Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

07 Haziran '08

 
Kategori
Deneme
Okunma Sayısı
190
 

Dinlencenin neresindeyiz?

Dinlencenin neresindeyiz?
 

"Toplum olarak dinlencenin neresindeyiz?"


Toplum olarak dinlencenin neresindeyiz? Sorusuna büyük bir kesim; “ neresinde olacağız, kendi dinlenme tesisimizde, yani evimizdeyiz” yanıtını sitemli olarak verebilirler. Belki de, ‘ şu soruya bak yahu!’ diye kızanlarımız bile olmuştur.

Neden gergin bir toplum olduk çıktık. Bunu hiç düşündünüz mü? Sabah sımsıcak yatağınızda uyandığınızda ilk golü yiyorsunuzdur. Nasıl mı? Günlerin rutin yaşamı, yoğun tempo, teknolojiyle boğuşma, geçim sıkıntısı ve daha sayamadığım birçok nedenlerle beynimizde biriktirdiğimiz olumsuzluklar sonucu, gördüğümüz kötü rüyalarla güne başlamanın stresini yaşıyoruz.

Verimlilik açısından incelendiğinde, çok şeyleri kaybettiğimizin farkında mıyız? Sabah demiştim. Daha henüz onca telaş arasında sokağa kendimizi bıraktığımızda, insanların yüzlerine şöyle bir bakın. Otobüste, metroda, kaldırımda yürürken kaç kişinin yüzü gülüyor dersiniz? Aynanın iz düşümü gibi yarın ilk işiniz insanları incelemek olsun. Trafik keşmekeşliğindeki şoför, yaya ve trafik polisi üçgenindeki mücadele sanki savaştan aşağı kalmıyor. Akşam, günün yorgunluğu ardından evdesiniz. Kendinizi nasıl hissediyorsunuz? Telaş içinde hazırlanan ve yenen yemeklerin ardından, ekranların karşısındasınız değil mi? Bir iki mutlu haber bekliyorsunuz ama yanılıyorsunuz. Haberlerde hemen bir gasp olayını görür görmez, kim bilir kendinizce ne yorumlar yapıyorsunuzdur. Siz hiç, 146 hırsızlık olayından hapse girip de hala dışarıda 147 nci olayın peşinde koşanı duydunuz mu? Peki, rakamı biraz daha artırsam da 340 desem, “ hadi be oradan” diyenleriniz olmuştur. Evet, yanlış duymadınız. Bunları polislerin ağzından bizzat duydum. Daha bitmedi. Gaspla sınırlı mı zannettiniz olayları, daha koltuğunuza yaslanın ne haberler duyacaksınız. Öğrencilerin okulda çektikleri kamera şakalarına belki gülecek, beklide kızacaksınız. Belki de, bu tip olayları teknolojinin getirdikleri mi? Yoksa toplum olarak yozlaştık mı diye tereddüt edeceksiniz. Öğrencilerin okullardaki durumlarına, sınıflardaki kalabalıklara bakıp böyle eğitim mi olur diyeceksiniz. Irak’ta ve Lübnan’da olup bitenleri koltuğunuzda kurulup iyi ki oralarda değilim diye sevinecek. İnsanların cesetlerini görünce yüzünüzü buruşturup ne diyeceğinizi bilemeyeceksiniz.

Sorunlar… Sorunlar.. Ve dünya’nın kötülüğü çevremizde. Ne güzel dinlence değil mi? Bu sorunlardan sizleri biraz alıp, güzel iki anekdotla kafanızı dağıtmak istiyorum.

Önce, Robin Sharma’nın “ Ferrari’sini Satan Bilge” kitabından;

“ Yaşlı bilgeyle karşılaşan gencin ilk sorusu; ‘ senin kadar akıllı olmam ne kadar sürecek? Olmuş. Yanıt çabuk gelmiş; Beş yıl. Bunun çok uzun bir süre olduğunu söylemiş genç adam. ‘ Ya iki kat daha çalışırsam’ demiş. ‘ O halde on yıl.’ Demiş bilge. Genç ‘On. Bu çok daha uzun. Peki her gün ve gece çalışırsam. Her saat? Diye üsteleyince, bilge de; “ On beş yıl” demiş. Genç de, ‘ Anlamıyorum” diye yanıtlamış. Her seferinde amacıma ulaşmak için daha fazla enerji harcayacağıma söz verdim ve sen daha da uzun süreceğini söyledin. Neden?’ demiş. Bilge ise, ‘ Bir gözünü hedefe sabitlersen sana yolculuğunda kılavuzluk edecek yalnızca bir gözün kalır.Bu yanıtım daha açık olur” demiş.

İkinci anekdotum ise, yalnızca Türkiye’de değil, dünyanın her yerinde, işkolik insanlar başta çocukları ve eşi olmak üzere, yakınlarını ihmal edebiliyor. İşte bu konuda size yaşanmış bir gerçek; Bunu çocuklarına zaman ayırmayan işkolik babalara ithaf ediyorum.

“Adam, yorgun vaziyette işten döndüğünde, 6 yaşındaki oğlu yanına yaklaşıp sormuş;

Baba, saatte kaç para kazanıyorsun?”

Git oğlum! Zaten akşama kadar çok yorgunum. Hadi odana!

Babacığım lütfen…

Peki, mutlaka öğrenmek istiyorsan, 10 YTL.

Tamam, babacığım, peki bana 5 YTL borç verir misin?”

“ 5 YTL. Senin için çok para, kim bilir gereksiz neler alacaksın. Haydi, odana git ve kapını kapat.”

Çocuk, boynunu büküp, sessizce odasına gitmiş. Aradan biraz zaman geçmiş, adam çocuğa ne için istediğini bile sormadan sert davrandığına üzülmüş ve çocuğun odasına gitmiş;

Al bakalım istediğin 5 YTL Biraz önce çok yorgundum, konuşacak halde değildim, ” demiş. Çocuk, dinlemeden 5 YTL’yi almış ve sevinçle haykırmış;

Teşekkürler babacığım!...”

Sonra, bir kutunun içindeki buruşuk paralarını çıkartmış, saymış ve babasına doğru bakmış. Baba sinirli bir şekilde;

“ Paran olduğu halde niye benden para istiyorsun?” diye bağırdığında, çocuk;

“ Ama yeterince param yoktu.” Demiş ve babasının gözlerinin içine bakarak, elindeki paraları babasına uzatmış;

Babacığım, işte sana 10 YTL, bir saatini alabilir miyim?”

Kafamızı biraz olsun kumdan çıkartarak, biraz sevgi, saygı, hoşgörü ve karşımızdakinin fikirlerine değer verdiğimiz sürece başaramayacağımız sorun kalmaz diye düşünüyorum. Mezarlıkları bir gezin, dünyanın bütün işlerini ne onlar bitirebildi. Ne biz bitirebileceğiz, ne de bizden sonrakiler. Dünyamız bir bahçe ise ona güzel bakalım. Suyunu ve güneşini hiç eksiltmeyelim. Daha iyi ve kaliteli üretim ve hizmetler için hep birlikte relax olarak, mutlu, güler yüzlü olarak çalışmalar diliyorum.

erterd@msn.com Ertuğrul ERDOĞAN

2006 Bursa

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 301
Toplam yorum
: 98
Toplam mesaj
: 24
Ort. okunma sayısı
: 448
Kayıt tarihi
: 06.05.08
 
 

Ertuğrul Erdoğan, 1958 yılının sonbaharında Ankara'da doğdu. 1968 -1980 yılları arasında babasını..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster