Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

23 Ocak '07

 
Kategori
Eğitim
Okunma Sayısı
1635
 

Diploma para getiriyor mu?

Diploma para getiriyor mu?
 

Diploma para getiriyor mu? Bilmem? Diploma olmayınca parasız kalındığı kesin mi? Yok. Değil. İşini bilen bir sürü okulsuz adam var ortalıkta ve paraya para demiyorlar. O halde neden yıllarımızı okula gide gele harcayıp sonra sudan çıkmış balık misali okul sonrası hayata öylece bırakılıveriyoruz? Parayı getiren işse eğer, neden iş idaresi ağırlıklı üniversielerde uygulamalı eğitim yok?

Ben İşletme Fakültesi mezunuyum. Hem de Türkiye’nin en iyi üniversitelerinden birinde İngilizce okudum. Maliyet muhasebesini anlamaya çalışmak yetmedi, İngilizcesini kıvırmak da yetmedi. Ekonominin dünü, bugünü, yarını derken her şey teorilerden ibaretti. Yetmedi. Çünkü üniversite bitip de işe başladığımda her şey öğrendiklerimi unutmamı gerektiriyordu. Bir kere gerçek hayat Türkçeydi. Şaka gibi. Üniversite sonrasında öğrendiğim bütün o teorileri unutup pratikleşebilmek için de bir dört yılımı harcamam gerekti. Ying-Yang!

Keşke 4 yıllık eğitimimin üçüncü yılını, okulla anlaşmalı şirketlerden birinde rotasyon modunda çalışarak geçirseydim. Keşke dördüncü yıl tüm bilgileri hızlandırılmış bir şekilde yeniden alabilseydim ve gerçek iş yaşamıyla özümseyerek, profesyonel yaşama hazır bir yeni mezun olabilseydim. Kurtlar sofrasına düdük gibi düştük hepimiz.

Çok iyi bir uluslar arası firmadan ürün müdürü asistanı olarak çalışmaya başladım. Önüme geleni idolüm zannediyor, kendimle bir tutuyor, her şeyi ben biliyorum sanıyordum. Sular seller gibi İngilizceyi konuşuyorum. Kapı gibi diplomam var. Daha ne!

Kazın ayağı öyle olmadı tabi. 3 yılın sonunda işsiz kaldım. İngilizcemin üstüne, işsizken iş bulmakta işimee yarar sanarak biraz Almanca da katıp 14 ay işe yaramayı beklediğimi gururla belirtmek isterim. Neden mi işsizdim? Neden mi o kadar uzun bekledim? Çünkü akşam yattık, sabah kalktık. Kriz var! Benim çalıştığım o koskocaman şirket küçülmeye gitti ve maliyetleri kısmak zorunda oldukları için en pahalı, en az kritik pozisyondaki elemanlar işten çıkartıldı. Kılıf hazırdı: “Senin artık daha büyük sorumluluklar alman ve kariyerinde ilerleyebilmen lazım. Burada maalesef seni yerleştireceğimiz yeni bir görev yok. Malum kriz var!”

Tazminatımı aldığım gibi kendimi kurslara adadım. Zira zaman yatırım yapma zamanıydı ve en büyük yatırım insanın kendisine yaptığı yatırımdı. Sabahtan akşama kadar çamurlardan heykelcikler yapıp kim bilir kimleri oyuyor, kimlere zımpara atıyordum. Almanca kursunu bitirip, yazarlık kursları almaya koyuldum. Bunu yağlıboya ve dalış kursları takip etti. Artık sinirsel olarak yüzüm kasılıp, ağzım yana çekmeye başladığında beklenen telefon geldi ve zor attım kendimi bulduğum işe. Sağlığımdan önemliydi o an bir işe yaramak.

Oradan buraya, restorancılığa geçiş hikâyemse tamamen duygusal. 16 senelik profesyonel öğrencilik hayatımda en güzel ödevleri ben yaptım. En kapsamlı araştırmalar, en doyurucu bilgilerle dolu raporlar, tablolar, analizler bendeydi. Ama bu da iş hayatında unutmam gereken bir başka konuydu. Çok zorlandım. Bana sürekli “Hızlı bir şekilde yap. Geç, git!” diyorlardı. Nasıl yani? Eksik mi kalsın bilgiler? “Tamam, öyle olsun” demeyi öğrenmekte gerçekten zorlandım. Tam kıvırmıştım meseleyi ki müdürümün psikopatça yaklaşım tarzı beni çileden çıkarttı. Üzerine hak ettiğim prim miktarının katakulliyle kuşa çevrilmesi de iyi bir cila olup bardağı taşırdı.

Yeni bir yatırım yapma zamanı gelmişti. Ben de olmayan birikimimle, tecrübem bulunmayan restoran işletmeciliğine soyundum. İyi de oldu tabi. Yeni bir bilezik… Yeni hayat tecrübeleri... Üzerine servet döksem bu kadarına sahip olamazdım 9-18 mesailerde. Pişman değilim bilesiniz. Ben zaten bütün tecrübelerimi hep pahalıya almışımdır. Malum bu ülkede yapılan hiçbir fizibilite çarşıya uymadığı gibi bendeki para kazanma ve köşe olma formülasyonları da ülke ekonomisinden farksız bir şekilde çöktü.

Benim diplomam var. İşim de var. Tecrübem de var. Ama para yok. Kazanamıyoruz. Neden? Çünkü kriz var. Adı yok krizin ama var. Bu aralar dalıp gidiyorum. Eşim ilk defa halime tepki verdi ve ilk defa sayemde yaşamak zorunda kaldığı hayatımız hakkında yorum yaptı geçenlerde. “Hayatı sorgulama. Üzülürsün sonra.” Ünlü bir söz vardır. Çok severim. “Vazgeçme, Erteleme, Üşenme” Ben bu sözü ülkeme ve koşullarına uyarlıyorum. “Planlama, Sorgulama, Üzülme”

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Dostum demek istiyorum müsade ederseniz. Gerçekten de aynı haleti ruhiye içinde insanlarız. Maalesef "burası Türkiye" lafını hep önüme koymak zorunda kalıyorum. Ben de sizinle aynı durumdayım. Ben de Hacettepe mezunuyum. Onca sıkıntıdan sonra bir işe başladım. Aile şirketi. Tamamen abi-abla muhabbeti. Ortaokul - lise mezunu adamlar bizi yönetiyor. Şirket tamamen bakkal hesabı çalışıyor. Lafa gelsen Türkiye'de kendi alanında birkaç firmadan birisi. İşe başladıktan 1 sene geçtikten sonra bile çoğu şeyden anlamıyordum, çünkü herşey birbirine girmişti. 1,5 sene boyunca sinir harbi yaptım ve defaatle işi bırakma kararı aldım. Baktım burada gelecek yok, Dış Ticaret kursuna gittim. Dünyanın her tarafında tanınan bir organizasyon kurdum, ama maalesef bir firma kurup işe koyulamadım. Saçlarım ağarmaya başladı. Velhasılı, bu ülkede eğitimsiz, kültürsüz, şirket yönetmesini bilmeyen bir sürü adamda para var. Ama bizim gibi aklı başında adamlarda ise güç-kuvvet yok. Allah sonumuzu hayretsin!

xxxxxxxxxxxxxxxxx 
 05.02.2007 23:48
Cevap :
Size katılmamak elde değil. Aslında "Gemisini yürüten kaptan" derler ama boş. Zaman içinde bütün bellenme faturalarımı ödeyip hayatı alt etme niyetim hiç eksilmiyor. Sanırım önemli olan da bu. Olayları olduğu gibi kabul etmek ve gardını alarak ringe çıkmak gerekiyor. Bazen tek roundda alt edeceğim sanıyorsun hayatı ama bakıyorsun ki onuncu rounda çıkmışsın ve hala yumruk yiyorsun :) Ayakta kalabilmek bir mucize adeta. Size işlerinizde kolaylıklar diliyorum. Sevgilerimle...  06.02.2007 10:15
 

duygularıma tercüman olmuşsunuz. Burada yazdığım ilk yazıya da bir bakın isterseniz "yenimezunmania" benzer şeylerden bahsettim yine çekilen sıkıntılara gülerek; malum başka türlü olmuyor memleketimde!

Esra Bal 
 23.01.2007 11:50
Cevap :
Tabi ki olaylara metanetle ve olumlu tarafından bakmamız gerekiyor. Malum akıl sağlığımız açısından. Bu duruma "gülüyoruz ağlanacak halimize" de denilebilir. Yorumunuz ve katılımınız için teşekkür ederim. Sevgilerimle...  23.01.2007 20:04
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 86
Toplam yorum
: 184
Toplam mesaj
: 55
Ort. okunma sayısı
: 3097
Kayıt tarihi
: 09.10.06
 
 

Marmara İng. İşletme mezunuyum. Pazarlama bölümünde uzmanlaştım. Reklamcı olmak istiyordum. Olmad..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster