Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

03 Aralık '12

 
Kategori
İnançlar
Okunma Sayısı
13056
 

Din

Din
 

İslâm, “Slim” ve “Selâmet” kökünden gelir ve “selâmete ermek” demektir. Ama bu kavramlar, iki ayrı varlıktan birinin diğerine teslim olması şeklinde değil, yaratılanın, özünde Yaratıcıyı bulması anlamında değerlendirilmelidir.


Mİstisizm teorik bir olgudur. Bu teoriyi en iyi ortaya koyan da, Resûl ve Nebilerdir.
Kur’ansal hükümlere inanan her insan “Hakk’ı tavsiye etme ”  doğrultusunda dini anlatmakla görevlidir. Dini anlatanın Allah adına konuşma yetkisi olmayabilir; ama algılayabildiği nispette konuşabilir. Bu yetkiyi bizzat Kur’an, insana vermiştir.
Benim inancım böyledir.
İnancımı aktarmalıyım, menfaat beklemeden...
Bu, son derece ciddi, konularında bilgili olup meselelerin derinliğine inebilenlerin işidir.
Ben de derinliğine varabildiğim yerlere kadar size anlatmalıyım:

İslâm, “Slim” ve “Selâmet” kökünden gelir ve “selâmete ermek” demektir. Ama bu kavramlar, iki ayrı varlıktan birinin diğerine teslim olması şeklinde değil, yaratılanın, özünde Yaratıcıyı bulması anlamında değerlendirilmelidir.
"Allah’ın kanunlarında bir değişiklik olmaz” hükmü, din ile, bireyin kendi aslını ve hakikâtini bilmesi de (selâmete ermenin gerçek anlamı budur ) İslâm ile ilgilidir.
Mistisizm ise, din ve İslam kavramlarının ikisini de kapsamaktadır.

Din, Mutlak Yaratıcı tarafından, Resûl ve Nebiler aracılığıyla insana ve cine ulaştırılmış emir ile yasakları içeren ilâhi hükümler bütünüdür. Anlaşılması gereken bir teoridir.
Sistemi anlatır. Yeryüzünde mevcut, işler haldeki kuralları anlatır.
Bu kuralların ahiret yaşantısı ile bağlantısını temin eder; insanların ebedi mutluluğunu sağlar. Sonsuzluğu düşünen bireyler, yaşamlarını, dinin öngördüğü kuralları zedelemeden düzenlemeye koyulur.

Delile dayanmayan olgulara katiyen yer vermeyen din, tüm hayatın aksiyonlarını aydınlatabilecek bir projektör gibidir. Onun aydınlatmakta aciz kaldığı bir nokta bile mevcut değildir. Zira, sorulara yanıt için vardır.
Dindar kişi, bazı gerçekleri, bilimselliği tanımak zorundadır.

Mistisizm, insanlara tanrının olmadığını öğretir. Bize tanrı değil, kulluğun da olmadığını, kulluğun göreceli olduğunu, aslına dönüş ile bunun algılanabileceğini anlatır.
Mistisizm, en yüce inanış, iman ile start aldırırken, “Hâlâ tefekkür etmiyor musunuz ?” uyarısıyla bireyleri düşünceye davet eder.

Varsayımlar dini etkilemez. Dinle uğraşıyor diye, hiç kimseye sinirlenmemize ve üzülmemize gerek yoktur.

Din, geçim, yani rızık konusunda bireye düşen görevin, çalışma olduğunu bildirir. Ancak çalışma da anladığımız mânâda bir etken değildir; aslında, şuur boyutundaki değişimlerle alakalıdır.
Dinsel belirtilere göre,  ana rahminde tespit edilen “varış noktası” asla değişmeyecektir.

Mistisizm, dünyayı yaratanın tanrı olmadığını, yaratılma kavramının yaratanla özdeşleştiğini, “halife” unvanını alan insanın, insanca düşüncelerden arınmış olması gerektiğini vurgular,  Kibir ve kendini beğenmenin bir gerçekliği yansıtamayacağını, alçak gönüllülüğün de gurur gibi değerler arasında sayılabileceğini bildirir. Tanrıya bir yöneliş olamayacağına göre,  bireyde artı ve eksinin nötr edilmesi gerçeğinden  bahsederken, bu olguların asla kaybolmayacağını, bireyin ürettiği ve her an kendisiyle beraber var olan varlıkların, stres ( azap ) denen rahatsızlığı yaratabileceğine değinir.

Din, iktidardayken, yönetirken, geçim yollarını düşünürken, bireyselliğin yok sayılmasını, bu konumları hazırlayanın Mutlak Varlık olduğunu, tanrının olamayacağını, bize bahşedeceği nimetlerin olmadığını,  Allah’ın kulu gibi davranmayı  öğretir.
Bu temel bir derstir.

Ayrıntılı olan başka bir nokta da, mistisizmin, bizim zihnimiz ve aklımızı kurtarmak için gelmiş olmasıdır. Çıkarlarımız ile dış bağımlılıklarımızın bizi filanca gruba, sınıfa veya benzerlerine yönlendirmesine engel olur.

Dinin siyaset ile bağlantısı yoktur.

Din, ekonomi ve siyaset teorileri sunmamıştır.
Bu konular ile Din arasında bağlantı, ilişki ararsak pek fazla bir sonuç elde edebileceğimizi düşünmeyelim.
Anlatılanları algılamak için yeterli oksijenin beyne gitmesi, insanın tüm konulara müdahale edebilecek  yetenekte olması şarttır.

Dine göre aklın yolu birdir; insanlar ancak akılları nispetinde bir yerlere varabilecektir.
Din, mantığımızın özgürce işlemesini  engelleyecek bir engeli tanımaz..
İç düşmanlarımıza, yani duygularımıza gelince, onlardan mutlaka arınılmasını, bireyin “tahir” olmasını öngörür.
Sathi bilgilerimiz, heveslerimiz, arzularımız, kinlerimiz ile hırslarımızın yok edilmesini ister.
Ve din, normal bireylere hitap ederek normal uygulamaları öngörür.
Şayet insanlar anormal, yetersiz olursa ne din, ne de ahlâk koşullarının onda geçerliliğinden söz edilebilir. Nakledilen geleneksel anlayış, dini anlayış değildir.

Mistisizm samimilik ve içsel temizliği bir “ibadet”, bağımlılıktan kurtulmayı “mücahede” şeklinde kabul eder.
Nebi ve Resûllerin misyonu, mutlak kulluğu ve ibadet yönlü çalışmaları, putlar ile batıldan uzak durmayı öğretmektir.
Mistisizmi öğrenen insan, bu tür şeylerden uzak durur.

Mistisizm, insan hayatının yönünü tayin eder. Toplumların sosyal ve ölüm ötesi yaşamları dinle açıklığa kavuşur…

 

Ahmed  F. YÜKSEL

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Her yerde aciga cikan İlim sifati ve zamandan ve mekandan munezzeh olduguna gore ayna noronlar ve morfik alan sistemine gore aslinda telepatik yada mekansiz zamansiz bir akis var. Fakat sizin yazilarinizda bu daha etkili oluyor. Tesekkur ederim.

Dilek Kuralim 
 08.12.2012 12:42
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 628
Toplam yorum
: 2039
Toplam mesaj
: 15
Ort. okunma sayısı
: 10036
Kayıt tarihi
: 14.12.11
 
 

Araştırmacı Yazar.. ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster