Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

13 Mart '09

 
Kategori
İnançlar
Okunma Sayısı
1271
 

Din bilime karşı mı?

Din ile bilim birbirine karşıt mıdır?
Darwin örneği.

Darwin üzerine üç ilk şey söylenebilir.

Birincisi, Darwin'in insanın maymundan geldiğini söylediği söylenir, ki bu yanlıştır.
İkincisi, Evrim teorisi, salt Darwin'in icadı değildir. İnsanın milyonlarca yıl öncesinden, son 50 bin yıl öncesine kadar geçirmiş olduğu evrime ilişkin bulguların önemli kısmı Darwin'in ölümünden sonraki döneme aittir.
Üçüncüsü, bir dine inanmak, Darwin'e ya da evrim teorisine karşı olmayı gerektirmez.

Peki bilime inanmak dini reddetmeyi gerektirir mi? diye sorsak nasıl olur. Bu soru aslında saçmadır. Çünkü, inanmak fiili, din ile bilimi ayırmak üzere, dine ilişkin olarak tanımlanmıştır. Bu nedenle bilime inanmak diye bir şey olamaz. Ancak soru şöyle sorulabilir: Bilimsel bir sonuç, dini reddetmeyi gerektirir mi? Elcevap, elbette. Aynı soruyu tersten kuralım: Dinsel bir dogma, bilimsel bir sonucu reddetmeyi gerektirir mi? Elcevap, elbette hayır.

İşte sorun burda çıkıyor. Dinsel bir dogmanın, bilimsel bir sonucu reddetmesi gerektiğine inanılıyor. Darwin meselesi böyle ortaya çıkıyor. Çünkü, insanın taştan topraktan yaratıldığına dair dinsel dogma, insanın aşama aşama gelişen bir canlılık olduğunu ortaya koyan bilimsel sonucu reddediyor.

Bu aslında, yolda yürürken, amuda kalkarak yürümek ile eş görülebilir. Bilimin sonucuna bağlılıktan önce dinsel dogmaya bağlılık bence böyledir. Yolda ayaklarımız üzerinde yürümek normal olansa, dinden önce bilime bağlılık da normal olandır.

Çünkü, temelde, dinsel konular ya da inanç meseleleri, henüz doğruluğu gösterilmemiş şeylerin varlığına ya da doğruluğuna inanmaktır. Bu kişisel bir tercihtir. Örneğin bir Tanrının var olduğuna ilişkin nesnel bir neden olmadığı halde insanlar böyle bir varlığa inanmışlardır. Bilim, ister inancı olsun ister inancı olmasın, insanoğlunun ortak aklının ürünüdür. İnaçlarımızın kaynağı, bilimin kesin bir şey söylemediği konularda ortaya çıkar. Bilimin boşluk bıraktığı bir konuda bir inancın olması normal karşılanacak bir şeydir. Ancak bilim, bu konuda bir bilgi ortaya koymuş ise artık o eski inançtan vazgeçmek gereklidir. Çünkü inanç duymayı gerektirecek bir durum kalmamıştır ortada.

Dine baktığımız zaman, tamamiyle varsayımsal olan, temelleri çok zayıf olan inançları görürüz.

Bir Tanrı olduğuna inanılır. Bu yetmez, onun bir peygamber gönderdiğine inanılır. Bu da yetmez, peygambere bir kutsal kitap vahyeldildiğine inanılır.

Burada üç ayrı inanç vardır. Çünkü, siz Tanrıya inanabilirsiniz, ancak, bu onun bir peygamber gönderdiği sonucunu vermez. Ayrıca peygambere de bir inanç beslemelisiniz. Bir peygambere inanıyor olmanız, yine bir kutsal kitap olması gerektiği sonucunu vermez, ona da ayrıca inanmanız gerekir.

Ama peki neden? Neden bunlara inanılsın? İnanan der ki, bu benim kişisel tercihimdir, ister inanırım ister inanmam. İlah! Ancak, bu kişi, inancının bu kökeninin bilincinde değil ise, bilimsel buluşlar karşısında, inancını düzeltme eğilimi göstermiyorsa, o zaman amuda kalkmış yürümeye çalışıyordur.

Bu da onun tercihi, ama yeter ki yolda ters gidenin kendisi değil de bizim olduğumuzu söylemesin, çünkü bunu yaptığında evrim teorisini dinsel dogmasına göre reddediyor durumda olur.

İnananlara basit bir formül; inanç, bilimden sonradır. Bilim, kutsal kitabınızın kutsal olmadığını söylediğinde dahi bilime uymalısınız. Çünkü, inanç, nesnel temelleri olmayan, öznel ve kişisel bir tercihtir. Bilim boş bıraktığı yerde yaşam bulur. O geldiğinde geri çekilmelidir.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 466
Toplam yorum
: 945
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 980
Kayıt tarihi
: 21.10.07
 
 

Ankara'da yaşıyorum. Çeşitli güncel konularda, zaman zaman "Neden olaya böyle bakılmıyor?" diye d..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster