Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

30 Eylül '12

 
Kategori
İnançlar
Okunma Sayısı
428
 

Dinlerin yanlış yaşanış şeklinin insan gelişimine etkileri üzerine felsefi bir yaklaşım - 1

Dinlerin yanlış yaşanış şeklinin insan gelişimine etkileri üzerine felsefi bir yaklaşım - 1
 

Bugün artık bilim de çok iyi biliyor ki, insan vücudu evrende bilinen en karmaşık ve hayrete düşürücü derecede mükemmel bir yapı. Yani kendi içinde ayrı bir evren. Bir insanın, aklını, düşünce gücünü kullanarak yapabileceklerinin bilinen bir sınırı yok. Dinler de, özellikle Kuran da bilime yapılan vurgu tabiiki sadece bir kısım fen bilimleri için değil, kişinin kendini tanıması gibi sosyal bilim ve felsefe ve hatta maneviyatın anlaşılması için. Bunun aksi herhalde anlamsız olurdu. Yani gelişmeleri beklenmeyen, dünyadan sadece yiyip içip gelip geçmeleri için yaratılmış varlıklar.

Peki acaba insanın gelişmesi, öğrenmesi Yaratıcı için ne derece önemli? Yani nefsini kontrol etmeyi, başkalarını sevmeyi, zorluklara sabır göstermeyi, çalışarak kendi problemlerini çözmeyi, yaratıcı zihnini kullanarak buluş yapmayı, olayların nedenini sormayı, sorgulamayı, kendini tanımayı, iyi çocuk yetiştirmeyi, gerektiği durumda sorumluluk almayı, arkadan gelenlere sabır ve sevgi göstermeyi, gücünü adil kullanmayı, başka inanç ve kültürlere saygıyı, zorlamamayı, kibirsiz ve gösterişsiz, adil olmayı...

Burada insan gelişiminin bu ve bunun gibi yönlerini irdelemek istiyorum. Bana göre bu anlamlardaki insan gelişimi Yaratıcının en önem verdikleri arasında olsa gerek. Allah insanları niçin yaratmıştır sorusuna islamiyette “kulluk etmesi için” şeklinde kısa cevap verilmesi tercih ediliyor. Ama gerçek anlamda kulluk etmek sadece dini kuralları uygulayıp yiyip içmek midir?

Allah eğer sadece kendine söyleneni yapacak varlıklar isteseydi o zaman neden bu kadar karmaşık ve yüksek kapasiteli beyinlere sahibiz. Siz sadece iki adim öteye gidip gelmekten başka birşey yapmayacak bir insanın eline Ferrari verir miydiniz? Öyleyse kulluk etme içinde onun planına inanma ve katkıda bulunma da var. Yani insandan beklenen sadece ibadet edip yiyip içmek olamaz. Nasıl katkıda bulunulabilir? Tabii ki ilim yoluyla, düşünerek. İlim kim içindir? Bizzat insanlığın gelişimi için. Ben buradan şu sonucu çıkarıyorum. Allah için en önemli şey, yani bizim esas yaratılış amacımız öğrenmek ve gelişmektir. Herkes kapasitesi dahilinde... Tabii ki insan var, zeka ve gelişebildiği düzeyle ancak minimum kuralları öğrenmesi ve toplum düzenine uyması, kimseye zarar vermemesi bir başarıdır. Ama biliyoruz ki insanların çoğu sınırsız kapasiteye sahiptir, yeter ki imkan verilsin.

Peki günümüzde dinlerin yaşanış biçiminin bu ilahi planı engelleyici, yavaşlatıcı etkileri var mı? Tek tek irdeleyelim.

Soru sorma, sorgulama, ifade ve düşünce özgürlüğü:

Sorgulamak, insanın aldığı bilgiyi anlamaya çalışması ile ilgilidir. Bir bilgi ya düşünülmeden, anlamadan alınır(ezber), ya da anlayarak ve sindirerek. Bilginin reddedilişi de aynı iki şekilde olabilir. Çocuklara cevabını anlayamayacaklarını düşündüğümüz bir soru sorduklarında, büyüyünce daha iyi anlarsın deriz. Bilinçli bir anne baba çocukların gelişimleri için merak ettiklerini sormalarını, duygu ve düşüncelerini rahatça ifade etmelerini teşvik eder. Hiçbirimiz içlerine atmalarını, korkmalarını veya üzülmelerini istemeyiz.

Çocukların olduğu gibi bizlerin de birçok şey hakkında bilmediğimiz birçok şey vardır. Ancak bir bilene sorduğumuzda tabii ki büyüyünce anlarsın demez. Cevabı verirken ya bilip anlıyordur ya da kendisi de anlamıyordur, ezberlediğinin farkında değildir, tam anlamamış ta olabilir. Bugün cemaatlerde ve dindar toplulukların bazılarında sık görülen tutum, insanlardan verilen dini öğretiyi fazla sorgulamadan kabul etmesinin beklenmesidir. Aynı, çocuklara söylendiği gibi, sadece “sebebini ben de tam olarak bilmiyorum” demek yerine “Bizim aklımız bunlara ermez”, din büyüklerimiz bilir veya sadece Allah bilir gibi ifadelerle kestirip atılır. Bu da itaat ve sabır erdemi olarak düşünülür. Mesela denir ki falanca din büyüğümüz böyle hissetmiş, düşünmüş, yapıyormuş, ozaman biz de öyle hissetmeliyiz, düşünmeliyiz, yapmalıyız. Çoğu zaman öğretiler insanların kafasına oturmaz, ama derinden hissediyor, anlıyormuş gibi bir zihin haline girilir. Zaten her kim olursa olsun anlamadığını kendine itiraf etmek olgunluk ister. Mesela bulunduğu topluluk içinde “Ama biz görevlere en ehil olanı değil, sadece kendi topluluğumuzdan kişileri alıyoruz, bu adil mi?”gibi soruları soramaz. Falanca dini şahsiyetin söylediği bana mantıklı gelmiyor diyemez.

Devlet dairelerinde sık görürüz, iş yapılırken amirin söyledikleri, talimatları sorgulanmaz, çünkü cemaat ya da dini topluluk büyüklere tartışmasız itaat kültürünü vermiştir. Bazen yönetici tam ehil olmadığı bir konuda yanlış karar alır, etrafındakiler direnmeden kabul eder. Sonra malum trenler devrilir. Halbuki nerede ilmi prensipleri gözardı edip büyüklerin söylediklerini olduğu gibi kabul edip yapın yazıyor? İnsan hep alığı bilgileri düşünüp tartmadan kabul ediyorsa gelişebilir mi? Yaratıcı düşünebilir mi? Farklı düşünüp yeni çözümler üretebilir mi?

Peki neden bilginin sorgulanmasından bu kadar korkuluyor? Nedeni çok basit: Çünkü kimilerine göre bu itaat prensibine aykırı ve herkes herşeyi tartışıp sorgularsa hepsini açıklayıp anlatmak mümkün olmadığı için inançsızlık ve imansızlık gelişebilir. Peki yüce Allah, bu yüceliğiyle bilgiyi olduğu gibi alan, sadece kendine söyleni yapan insanlar mı istiyor ve bir insan birşeyi sorguladığında ona gücenip kızıyor mu? Eğer bir insanın kulluk anlayışımızda bir nebze de olsa ilmi prensiplerle gelişmesi beklenen insan varsa onu düşündürmesi gerekir.

Dünyada bir cemaatin ya da kendi içinde müdahaleci bir dindar topluluğun mensubu olmadan dinlerini yaşayan, başkalarına karışmayan, ibadetini de aksatmayan birçok insan ve topluluk var. Hal böyleyen birçok cemaat kendilerine kattıkları insan sayısı yani skoruyla meşguller. Başını örtünce ya da Cuma ya gelmeye başlayınca hedef tama oluyor be haneye +1 yazılıyor. Peki bu insanların gelişimleri ne olacak? Sorgulama, fikir, duygu ve ifade özgürlüğü kısıtlıyken nasıl gelişecekler?

İnsanın beyin ön lobu sorgulamak, esnek ve farklı düşünebilmek, yeni fikirler, eserler üretmek için yaratılmıştır. Herhangi bir cemaate katılan bir kişi herşeyi olduğu gibi kabul ediyorsa ön lobunu hemen hemen hiç kullanmıyor, sadece diğer bölümlere bilgi yüklüyor demektir. Hangi din olursa olsun bu Allah ın planına terstir. Dertleri mümkün olduğu kadar çok insanı dindar yapmak ya da cemaate katmak olan insanların çoğunun bunun farkında olmadığını düşünüyorum.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 40
Toplam yorum
: 9
Toplam mesaj
: 1
Ort. okunma sayısı
: 2495
Kayıt tarihi
: 12.07.12
 
 

Petrol Mühendisi  İlgi alanlarım: Psikoloji, kişisel gelişim, eğitim En çok yapmayı sevdi..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster