Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

07 Eylül '20

 
Kategori
Sosyoloji
Okunma Sayısı
36
 

Din ve Tanrı İnancı...

... VE DE, İNSANIN ÖZGÜR İRADESİ

B a ş l a r k e n...

Durkheim'e göre, din inanmakla yani tartışmasız kabul edilen veya kabul edilmek zorunda kalınan inançla başlar ve Tanrı'ya inanma, inancın bir çeşidinden başka bir şey değildir(1)

Dinlerin temelini oluşturan kutsal gerçekliğin "doğaüstü" ya da kişileşmiş bir varlık, bu anlamda bir "Tanrı" biçiminde tasarlanması zorunlu değildir. Bu tür bir "tanrı" kavramını bütünüyle ya da büyük ölçüde dışlayan dinler de vardır(Örneğin, Budizm gibi.cd); dolayısıyla "din kavramı", insanın Tanrı'yla ya da tanrılarla(Eski Yunan'da olduğu gibi.cd) ilşkisinden çok daha geniş kapsamlıdır.(2)

*

Din'in Toplumsallaşması...

İnsanların dini inancı, doğa karşısındaki kendi sınırlılığını ya da güçsüzlüğünü, ideal bir varlıkla karşılaştırma ihtiyacından doğan bir olgudur. Din, doğanın, kendilerine verdikleri güzel şeyler ile doğada karşılaştıkları ve kendilerini korumakta aciz kaldıkları durumlar arasında bir bağlantı kuramayan insanların, bunu bilmedikleri bir nedene bağlayarak rahatlamak istemelerinden doğmuştur..

Bireysel olarak olarak başlayan din, giderek kuralcı ve şekilci bir duruma gelerek toplumsallaşmıştır. Dolayısıyla din, aynen kültür gibi bir yaşam şekli olmuş; soyuttan somuta indirilen bir yaşam düzeni haline gelmiştir...Din'in, kültürün öğelerinden biri olarak kabul edilmesinin nedeni de budur.

Din'in, diğer kültür öğelerinde farklı yanı, "ilke ve kurallarının kutsallıktan" kaynaklanmasıdır.

*

İnsanların Dinden Çözülmesi...

Gelişen ve modernleşen toplumlarda, sosyal ve kültürel alanda meydana gelen aşırılıklar, insanların insanların dine bağlanmalarının bir nedeni olan doğa karşısındaki güçsüzlüğü, akılcı ve bilimsel çalışmalarla azalması; diğer yandan ekonomik reafaha ulaşmaları, insanların giderek dinden çözülmelerine neden olabilmektedir...Bunun yanında, toplumsal yaşamda, gerek sosyal gerekse ekonomik bakımından bir yer edinemeyenlerın ve mutlu olmayanların, dini bir kurtarıcı olarak görmeleri devam etmektedir...

Her iki durum da, aslında insanın çıkarıyla ilgili gerçeklerdir...İnasanların, sosyal ve ekonomik refahları arttıkça, yaşamları renklendikçe dinden uzaklaşaları, istatistiklere dayanan bulgudur...

Bu iki görüntü yanında, insanların aklı ön plana çıkararak, "pozitifist" bir düşünceyle yaptıkları, "deist, ateist ve agnostik" olmaları üçüncü bir görüntü olarak ortaya çıkmaktadır.

Nedir bunlar?

- Pozitivist : Olgularla ve deneylerle kanıtlanmamış bilgilere inanış. Günümüzde, pozitivizmin gerçekleri bulmaya yetmediği öne sürülerek; gözlem ve deneylerle kanıtlanmayan bazı metafizik olaylara da inanılmaktadır. Artk, doğruyu değil, yanlışı kanıtlamak yönüne gidilmektedir.

- Deist : Tanrı'nın varlığını kabul eden; ancak vahye inanmayan ve dolayısıyla da Peygamberi kabul etmeyen.

- Ateist : Tanrıtanımazlık, Tanrı'nın varlığına inanmayan,

- Agnostik(bilinmezcilik): İnsan zihninin mutlağı kavramasının olanaksızlığını ileri süren; şeylerin öz değil; kökeni ve geleceği konularında hiçbir bilgimiz olmayacağını savunan felsefi bir öğretidir(3).

*

S O N U Ç :

Din'in muhatabı, akıl ve irade ögürlüğü taşıyan insandır...

Durkheim'e göre, din inanmakla yani tartışmasız kabul edilen veya kabul edilmek zorunda kalınan inançla başlar ve Tanrı'ya inanma, inancın bir çeşidinden başka bir şey değildir(4).

Tanrı'ya inanma, inancın bir çeşidi ya da asıl olan genel inançtan sonra geldiğine göre, tarihi süreçte, din yerine daha başka değerlere inanma da gündeme gelebilir. Bu değerler, tek olduğu gibi farklı da olabilir. Farklı değerler, farklı kültürler ve farklı yaşam şekilleri oluşturabilir. 

Bu, insanın düşünce  özgürlüğünün ve aklının bir sonucudur. İnanç özgürlüğü de düşünce özgürlüğü gibi farklılaşabilir.

 

cdenizkent

----------------------- :

(1) "Din-Günümüzde Din", AXİS- 2000 Büyük Ansiklopedi, Cilt-4

(2) "Din", AnaBritannica,  Cilt-10

(3) "Bilinmezcilik"Büyük Larousse Sözlük ve Ansiklopedisi, Cilt-4

(4) A. y. g.(1)

Matilla bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Sizden alışık olmadığımız bir konuda oldukça objektif ve gerçekçi bir yazı.Ben kendimi sizin terminolojiniz doğrultusunda bir deist olarak tanımlayabilirim ancak şu farkla Tanrının varlığını da kabul etmiyorum. Diğer taraftan Ateist veya Agnostizmi'de benimsemiyorum çünkü günümüz itibarıyla bilinemez sayılan bir çok şeyin bir gün mutlaka bileceğini düşünüyorum. Selamlar

Matilla 
 08.09.2020 14:55
Cevap :
Merhaba Matilla...Daha önce de, "din ve sosyoloji" konusunda yazdığım bloglarda, kendimin de "deist" olduğunu yazmıştım; ve bunu da " pozitivist" yanımla desteklemiştim. Çünkü, kitaplı dinleri de inceledim. "vahiy" adını verdiğimiz "ayetler", birbirinin devamı; bir öncekinin zamana uydurulması gibiydi. Bilmem kaç kişilik bir köyde, baba kendisini "peygamber"; kendisinden sonra da oğlunu peygamber olarak gösteriyor...Aklımda kalanlara göre, adını bildiğimiz peygamberler dışında, 28 bin peygamber gelip geçtiğini okumuştum. Ben, olaylara pozitivist bir görüşle bakıyorum. Agnostik(bilinmezlik) konusun da pek sıcak bakmıyorum. Sanırım, dün ya da, öncesinde, bilim adamlarının, 3 yildızlı bir "güneş sistemi" keşfedildiğini okumuştum. Bu da benim, bilinmezliği zedeleyen bir keşif olduğunu düşünüyorum. Bu durum, daha ileriki zamanlarda "uzay" ya da "kainat" konusunda "Agnostik" düşüncenin de "olumlu istikamette zedeleneceğini" düşünüyorum... Teşekkürler ve selamlar...  08.09.2020 19:10
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 937
Toplam yorum
: 2432
Toplam mesaj
: 64
Ort. okunma sayısı
: 1381
Kayıt tarihi
: 11.12.07
 
 

İstanbul doğumluyum. İlk, orta ve lise öğrenimi İstanbul'da tamamladım. İstanbul Üniversitesi'nde..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster