Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

28 Mayıs '15

 
Kategori
Ankara
Okunma Sayısı
376
 

Diren Ankara!

Diren Ankara!
 

28 yıl önce yaşantımı, çocukluğumun geçtiği Ankara’dan İzmir’e taşıdığımda, bu iki farklı kültürün arasına sıkışmış gibi hissetmiştim kendimi. Bir yanda saflığıyla çocukluğumu kucaklayan titiz, düzenli, itaatkâr ve ciddi şehir profili çizen başkent Ankara, diğer yanda orta yaşıma kadar havasını teneffüs edeceğim, keyfine düşkün gamsız şehir, güzel İzmir.

Zaman içerisinde, birbirine hemen hiç benzemeyen bu iki şehrin karmaşası arasında hangi şehre ait olduğuma dair gelgitler arasında buldum kendimi. Nereye aittim? Önceleri misafir olarak gelip gittiğim İzmir, şimdi doyduğum, çocuklarımı doğurduğum yer olmuş; Ankara ise ara ara ziyaret ettiğim uzak bir kent halini almıştı benim için.

Ankara’nın düzenle uzayan otobüs kuyruklarına karşı strateji geliştirmiş İzmirlinin, fırsat tanımaz cambazlıkları karşısında haftalarca iş yerime zamanında ulaşamamıştım. Çünkü biz Ankaralıydık ve otobüse dolmuşa ancak sıramız geldiğinde binebilirdik. Temiz Ankara caddeleri İzmirlinin vurdumduymaz rahatlığı karşısında 1-0 öne geçmiş; yazın panayır yerine dönen balkonlardaki şen kahkahalar, fazla gülmenin hafiflik sayılacağı söylemleri ile sevinçleri bile bastırılmış benim gibi orta Anadolu kültürüyle büyümüş insanları şaşkına çevirmeye yetmişti.

Ortaçgil bir şarkısında Ankara’dan “uslu sokakları olan şehir” diye söz eder. Bence de öyle idi.. İnsanların ekonomileriyle bile benzeştikleri bu memur kenti, gösterişten ne kadar da uzaktı. Özgürlüklerini bile tevazu içerisinde kullanan Ankaralıya inat kendi yaşantılarına dokunulmadığı müddetçe başka hayatlara hoşgörü ile bakmayı başarmış özgür İzmir, sanki Türkiye’ye ait değilmiş gibi gelirdi bana..

Sonra yıllar, zamanın bizden telaşlı devinimleri içerisinde birbirini kovalarken yaşantım, yönü belli olmayan rüzgârlarla tekrar Ankara iklimine doğru savruldu. Uzunca bir süre sokaklarda beni mutlu edecek çocukluğumdan, gençliğimden izler aradım. Modernleşmenin ezici gücü karşısında büyük hezimet yaşayan güzel Ankara’m zamanın ruhuna uygun olarak değiştirmişti her şeyi. Kızılay’a inildiğinde mutlaka uğranması gereken “Ankara Muhallebicisi”, orta gelirli insanların karnını doyurmak istedikleri nezih ortam “Set-Cafeterya”, Kızılay’da buluşmak isteyenlerin randevu noktaları “Büyük Postane”, “Gima” hepsi bir bir, tarihin sadece meraklıları için açılabilecek sayfalarında yerini almıştı. Bunlar konjonktüre uygun evrensel gelişmelerdi; direnilemezdi. Doğru, bunlara direnemezdik ama bu değişimlerin sadece teknolojik alanda olmadığını görmeye başladığımda, masumiyetini kaybetmiş güzel şehrim için ta derinlerde bir yerlerimin deli gibi acıdığını hissettim. Gördüm ki ihtişamlı(!) gelişmenin ardından, nereden geldiği belli olmayan zenginleşme ile beraber itibar dilenciliğine soyunmuş ilkesiz, onursuz insanlar palazlanmış, ahlaki ve kültürel çürümeyi de sokaklara, mekânlara, meydanlara taşımışlardı. 

Ardında kimleri, hangi düşünceleri sakladığı belli olmayan koyu karanlık giysili kadınların eteklerinin süpürdüğü sokaklarda bir zamanlar “onurlu direnişlerin” ayak izlerini taşıyan kaldırımlar bile siyasi arenanın oluşturduğu haksız elde edilmiş görgüsüz varsıl pespayeliğin ökçeleri altında ezilmekte ve adeta buna ‘dur’ diyememenin üzüntüsünü yaşamaktaydılar. Ve üzülerek yine gördüm ki Arap kültürüne evrilmeye çalışan ayaklar ‘baş’ olmuş; yetmediğinden sürekli yakındığımız demokrasi ağacının dalları büyük rant avcıları tarafından bir bir kırılmaya başlamıştı..

Şimdi penceremden bakıyorum şehrimin karanlık ufuklarına doğru. Kalbim, midem, karnım velhasıl beynim sancıyor. Böylesi bir yozlaşmanın ağırlığını bu şehrin kaldırabiliyor olmasını dehşetle şaşırarak karşılıyorum ve biliyorum ki eğer bir şeyler yapılamazsa çok yakın bir gelecekte başkent onurlu geçmişinden koparılıp, kaybettiği güzel ahlâkıyla birlikte hâlâ var olduğundan umudumu kesmek istemediğim erdemli ruhunu da tamamen kaybedecek.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Seneler önce Ankara'ya gelmiştim. O gün bugündür hep havası karanlık ve üzerinde ağırlık var gibi gelmiştir. İzledikçe , gördükçe bu ağırlık gün be gün artıyor . Sevgilerimle..

Tülay EKER 
 29.05.2015 9:40
Cevap :
Sevgili Tly, Bu günkü Ankara düne göre çok daha kara ve puslu.Daha güzel günlerde daha güzel şeyler yazmak dileği ile sevgiler..  02.06.2015 20:43
 

Kaleminize sağlık. Ne de güzel ifade etmişsiniz doğup büyüdüğüm kentin içler acısı halini. Sevgilerimle...

İdill Korkmaz 
 29.05.2015 0:56
Cevap :
Sevgili İdil zarif yorumunuz için çok tşkler.Ankara cumhuriyer tarihinin en karanlık günlerini yaşıyor maalesef..Aydınlık günlere kavuşmak dileği ile sevgilerimi gönderiyorum..  02.06.2015 20:39
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 16
Toplam yorum
: 5
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 288
Kayıt tarihi
: 20.04.15
 
 

Sanatsever, seyahatsever... ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster