Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

28 Ocak '09

 
Kategori
Kültür - Sanat
Okunma Sayısı
1229
 

Diri diri yanmak

Diri diri yanmak
 

Diri Diri Yanmak


Son birkaç yıldır, yerli medyamızın üzerinde çok durduğu, toplumumuzda ayrı bir hassasiyet oluşturma gayretiyle habire haber yapıp karşımıza sunduğu, doğuya has çok önemli bir sorunu paylaşıyoruz coğrafyamızdaki diğer ülkelerle: Töre cinayetleri.

Ağırlıklı olarak Müslüman olan Ortadoğu coğrafyasında, Pakistan ve Hindistan’a kadar uzanan geniş bir coğrafyada aslında, kadınların toplumdaki duruşları ve varoluşlarıyla ilgili ciddi bir sıkıntı ortada asırlardır. Kadının toplumdaki yerinin belirlenmesi gibi bir sıkıntı duymayan bu toplumsal düzen, tamamıyla erkek kurallarından ve erkek egemenliğinden oluşmakta aslında. Kadının sınıfsızlaştırılması ve aşağılanması, yıllardır çeşitli şekillerde toplumumuza yansıyor. Ancak bizim gördüğümüzden daha şiddetli bir durum var gerçekte.


***


Souad, Batı Şeria’da doğmuş ve on yedisinde namus meselesi nedeniyle, babasının başkanlık ettiği aile meclisince ölüme mahkum edilmiş, cellatlığını da öz eniştesinin üstlenmiş olduğu bir kadın. Bugün Avrupa’da yaşıyor ve hayatını bir nebze de olsun toparlayabilmiş. Ama vücudundaki derin yanık izleriyle…

Souad, kitabının sonunda bahsettiği üzere, hayatını “konuşmuş” ve birileri de –öz oğlu?- bunu kayda geçirerek, gerçeklerin en acıtıcı biçimde anlatılmasına, bizim tanıklığımıza vesile olmuş.

Diri Diri Yanmak, ülkemizde de gerçekten sıkça karşılaşılan bir durumun çarpıcı ama sıradan örneklerinden birini veriyor bize. Sıra dışılığının sonucunda saklı olduğu sıradan bir örnek.


***


Souad, aile içi şiddeti alışkanlıkla karşıladığını, yanlışlıkla yeşilken kopardığı domatesin kafasında parçalanışını soğuk kanlılıkla anlatabildiği satırlara gizlemiş. Dayak yemenin doğallığını hissediyor; kız olmanın utancını ve günahını ömür boyu yaşamaya mahkum kılınıyor.

Kitapta, gerçekten derin olan bazı durum tespitleri var. Örneğin, birkaç yerde, Souad kendisini, eşek ve koyunlardan daha değersiz, daha işe yaramaz görüyor. Bunu başkalarının ağzından, öz anne ve öz babanın ağzından duymak, ayrıca ölümcül bir yara olsa gerek. Çünkü bir eşek bir şeyler taşımaya yarıyor ama bir kız başa beladan başka bir şey olarak görülmüyor. En ufak hatasında öldüresiye dayak yiyor. Adet gördüğünü kendi kız kardeşine bile söyleyemiyor, çamaşırlarını gizli yıkıyor. Bir hayvandan daha kötü muamele görüyor ve tüm bunların içinde, küçük kardeşinin öz ağabeyi tarafından öldürülüşüne tanıklık etmekle de hayatındaki en büyük korkuyu yaşamaya mahkum ediliyor. Hatta öyle bir korku ki bu, küçük kız kardeşinin adını bile unutuyor zamanla.

Souad, aşkın olmadığı, cinselliğin bir yasak ama bir hizmet olduğu bir toplumun dişi öğesi olarak şanssız. On dört doğum yapıp, beşinci çocuktan sonraki tüm kız çocuklarını, doğdukları anda boğmaktan çekinmeyen bir annenin ortanca kızı olma şanssızlığını taşıyor. Ömür boyu hem de.


***


Yazık ki, okuduğum pek çok vahşete ve Souad’ın derin dramına rağmen, çok da şaşırmadım böyle şeyleri okumaktan. Ne acı ki ülkemizde de benzer dramlar kim bilir belki daha kaç asır yaşanmaya devam edecek. Hatta bu öyle bir dram ki, işgal altındaki bir ülkede yaşayan Souad, işgalcilerden, bombalardan filan korkmuyor; babasının ya da canından çok sevdiği ağabeyinin, bir gece onu koyun postuyla boğacağından korkuyor. Aynı eziyeti göreceğini bile bile, evlenmekten başka bir çıkış yolu bulamıyor aşkın yasak olduğu bu savaş ülkesinde.

Oysa ki, okurken bile içimize bu kadar daraltabilecek bir dram, tüm gerçekçiliğiyle karşımızda duruyor olsa bile, anlamamız mümkün olmuyor gerçekten yaşanan acıları. Çünkü bizim Ortadoğu’da kadın olmak konusunda deneyimimiz kısıtlı; bu kitap ve daha sınırlı sayıda rehberimiz olsa bile. Sosyal adalet, eşitlik, ilericilik gibi kavramların altının boşaldığı günlerde, sadece yüzünü bir erkeğe gösterdiği, ya da eliyle bir işaret yaptığı için, otobüs şoförü tarafından eziliveren on beş yaşlarında bir kızın durumunu bilmeden, içe kapanmayı istemek, böyle bir düzeni hayal etmek, samimiyetle buna inanmak mümkün mü?

Zamanında, bu topraklarda da yaşanan bir çok dramı azaltabilen cumhuriyet mucizesine karşı tavır alanların, keşke böyle bir kitabı okuyarak biraz feyz almaları mümkün olsa.


***


Batının eşitlikçi düzeni içinde, kadının yine de bir var oluş mücadelesi vermesi gerekiyor. Doğudakilere göre, hayal edilemeyecek haklara sahip olan kadın, hem aynı zamanda erkek de, yine de bir hak ve varoluş mücadelesini sürdürmek, kendisine ait yarar alanını genişletmek ve hemcinsleriyle de karşı cinsleriyle de ilişkilerini daima değişen şartlara göre yeniden düzenlemekle, hayatın akışı içinde benliğini kaybetmeden tutunmayı hedefliyor. Ancak Souad ve onun gibi milyonlarcası, bir tepsi içinde sunulan altınların kırk ya da yüz kırk tane olmasıyla ailesini gönendirmeyi umuyor. Bir kadının hayattan beklentisi ve hayattaki yeri ise, kocası ve ailesi nezdinde, doğurduğu erkek çocuklarla belirleniyor. Hayırlı gelinler 2-3 erkek çocuk doğuruyor. 15 kız doğuranlar hayırsız insan oluyor; üzerinde yeni gelin alınıyor, çocukları öldürülüyor.

Bir tek insanın bile yaşamının mahvolmasına kahroluyor insan. Aynı kitapta mahvolan üç yaşama tanıklık ediyoruz.


***


Dünyada acı çok.

Kadınlara uygulanan baskı, eziyet de öyle. Ama Ortadoğu’da binlerce yıldır bir türlü barış olmamasının tek bir temel nedeni var. Orada sevgi yok… Birini sevmeye hakkınız yok. Kızınız bile olsa…


***


Souad, ironik bir şekilde seviyor erkek kardeşini. Ve de karşı komşularının oğlunu. Tarlanın içindeki bir çukurda kızlığından ediyor onu bu sevgisi; karnına düşen bebek ise canından. Yanan Souad, bir kez ölüyor. Töre gereği diri diri yakılan Souad kendisiyle hesaplaşmak için bir kez daha doğuyor.


***


En acısı da, bu tanıklıkları, bu eleştirileri, muhatabı olacakların asla okuyamayacak oluşu sanırım. Ne bu yazı ülkemizdeki töre uygulayıcılarına ulaşır, ne de bizler. Üzülmekten daha çoğunu yapabileceğimizi bize göstermiş olan cumhuriyeti tartıştığımız şu günlerde ise, modernliği ve yaşamı, herkes için yaşama hakkını oralara götürebilme umutlarımız da tükeniyor gibi geliyor bana. Töre adına kendi kızına, kardeşine kıyanlar, Allah adına bomba patlatmaktan da bomba olup patlamaktan da çekinmiyorlar. Çekinmeyecek, giderek daha da çok cesaret alacaklar.

Souad’ın çığlığı kulağımızdan eksik olmasın hiç. En azından başka Souadlar çığlık atmayana kadar…


Değinilen Kitap: Diri Diri Yanmak, Souad, Çev: Harika Sirel Şeren, Bilgi Yayınevi, Ankara, 1. Basım, Eylül 2004

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

İlker Bey elinize sağlık. Yine aydınlatmaya devam ediyorsunuz. Çok yönlü bakabilmek sosyal bir yetenek, yorum yapabilmek ise daha ötesi birşey. Sayenizde biz de faydalanıyoruz. Elinize sağlık.

Uguristanbul 
 28.01.2009 10:47
Cevap :
Yorumunuz için çok teşekkür ederim; elimden geldiğince bir şeyler yapmaya çalışıyorum. Keyifle takip etmenizi umarım...  05.02.2009 19:38
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 15
Toplam yorum
: 3
Toplam mesaj
: 6
Ort. okunma sayısı
: 552
Kayıt tarihi
: 24.01.09
 
 

1983 İstanbul doğumluyum. Maltepe Kadir Has Anadolu Lisesi ve İstanbul Teknik Üniversitesi Makine Mü..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster