Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

07 Eylül '15

 
Kategori
Psikoloji
Okunma Sayısı
148
 

Dinin kökeni

Dinin kökeni
 

        Bu yazı din üzerine konuşmalarım, tartışmalarım, okumalarım ve dinlediklerim üzerine kaleme aldığım bir deneme mahiyetindedir. Bu bağlamda henüz erken yaşlarda olan bir sosyal bilimci olarak aşağıda yazdıklarımın olgunlaşmaya ve yeni teorik bağlantılara ihtiyacı olduğu şüphesiz. Yazı boyunca dinin bizatihi kendi özü üzerine değil, insan için dinin temel motivasyon kaynakları üzerine yazmaya çalışacağım. Zira dinin bizatihi kendi üzerine cümleler kurmak insani anlama girişiminin dışında görünüyor.

        İnsan türü, birkaç sebepten dinle ilişki kurar ya da dini olanı üretir. Sırasıyla açıklamaya çalışayım.


            1-İhtiyaç Olarak Din

        Alman filozof Heidegger’in bir ölçüde Hıristiyan teolojisinden esinlenerek ifade ettiği insan için dünyaya fırlatılmışlık hâli, dünyada neden var olduğumuzu hakkıyla açıklayamayabilir; fakat dünyadaki varoluşumuzu nasıl anladığımıza dair önemli bir varoluşçu tespittir. Dünyaya fırlatılmış, dolayısıyla şaşkın hâlde kalakalmış ve etrafını anlamaya çalışan insanın; güvenli bir hayata, gelecekte var olabilmesi için umut ilkesine ve yere düştüğünde güçlü bir destekçiye ihtiyacı vardır. Başka ihtiyaçlar (bir olma ihtiyacı, sosyal destek ihtiyacı, ilişki ihtiyacı, referans çerçevesi ihtiyacı vb.) ekleyerek de çeşitlendirebileceğimiz bu tarz motivasyonlar insan için dini mümkün kılar. İnsan için dini olanı inceleyen ve eşyanın yalnızca zahirinde konumlanmış filozoflar, teorisyenler ve araştırmacılar çoğu zaman dini olanı bu maddeyle anlar ve sunarlar.


            2-Muhayyilenin Ürünü Olarak Din

        Ötede diğeri için hiç var olmayan ve fakat o insan için hep orada olan ve olacak olan bir noktanın varlığı, dini olanı pratik yaşamda görünür kılar. İşte muhayyilenin bizatihi kendi varlığı o noktanın sebebidir.  Muhayyile, orta sınıf ekonomiye sahip ailelerin ev-araba satın alma hayalleri veya ergen bir bireyin tutkulu fantezilerinden çok daha fazla bir şey’e gönderme yapar ve bundan dolayı hayal gücü kelimesi yerine muhayyile kelimesini kullanmayı tercih ediyorum (İmajinasyon kelimesi de muhayyile yerine rahatlıkla kullanılabilir). Muhayyile, duyguya ve sezgiye dair yaşantıların havzası; insanın gerçeği dolaylı karşılayabilme becerisinin bir adaptasyonudur. Bu adaptasyon o denli güçlüdür ki, akıl kendi başına bu kuşatılamaz gücü yönetemez. Bu bakımdan içinde bulunduğumuz 21. yüzyılda dahi, yalnızca duyusal bilgi temelli olan klasik pozitivist paradigma, mistik alanı hâlâ kuşatabilmiş değildir. Muhayyile, insana yüksek soyutlama ve gerçeğe dolayım katma gücü verir. Bu iki yeti mistik alanla olan bağlantıyı sağlayarak özsel yaşantıyı deneyimlemeyi kolaylaştırır. Vahiy, ilham yahut diğer mistik bilgi türleri esas itibariyle akla değil, muhayyileye gelir. Zira akıl böler, parçalar; muhayyile ise toplar ve bütünler. Mistik alana dair bilgi türleri özü itibariyle bütünün bilgisidir ve dolayısıyla muhayyilenin sahasına içkindir.

        Dini olanı muhayyile yönünden okumak, dini olana insandan bakmak demektir. İnsandan bakıldığında görülen ile Tanrı’dan bakıldığındagörülen arasındaki ayrımın yalnızca bakma yönündeki farklılıktan kaynaklandığını keşfetmek şaşırtıcı olabilir.


            3-Ölümsüzlük Arzusu Olarak Din

        Spinoza’nın Conatus, Freud’un Eros dediği var olmaya dair çok güçlü bir arzuyu ifade eden var olma güdüsü, hayatın insan için belki de en temel prensibidir. Bu prensip öylesine yoğun ve cazibelidir ki, ölümlülüğünün farkında olan insan bu dehşetli farkındalığı sembolik olarak ölümsüzlüğü arayarak veya benlik saygısını artırmaya çalışarak dengelemeye çalışır. Bir dine inanmak, devletin bekası için didinmek ya da bir dernekteinsanlık yararına çalışmak kendi bedeni ölse bile sembolik olarak var olmak demektir insan için. Dolayısıyla öte tarafta (ahirette) başka formda bir hayatın var olduğuna inanmak Conatus ve Eros’la, doğrudan ilişkili görünmektedir.

        Esasında ölümsüzlük arzusu olarak din başlığı, ihtiyaç olarak din kategorisi içine yerleştirilebilir. Ancak insanın ölümle kurduğu ilişki, kendi hayatını anlama biçiminde ayrı bir başlık olmayı hak edecek kadar bir değere sahip görünüyor. Çünkü ölüm mevzusu, en azından varoluşçu psikolojiye göre, insanın ben kimim sorusuna verdiği yanıtı doğrudan ve kendi lehine dönüştürmektedir.


            4-Psikopatoloji Olarak Din

        Akli dengenin yerinde olmayışının verdiği sanrısal hâller, din gibi esas itibariyle muhayyile alanında görünür olan bir olguyla davranışa daha kolay yansır. Mistik alanın engin genişlik ve derinliği psikozda olan birey için mühim bir var olma alanına karşılık gelir. Bu bakımdan din, bazı insanlar için psikopatolojik saplantılardan ibarettir. Diğer taraftan bazı insanlar için iktidarla (baba, devlet vb.) kurulan ilişkinin tipine göre, Tanrı’yla ve dolayısıyla dinle kurulan ilişkinin niteliği belirlenir. Bu ilişki tipi bazen bağlılık yerine bağımlılık formunda ortaya çıkar ve böylesi ilişki tipi dinin psikopatoloji bağlamında ele alınmasını gerektirir.

        Yukarıda genel hatlarıyla betimlemeye çalıştığım motivasyonlar insanın hayatı, eşyayı ve kendini kavrama - yorumlama becerisine göre kendini konumlandırabileceği işaret noktaları barındırmaktadır. Fakat genel olarak ihtiyaç olarak din anlayışının halklar (avam) için; ölümsüzlük arzusu olarak din anlayışının halklar ve bilginler (havas) için; ve son olarak muhayyilenin çıktısı olarak din anlayışının bilginler ve bilginlerin bilginleri (ehass-ül havas) için olduğu söylenebilir. Bu ayrımlar değişmez kategoriler değildir, zira yaşayan ve hatta ölen insan için bile potansiyelde olan henüz tümüyle açığa çıkmış değildir. Özellikle ölümünden çok sonraları bile olsa kimilerine bilgelik ya da dehalık, kimilerine hainlik gibi sıfatların yakıştırıldığını görmek, insan için potansiyelin kendi ölümüyle son bulmadığı fikrini temellendirebilir.

        Katkılarından dolayı değerli kardeşim ve arkadaşım Sercan Karlıdağ’a teşekkürü borç bilirim.

Erdal Ceyhan bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 15
Toplam yorum
: 0
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 201
Kayıt tarihi
: 05.09.13
 
 

Psikoloji bölümü mezunu ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster