Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

20 Aralık '06

 
Kategori
İnançlar
Okunma Sayısı
3988
 

Din değiştirmek kolay mı?

Hasbelkader sahip olduğumuz bazı özellikler var. Bizim önceden olmasını engelleyemeyeceğimiz, sonradan da aslâ değiştiremeyeceğimiz, tek çare olarak olduğu gibi kabullenmek zorunda kaldığımız şeyler bunlar. Annemiz, babamız, vatanımız, dinimiz, dilimiz gibi...

Aslında bunlara sahip olarak doğmamız, biraz şanssızlıkmış gibi görünse de, bazan bu özellikler insan için bir şans da olabilir.

Zaman zaman düşündüğümde bu ülkede, yaşadığım şehirde, Türk ve müslüman bir annenin babanın çocuğu olarak dünyaya gelişimin en şanslı tarafının, müslümanlığım olduğunu düşünürüm.

Halbuki bu saydığım özelliklerin içinde sonradan değiştirilmesi mümkün olabilecek tek şey dindir.

Buna rağmen başta, neden bunu değiştirilemez özellikler içinde saydığıma gelince, yazının konusu zaten budur.

Gazetelerde, televizyonlarda zaman zaman aşkı uğruna din değiştiren insanlara rastlıyorsak da, ana-babasının, bir anlamda doğdukları aile çevresinin mensup olduğu dinden çıkıp başka dine giren insanların sayısı, oran olarak istatistiklerde gösterilebilecek kadar çok değildir.

Dinler arasında mukayese yaparak bilimsel bir araştırma sonucu bir dinden diğer dine geçenlerin sayısı daha da azdır. Aşk uğruna din değiştirdiğini söyleyenlerin büyük çoğunluğunu ise, kendi diniyle yeni dini arasında yapması ve yapmaması gerekenler açısından artı bir yük altına girmesi sözkonusu olmayanlar teşkil etmektedir.

Sözgelimi sadece nüfus kağıdında müslüman yazan bir insan, hayatı boyunca İslâm'la hiç tanışmamışsa, hıristiyan veya yahudi olduğunda yaşantısında herhangi bir değişiklik olmayacaksa, onun için bu değişikliğin zor bir tarafı yoktur ki. Hatta bugüne kadar dinî bir haz yaşamayan biri, belki yeni seçtiği dinde karşılaştığı birtakım manevî duygularla, daha da huzurlu bir ortama girebilecektir.

Buradan çıkan doğal sonuç şudur ki, hiçbir din mensubunun, başka bir dinî anlayışa inanan kimseye, hakaretamiz bir yaklaşımda bulunmaya hakkı yoktur. Eğer herkes kendisinin doğduğu ortamdaki dini en makbul ve en kutsal inanış olarak görüyor ve bu mensubiyetten mutluluk duyuyorsa, başkalarının da aynı hassasiyet içinde olduğunu bilmesi ve davranışlarını ona göre düzenlemesi lazımdır.

Bence hoşgörülü davranmak için sadece bu mukayese ve muhakemeyi yapmak bile, her akl-ı selim sahibine yetecektir.

Peki insanlar, ailesinin nasıl bir insan olduğunu irdelerken, -iyilik kötülük bir tarafa- fakir bir çevrede yoksul bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelmeyi bir şansıszlık olarak görebilirler mi? Elbette...

Faraza dünyada o kadar ülke varken, bir çatışma ortamı olmaktan kurtulamayan Filistin'de veya açlıkla başbaşa bir Afrika ülkesinde doğmak da bir şanssızlık sayılabilir mi? Elbette...

Yine hepimiz aynı soydan gelmiş olmamıza rağmen, geçmişe dönük tarihinden gurur duyamayan bir ırka mensup olmak, -herhangi bir artniyet olmadan sadece zihnimizde canlanmasını sağlayacak bir örnek olması için meselâ çingene doğmak- insanın iç dünyasında şanssızlık olarak yankılanabilir mi? Elbette...

Bugün dünyanın en geçerli dili olan, çok sayıda insan tarafından konuşulan, bütün bilimsel ve teknik kullanım kılavuzlarının baştacı İngilizce'nin anadili olmamasından da insan hayıflanabilir mi? Elbette...

O zaman tesadüfen sahip olduğu bir inancın, diğer dinler arasındaki yerini öğrenmek, daha iyisini, daha güzelini, daha doğrusunu ve daha mükemmelini arayıp bulmak adına insan, dinini de irdeleyebilmeli, araştırabilmeli, gerekirse de hazır böyle bir imkân varken değiştirebilmelidir.

Fakat nedense bütün inanç sistemlerinde böyle bir eyleme hem bireyler, hem toplum, ne yazık ki pek iyi gözle bakmamış ve 21. yüzyıla girdiğimiz şu dönemde hâlâ da bakmamaktadır.

Ben kendimi bu konuda şanslı hissederken, din anlayışının son versiyonu İslâm olduğunu; onun bütün dinlere, onların kitaplarına, peygamberlerine saygılı olmayı telkin ettiğini; başkalarının inancına putperest bile olsa saygı gösterilmesini, onların kutsallarına aslâ küfür edilmemesini tavsiye ettiğini; dinin tek amacının insanı insan yapmak olduğunu, ibadet dediğimiz şeyin şekil şartından öteye, özde insanı insan olmaya hazırladığını, bu amaç gerçekleşmedikçe, dindar olunamayacağını, müslüman olarak hiç kimseye zarar verme hakkım olmadığını, herkesin hürriyetini son sınırına kadar kullanmaya hakkı olduğunu, düşünceye düşünceyle karşı çıkılacağını, insanın kendisini Tanrı yerine koymaya ve bu yüzden birilerini cezalandırmaya kesinlikle hakkı olmadığını, herkese doğru bildiğimi tavsiye edebileceğimi, ama bu yüzden kimseyi zorlayamayacağımı bildiğim için rahat davranabiliyorum.

Keşke diğer bütün din mensupları da aynı şekilde düşünseler ve aynı şekilde hareket etseler.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

YAZINIZI BEĞENDİM VE TEBRİK ETMEK İSTEDİM. SEVGİNİN DOLU DOLU YAĞMURLA GELECEĞİ GÜNLERE DİLEĞİYLE

Hizmet nimettir. 
 28.02.2007 1:41
Cevap :
Teşekkür ederim  28.02.2007 9:20
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 859
Toplam yorum
: 1414
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 974
Kayıt tarihi
: 21.06.06
 
 

Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi ve İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunu, ekonomik..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster