanıyorum diyenlerin yaptıkları inanmıyanların yapacaklarını düşündürttü bana! Mazallah Allah'ın emirlerini biliyor olanlar bunları yapmışsa Allah bizi korusun daha beterden. Emeğine sağlık arkadaşım sevgilerimle...

Nuray Ors 
 25.12.2013 0:17
Cevap :
Hiç sorma birtanem, hele de dediğin gibi son zamanlarda tanık olduğumuz şeylere, o yapılanlara şaşırmamak ne mümkün? O yüzden, inanıyoruz diyorlar ama, gerçekte hakikaten bir inanç filan yok, inanmıyorlar demek ki. Çünkü inansalar, hani insandır yine bile yanlış günah yapabilir tamam, bir-iki yanılır yada nefsine uyar vs olur da, ama bu kadar mı olur? Allah iflah etsin, ıslah etsin, ve hem daha beterinden, hem de tabii bizleri de korusun hakikaten. Çok sağolasın canım benim, selam ve sevgilerimle...  25.12.2013 13:53
 

Filiz Hanım, insanlar dinleri ve de her dini kendi içinde çok çeşitli mezheplere bölmüşlerdir. Her dinin, ya da yolun birtakım farklı yorumları olur; ama bu farklı yorumlar toplumlarda zamanla yaşanan sosyoekonomik çatışmaların eseri olmuştur. Bu anlamda 4 Mart 2012 tarihinde yazdığım “Taksim’e cami yapmak, ya da camileri taksimleştirmek!” başlıklı yazım ile 2 Ağustos 2012 tarihinde yazdığım “Bu hadisleri, günümüzde nasıl anlamalı ve de anlamlandırmalıyız?” başlıklı yazıyı okumanızı öneririm. Yazınıza yazdığım kısa yorumda ne anlatmak istediğimi bu yazıları okuduğunuzda daha net anlayacağınızı umarım. Görüşmek üzere, sevgi ve saygılar…

Rıza Üsküdar 
 16.12.2013 17:58
Cevap :
Merhaba Rıza Bey, az önce okudum yazılarınızı ve benim Kur’an ayetleri ışığında, sizin de sevgili Peygamberimiz’in konuya ilişkin hadislerinden yola çıkarak aynı ve o tek gerçekte buluştuğumuzu görmekten büyük memnuniyet duydum. Kaldı ki gerçek, yani hakikat, gerçekten hakikat ise, hem Kur’an hem de hadisler açısından ve kezâ gerçekten hakikati görebilenler için de yine, o aynı ve tek gerçekte buluşmamak mümkün değildir zaten. Evet mezhepler birer ideolojidir sadece, din değil. Dolayısıyla benim de ve sizin de değindiğimiz üzere insanın ve insanlığın kurtuluşu “bölünmemek”te yatmaktadır. Bunu sağlayabilecek olanlar da, bu gerçeğin idrakinde olabilip, o “1”de, tek’de buluşabilenler, birleşenler, yani “bir”in zaten özünde bulunan ittifak ile “birbirleriyle de” bütünleşebilenler olacaktır. Zira ister bireysel ister toplumsal “bölünmüşlük” cennetin değil, aynen sizin de yazınızın birini noktaladığınız cümledeki gibi: Bölünmüşlük cehennemin ayak sesleridir. Teşekkür, selam ve saygılarımla…  17.12.2013 11:18
 

Tabii ki din tektir. Bütün bölünmeler sunidir. Hadi İslâm dışındakileri kendi inançlarına bırakalım. Fakat Müslümanım diyenlerin mezhep, tarikat, cemaat diye bölünmelerine, ayrılmalarına ne oluyor ki? Apaçık dalalet... Selâmlar...

İsmail Hakkı CENGİZ 
 16.12.2013 17:08
Cevap :
Maalesef aynen bir yoldan çıkma-sapma-yanlış yolda gitmedir. Üstelik Kur’an’ın temel direği-özü, hatta özeti-ruhu olan “Fatiha” suresinin sonundaki “ve leddâllîn” ile aynen lafzıyla da direkt ve net bir şekilde “dalalet” olarak geçer: “Bizi gazabına uğramış olanların (mağdub) ve dalalete düşenlerin (dallîn) yoluna değil, sırat-ı müstakime hidayet et.” Dallîn güruhu, yanlış fikirler, batıl inançlar, doğru düşünememek suretiyle yoldan sapmışlar olup, tefsir ehline göre aynı zamanda buna örnek olarak üç ilâh safsatasını kabul ettikleri için hakikatten sapmış, tevhid inancından ayrılmış ve dalalete düşmüşler olarak hristiyanlar da gösterilirken, “mağdub” güruhu ise kul olduklarını hiç düşünmeden, ahireti hesaba katmadan, dünyanın gayrimeşru zevklerinden azamî ölçüde faydalanmak isteyen sefahat, azgınlık ve ahlaksızlığa düşmüşler olarak, bunlara da Tevratı tahrif ettikleri ve peygamberlerini öldürdükleri için Allah'ın gazabına layık olmuş olan Yahudiler de misal gösterilir. Tşkkr ve slmlr..  17.12.2013 13:57
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 144
Toplam yorum
: 1652
Toplam mesaj
: 185
Ort. okunma sayısı
: 3078
Kayıt tarihi
: 03.03.11
 
 

Ekonomistim, emekliyim. İki evlat annesiyim. Müzikle ilgilenirim, bestelerim vardır. Düşünürüm, a..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster