Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

23 Ocak '20

 
Kategori
Meslekler
Okunma Sayısı
35
 

Dirmil'de Çancılık ve müzik

           DİRMİL’DE ÇANCILIK VE MÜZİK

Dirmil Burdur’umuzun en uzak ilçelerinden biri. Fetiye, Antalya, Denizli üçgeninin ortasında, 1450 rakımlı şirin bir yayla ilçesi. Dirmil’de Kireççilik, tarım makineleri üretim atölyeleri, çancılık, mantarcılık ve de Kırkpınar Güreşlerinin rövanşının yapıldığı Yağlı Güreşler diyarı; diğer yandan sipsinin, curanın Yörük türküleriyle yankılandığı folklor zenginliği olan, kültürel bir ilgi alanıdır Dirmil. Bu çok yönlü zenginliği olan ilçenin bu hafta size sadece çancılığından söz edeceğim.

Neden çan sadece bu ilçede diye soracak olursanız, Fetiye’den, Dalaman’dan Antalya’dan gelen sürüler yaz aylarında Dirmil yaylalarında sürüler harman olur. Ve bu ihtiyaçtan oluşan bir üretimdir. Dirmil’de üretilen çanlar kendi iç pazarının dışında Antalya, Muğla, Konya, Kayseri, Denizli, Uşak, Afyon gibi illerden gelen siparişi üzerine yapılıp satılır. Dirmil’de çan üreticiliği ekonomiye önemli bir katkı sağlamakta.

Çan’ı bilmeyen görmeyen pek yok gibidir.  Çan demirden yapıldığı gibi bakır alışımlı metallerle de yapılır. Büyüklüklerine göre yuvalar vardır. Metal saclar yuvalarda eğilip bükülerek şekil verilir. İçine ahşap bir dil takılır. Çift dilin de takıldığı olur.

Dirmil’de çancı üç atölye var. Atölye başı günlük üretim 20 ile 60 arasında değişmekte. Bu sayı çanın büyüklüğüne de bağlı. Bundan 20 yıl öncesi hayvancılığın daha çok olduğu dönemlerde günlük çan üretimi 150-200 dolayında imiş. Çalışan sayısı bugünün iki üç katıymış.  Bu gün itibarıyla atölyelerde ortalama 3’er işçi çalışmakta. Çan ustalarından Çancı Ziya’ya, Çancı Muhtar Adnan’a ve çan ustalarından Veli Şener’e buradan selam söyleyelim.

Değerli dinleyenler çan deyince insanın aklına hemen koyun sürüleri, keçi sürüleri ve o çanların çıkardığı sesler gelir. O ses müzikal bir sestir, dev bir orkestrayı andırır. Develer, atlar, eşekler, inekler, koyunlar, keçiler çan sesiyle şenlendirir her bir yanı. Yörük göçlerinde devesinden eşeğine kadar, koyuna keçiye çan takılır. Özellikle bahar aylarında yayla göçlerinde bu görüntü ve çanların çıkardığı ses adeta  karnaval havası verir.

Çoban ekonomik olanağına göre sürüsüne çan takar. Sürünün en yeye olanına, sürüye uymayanlara, sürüyü tutacak en tecrübeli uyumlu hayvana, sürüden sık sık ayrılana çan takılır. Kısaca çan dengedir. Atın çektiği kızaklara da ata da çan takılır. Oynayan köçeklerin bellerine zil takılır. Burdur genelinde geleneksel orta oyundaki külcü karakteri beline çan takar. Tarlada çalışan işçilerin oraklarına da zil takıldığı görülür; çalışana ritim duygusu verir.

 

EKİN BİÇME TÜRKÜSÜ Rüştü Tuncalı

 

Elinde çıngıllı orak

Gelin tarlan ne ırak

Bu gece geleceğim

Kapıyı açık bırak     

 

Dalaman’dan gelen göçerlerin deve kervanlarının en başında bir eşek ve ona bağlı bir düzine devenin boynunda çan olurdu.

Bir oba kalkıp da yola koyuldu mu, hayvanların çanı başlarmış konuşmaya. Önden giden devenin çanı:

Benim ağam zengindir

Benim ağam zengindir

Benim ağam zengindir

                                             Diye ötermiş

Ortada giden devenin çanı:

Neden neden neden neden

                                             Diye ötermiş

Arkada giden devenin çanı da:

Ondan bundan

Ondan bundan

Ondan bundan

                                             Diye ötermiş  

 

Devenin çanları çok renklidir: Develerde karın çanları, böğür çanları, hatap çanları, gözlük çanları, yüz çanları ve yular çanları bulunur.[1]

Dirmilli ustaların elinden çıkma her demde, küçükten büyüğe doğru çanların adını sıralarsak: gıldırga, taka, kaba taka, zil, yedek, kaba yedek ve köşeli çan çeşitleri bulunur. Köşeli çan en az dört yaşındaki tekelere takılır. Çan sesleri, sürü ve çobanına doğal müzikal bir uyum sağlar.  Koyuna takılan çanla keçiye takılan çan farklıdır. Çünkü koyun keçiye göre daha düz yerlerde ve genellikle gece otlar.

Dirmil’de çalgıcıların çoğunun geçmişi çobancılığa dayanır. Çobanlık sırasında yalnızlığını curasıyla, sipsisiyle, kavalıyla paylaşır. Çobana sürünün çan sesleri ilham verir. Bu bağlamda yöre sanatçıları, curalarından çıkardıkları sesler ile yaylımdaki keçi sürülerinin onlarca çan sesinden gelen ritim ve ezgiler, sanki aynı senfoninin içinde nefes alan çalgılar gibidir. Özellikle icra edilen boğazlar, kırık havalar bana taş başında boynundaki köşeli çanla kaşınan tekeyi, dereye koşan bir sürünün çan seslerini duyduğumu sanacak kadar yaşamın içinden otantik ezgileri, ritimleri ve Dirmil’e özgü bir tınıyı bulurum.

“Sürüdeki çan orkestrasının görkemi gecenin karanlığı ve sessizliğinde kulağa çok hoş gelir. Birçok kez bestecilerin özellikle bu ortamı dinlemeleri gerektiğini düşünmüşümdür.”[2]

Kendi köyümde çocukluğumda tanıma olanağı bulduğum çan sesine tutkun, adeta çanlara âşık bir çoban vardı. Bu çoban komşu sürülerin çanlarında tınısıyla, ses rengiyle kulağına takılan bir çan olursa, sürünerek sürünün içine girer, bir şekilde hayvanın boynundan çanı söker alırmış. Kendi sürüsünün yatak yerine geldiğinde ipte çamaşır gibi asılı duran diğer çanların arasına çanı asarak rüzgârda onların çıkardığı sesleri dinlermiş.  Bu çobanı, Türk caz sanatçısı Okay Temiz’i tanıdıktan sonra daha iyi anladığımı söyleyebilirim.

Dirmilli saz ve ses sanatçısı Emin Demirayak’ın türküsünde çanlar şöyle yer almıştır: Devesi var çansız gerdanı var bensiz / ben olamam sensiz sen de durma bensiz.

“Aynı topraklarda çobanlık yapan yüz gözlü çoban Tanrı Argos Panoptissürülerini yüz gözüyletakip ederken, Dirmil çobanları da sürülerine taktıkları çan sesleriyle takip ediyor,”diyelim ve farklı zamanları aynı mekânda birleştirerek post-modern bir yaklaşımla çanın önemini anlatmış olalım.

Bir de “Çanına ot tıkamak” deyimi vardır. İşin somut tarafından anlatmaya başlayalım. Çobanlar sürüsünü yasak bir otlakta güdecekse sürü fark edilmesin diye özellikle büyük çanlara ot tıkayarak çanı sustururlar. Bu somutluktan hareket edersek çanına ot tıkarım demek, senin sesini keserim, etkinliğini durdururum anlamına geliyor,  ama bu deyim giderek değişerek canına ot tıkama şekline dönüşmüştür. Cana ot tıkanmaz. Çana Tıkanır. Canına ot tıkarım, derken de cana kasıt olduğu anlaşılmalıdır.7 ocak 2020 Trt Antalya Rad. konuşma metnim.

 



[1] (Saffet Uysal 2006 sy.5- 14 Çan)

[2] (Saffet Uysal Çan say. 11 - Deneme 2006.)

ETEM SEVİK bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 53
Toplam yorum
: 0
Toplam mesaj
: 2
Ort. okunma sayısı
: 689
Kayıt tarihi
: 19.06.09
 
 

Gazi Üniversitesi, Eğitim Fakültesi Kastamonu Eğitim Yüksekokulu Sınıf Öğrt. bitirdikten sonra A...

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster