Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

19 Ekim '14

 
Kategori
Siyaset
Okunma Sayısı
174
 

Dış politika konularını iç politika malzemesi yapalım mı?

Dış politika konularını iç politika malzemesi yapalım mı?
 

* Politika nedir?

Politika belirlenmiş bir hedefe varmak için izlenecek hareket tarzıdır.

Konuyu ülke bazında ele aldığımızda her ülkenin bir politikası olur. Buna milli politika denir.

Milli politikanın amacı milli hedeflerin elde edilmesidir.

Toplumlar milli hedeflerini elde edebilmek için devlet kurarlar. Devlet milli hedeflerin elde edilmesi için kurulmuş organizasyonun adıdır

Milli hedefler; elde edildiklerinde milli menfaatlerin gerçekleşmesini sağlar. 

Günümüzde genel kabul gören tanımıyla, milli menfaatler, toplumların "emniyeti"ve "refahıdır". Her toplum yüksek bir refah düzeyinde, emniyet içinde, yaşamak ister.

Emniyet-refah dengesi hassas bir dengedir. Emniyetin olmadığı yerde refahın anlamı olmaz. Emniyet için refahtan vazgeçilirse refah azalır ve sonunda emniyet de sağlanamaz olur. Politikanın görevi, emniyet-refah dengesini kurarak ikisinin birlikte var olmasını sağlamaktır.

Ekonomik kaynaklar sınırsız değildir. Bu nedenle kullanımında önceliklerin belirlenmesi gerekir. Politika, vergilerle halktan toplanan kaynağın kullanım önceliği konusunda halka öneride bulunmak ve yetki almaktır. Politika bunun için yapılır. Yani bir ülke demokrasiyle yönetildiğinde emniyet-refah dengesi kararını halk kendisi verir.

Tek kişinin yönettiği ülkelerde ise bu kararı yöneten verir. Halka sormaz.

Demokrasilerle otoriter rejimler arasındaki fark budur.

Dış tehditten kaynaklanan emniyet endişelerinin arttığı gerginlik ve savaş dönemlerinde, zorunlu olarak, emniyet uğruna mecburen refahtan fedakarlık edilir. İkinci Dünya Savaşında ülkeler güvenliklerine yönelik tehdidi bertaraf edebilmek için, varlarını yoklarını silahlı kuvvetlerine harcamış, insanlar, bırakın refahı, asgari ihtiyaçlarından bile feragat etmişler, sefalet içinde yaşamışlardır.

Emniyet-refah dengesi milli menfaatlerin barış içinde gerçekleştirilmesinden geçer. Ancak bu her zaman mümkün olmayabilir ve ülkeler milli hedeflerini elde edebilmek için güç kullanmak zorunda kalabilirler veya o yolu seçebilirler.

Zorunda olmak veya o yolu seçmek ülkenin siyasi rejimine göre değişebilir. Demokrasi ile yönetilen ülkelerde savaş kararı alabilmek için, kamuoyu, milli menfaatlerin tehdit altında olduğuna ve çözüm için tüm diplomatik yolların denenmesine rağmen, barışçı bir çıkış yolu bulunamadığına ikna edilmelidir.

11 Eylül saldırılarından sonra ABD yönetimi, saldırının yarattığı şok etkisinden yararlanarak, geçmişte yaşanan tüm felaketlere rağmen, (Vietnam ,Afganistan gibi) kamuoyunu Irak savaşına ikna edebilmiştir. İkna sürecinde, Saddam'ın kimyasal silahlara sahip olduğu konusunda, istihbarat hileleri yapılarak, kamuoyuna yalan söylenmesi ise ayrı bir konudur.

Dünya demokrasileri henüz halka söylenen yalanların hesabını soracak kadar güçlü değildir.

Demokratik olmayan ülkelerde ise savaş kararı almak daha kolaydır. Saddam İran'a kolaylıkla savaş açabilmiştir. Hümeyni de bu savaşı İran içindeki demokrasi yanlılarını sindirerek kendi dikta rejimini yerleştirmek için ustaca kullanmıştır.

Hitler ve Mussolini ise zaten açıkça savaş yoluyla ülkelerini büyütmek için iktidara talip olmuşlardır.

Tarih boyunca içerde güçlüklerle karşılaşan diktatörler de dikkatleri dışarıya yönlendirmek için gerginliklerden, savaşlardan medet ummuşlardır. Toplumların genel eğilimi dışarıdan gelen bir tehdit algılandığında içerideki "hesaplaşmayı" ertelemek şeklindedir.

Ülkeler milli hedeflerini elde edebilmek için milli güçlerini kullanırlar.

Milli hedefler milli güçle uyumlu olmak zorundadır. Gücün yetmeyeceği bir hedefe ulaşabilmek eşyanın tabiatına aykırıdır. Hayalciliktir. Hayalciliğin kaçınılmaz sonu gerçeklerle örülmüş sert bir duvara çarpmaktır.

Milli gücün unsurlarının ne olduğu konusunda farklı görüşler vardır. Ancak ihtiyatlı bir yaklaşımla;

_ Ekonomik güç

_ Psiko-sosyal güç,

_ Coğrafi güç,

_ Politik güç,

_ Askeri güç, milli gücü oluşturan unsurlar olarak sayılabilir.

Prusya'lı general Clausewitz'e göre; "Savaş siyasetin başka araçlarla (şiddet araçlarıyla) devamıdır.

Askeri güç, diğer milli güç unsurlarıyla hedefe varılamadığında, milli politikanın kullanacağı son araçtır. Adı savaştır. İnsanları insanlıktan çıkaran, insani değerleri ayaklar altına alan, insanlığından utandıran trajedinin adıdır.

Yaşanılan bütün acılara rağmen insanlık tarihi ne yazık ki savaşlar tarihidir. Savaşlarda yaşanan acıların tarifi ise mümkün değildir. Kendimizden bir örnek verelim. (1)

"Susuzluk neferleri öldürüyor."

"........Karatepe'ye doğru ilerliyoruz. Biz yürüdükçe güneş de yükseliyor, sıcak her dakika biraz daha ziyadeleşiyor. Öğleyin olmuş, bizim de Karatepe'ye bir saat kadar yolumuz daha kalmıştı. Fakat son gayretini sarf eden askerler artık daha ziyade bu hararet şiddetine tahammül edemeyerek birer birer düşmeye, güneş çarpmasından ölmeye başladılar. Aman Yarabbi, susuz olan şu çöldeki şu fecaat sahnesini Allah kimseye göstermesin. Kerbela Vakası muhtemelen bu kadar feci olmamıştır. Hararet başımız üzerinde 75 dereceye kadar yükselmiş, bir damla su yok, ağızlar kurumuş, kan beyne hücum etmiş, sam rüzgarı olanca şiddetiyle esiyor, biçare nefercikler birer birer düşüp simsiyah kesilerek ölüyor. Ölüm alameti şu suretle başlıyor: Zavallılar evvela cinnet getiriyor, ondan sonra düşüp güneş çarpmasından ölüyorlar. Bu kadar feci bir ölüm görmemiştim." (20 Ağustos 1917, Salahiye)

ATATÜRK' ün savaş hakkındaki görüşleri böylesine cephelerde geçen bir ömrün süzgecinde geçerek berraklaşmıştır. Der ki:

"Savaş zaruri ve hayati olmalıdır. Milletin hayatı tehlikeye maruz kalmadıkça savaş cinayettir."

Askeri güç kullanımı kılı kırk yararak verilmesi gereken bir karardır.

Yazının giriş bölümü biraz teorik ve akademik oldu. Ancak birazdan tartışacağımız düşüncelerimi açıklayabilmek için bu tanımları hatırlatmakta fayda gördüm.

Özet olarak tekrarlarsak; ülkelerin milli menfaatleri vardır. Milli menfaatlerin gerçekleşmesi için milli hedefler belirlerler. Milli hedefleri elde etmek için yürüttükleri tüm faaliyetlerin genel adı milli politikadır. Milli politika milli hedefleri elde etmek için milli güç unsurlarını kullanır. Milli güç unsurları, durum ve şartlara göre, birlikte veya tek tek kullanılabilir. Hangi gücün ne zaman ve ne şekilde kullanacağına politika karar verir.

* Politika iç-dış diye ayrılabilir mi?

Ayrılamaz.

İç ve dış politika bir bütündür. İç iç geçmişlerdir.

Dış politika doğrudan ülkenin varlığının devamıyla ilgilidir.

İç politika milli gücü ayakta tutarak ülkenin dış politika hedeflerine ulaşmasını sağlar. Dış politika da gerektiğinde iç politikanın ihtiyaçlarına göre şekillendirilir.

* ABD örneği.

ABD'nde başkanlık seçimlerinde dış politika yaklaşımları belirleyici  olmaktadır. Başkan Obama'nın seçimden önce Afganistan ve Irak'tan ABD askerlerini çekeceğini söylemesi oylarını önemli ölçüde artırmıştır.

Rakipleri ise bu yaklaşımın ABD'nin güvenliğini olumsuz etkileyeceğini söylemişlerdir.

Irak ve Suriye'deki gelişmeler sanki Obama'nın değerlendirmesinin doğru olmadığını gösterme yolundadır. Hava harekatıyla başlayan müdahale, eninde sonunda ABD kara birliklerinin Irak'a geri dönmesiyle sonuçlanacak gibi görünmektedir.

Vurgulamak istediğim ABD başkan adaylarından hangisinin haklı olduğu değil, iç ve dış politikanın birbirinden ayrılmasının mümkün olmadığıdır. Dış politika tercihleri Başkanı belirlemiştir.

Seçilen Başkan, dış politika değişikliğiyle askeri harcamalardan yapılacak tasarrufla içerde vatandaşların sağlık şartlarını iyileştirmeyi vadetmiştir.

Kimse kendisini "dış politika konularını iç politika malzemesi" yapmakla suçlamamıştır.

Ülke politikaları iç-dış diye ayrılamaz.

Dış politika konularını iç politika malzemesi yapmayalım yaklaşımı ülkemizde doksan yıldır  sürdürülmekte olan halksız demokrasi denemesinin şahikalarından biridir.

Söylem özünde özürlüdür. Dış politika konuları dışında bazı şeylerin iç politikada malzeme yapılmasını kabul eder görünmektedir. İç politikayı değersizleştiren bir söylemdir.

Demokrasinin gelişmediği ülkelerde halkın karar vermesi gereken yaşamsal konular tabulaştırılarak halkın gözünden kaçırılır. Böylelikle konuların tartışılması ve sağlıklı kararlar oluşması engellenir.

Yanlış kararlar ülkeye zarar verir.

Dış politika yaklaşımları halkın siyasi partiler arasında yapacağı oy tercihinde temel faktör olmalıdır. Siyasi partiler programlarında dış politika yaklaşımlarını açık seçik ortaya koymalı ve uygulama için halktan yetki istemelidir.

* İngiltere örneği.

1880 İngiltere seçimleri politikanın iç-dış diye ayrılmasının mümkün olmadığını gösteren diğer bir örnektir. (2)

"1880'de yapılan İngiliz parlamento seçimlerinde tartışmalar esasen Osmanlı İmparatorluğu'na yönelik İngiliz dış politikası üzerinde yoğunlaştı ve Gladstone İslam ve Türk karşıtı bir propagandayla seçimi zorlanmadan kazandı"

Seçim propagandası sırasında tartışılan ve halkın onayına sunulan Osmanlı tartışması sonucunda yapılan seçim, sadece İngiltere ve Osmanlı İmparatorluğunu değil, Birinci Dünya Savaşına giden yolu açarak ve tarafları belirleyerek, Avrupa'nın bütününü ve bir ölçüde tüm dünyayı etkilemiştir.

1880'li yıllara kadar İngiltere'nin dış politikası Osmanlı'nın toprak bütünlüğünün korunmasından yanaydı. Tabii ki Osmanlıyı çok sevdiğinden değil, milli menfaati onu gerektirdiği için. Osmanlı, Rusya'nın güneye, sıcak denizlere, inmesinin önündeki engeldi. Akdeniz İngiltere'nin sömürgelerine ulaşım yoluydu ve açık olmalıydı.

Ülke yöneticilerinin varlık nedeni kendi ülkelerinin milli menfaatlerini korumaktır.

1880'li yıllara gelindiğinde İngiltere, Osmanlı Devleti'nin çok zayıfladığını ve ne yapılırsa yapılsın ve artık yaşama sansının kalmadığını, parçalanmasının kaçınılmaz olduğunu değerlendirdi. Desteğini çekti ve kopacak parçalardan en büyük payı kapma politikasına döndü.

Bu olgunun konumuzu ilgilendiren yönü; böylesine yaşamsal bir konudaki dış politika kararının, seçime katılan adayların şahsında, halka danışılmış ve halk tarafından onaylanmış olmasıdır.

Gladstone'u kimse dış politika konularını iç politika malzemesi yapmakla suçlamamıştır.

Demokrasilerde böyle bir kavram yoktur.

* Türkiye'de politika.

Ülkemizde sadece dış politika konusunun değil, politikanın ana konularının tümünün tabu haline getirilerek, halka danışmadan, halkın onayı alınmadan yürütüldüğü görüşündeyim. Ben Türkiye'de doksan yıldır "halksız bir demokrasi" denendiğini düşünüyorum.

Nasıl oluyor derseniz, örnek çok. Yakın dönemden, 2011 seçimlerinden örnek vereyim.

2011 seçim propaganda döneminde ülkemizin bazı temel sorunları vardı. Bunlar en genel hatlarıyla; ülkede vatandaşlar arasında giderek bozulan birlik ve beraberliğin, uzlaşmanın nasıl sağlanacağı, diğer bir deyişle yeni bir Anayasa ihtiyacı ve ülkenin bir bölgesinde otuz yıldır süren, tarifsiz acılara neden olan sorununun nasıl çözüleceğiydi.

Demokraside olması gereken partilerin bu ve buna benzer ana konulardaki yaklaşımlarını halka açıklayıp yetki istemeleriydi.

Anılan propaganda dönemine baktığımızda, bu ve buna benzer konulara hiç değinilmediği, bunun yerine; soy-sop, boy-pos, alevi-sünni, kasetleri kim çekti, şerefli-şerefsiz gibi ülke sorunlarıyla uzaktan yakından ilgisi olmayan konuların tartışıldığı ve böylelikle vatandaşlar arsındaki zıtlaşmaları azaltan değil, yangını körükleyen bir "hamaset" yaratma dönemi şeklinde geçtiği görülmektedir.

Dönem, mizah dergilerinde "halk seçimlere siyaset karıştırılmamasından memnun" yorumu ile müstesna bir mizah anlayışıyla bir cümlede özetlenmiştir.

Ülkemizde politik mücadele, yaşam tarzlarını hedef alan bir ayrıştırma mücadelesi olarak sürmektedir. İki farklı yaşam tarzı, devleti ele geçirip kendi yaşam tarzlarına göre bir toplum yaşamını öne çıkaran düzenlemeleri devlet eliyle yapıp toplumun geneline yayarak, kendilerinden farklı yaşamak isteyenleri baskı altına almaya çalışmaktadır.

Bu her iki taraf için de sonuca ulaşması mümkün olmayan bir çabadır çünkü tarafların yaşam tarzı farklılıkları inanç temellidir.

Kimse başkasının inancına göre yaşamaya zorlanamaz. Böyle bir zorlama temel insan hak ve hürriyetlerine aykırıdır.

Sorunun bugüne kadar dünya yüzünde bulunmuş tek çözümü vardır. Adı demokrasidir.

Ortak toplu yaşam alanı mümkün olan en ileri derecede daraltılmalı, ferdin kişisel yaşam alanı olabildiğince genişletilmelidir.

Ortak yaşam alanının kuralları hep birlikte belirlenmeli ve herkes kurallara uymalıdır.

Seçimlerin amacı partilerin uygulayacakları milli politikayı halka anlatmaları ve yetki istemeleri olmalıdır. Yaklaşan 2015 seçimleri propaganda dönemi umarım partilerin sorunlar için öngördükleri çözüm önerilerini, politikalarını, seçmenlerle paylaştıkları bir dönem olur.

Seçmenlere düşen önemli bir görev vardır. Lütfen, politikalarını hamaset üzerinden yürüten politikacılara prim vermeyin. Onlar karşınıza geldiğinde somut sorularla sorunlara önerdikleri çözüm önerilerini sorun. Oy tercihlerinizi hamasete göre değil somut çözüm önerenlerden yana yapın.

* 2015 seçimlerinde partilerden çözüm yolu önerisi beklenen sorunlar.

Benim seçmen olarak 2015 seçim propaganda döneminde partilerin seçim propagandalarında arayacağım ana başlıkları paylaşmak isterim.

Türkiye'nin çözüm bekleyen önemli sorunları vardır. Bu doğaldır. Sorun her ülkede vardır. Ama bazı sorunlar vardır ki yaşamsaldır. O çözülmeden diğerleri çözülemez.

* Sorun-1.

Türkiye'nin yaşamsal sorunu vatandaşlar arasındaki ortak değerlerin giderek azalmakta olmasıdır. Türkiye Cumhuriyeti içinden geçip geldiği asırlık tarihi süreçler sonucunda zaten ortak değerleri çok fazla olmayan insanlardan oluşmuştur. Cumhuriyet bu olguyu olabildiğince geliştirmek istemiş, bir ölçüde başarılı olmuştur.

Kolay ve garanti oy peşindeki politikacılar, çok partili dönemden başlayarak, inanç ve milliyet üzerinden siyaset yaparak toplumun bu zafiyetini daha da artırmışlardır. Sonuçta maalesef ülkede  gergin ve şiddete yatkın hatırı sayılır bir toplumsal taban oluşmuştur. 

6-7 Ekim günlerinde olduğu gibi, anılan taban, kolaylıkla kışkırtılabilmekte ve toplum katmanları birbirine karşı şiddete başvurabilmektedir.

Uygun önlemler alınmazsa bu tabanın daha da yaygınlaşması kaçınılmazdır. Yaygınlaşırsa, Ortadoğu'daki çatışmalar Türkiye'yi de içine alacak şekilde genişleyebilir.

Bilmek isterim; vatandaşlar arasındaki ortak bağları güçlendirmek için ne gibi projeleriniz vardır.

* Sorun-2.

Irak ve Suriye'de süregelen mezhep savaşlarının ülkemize sıçratılmasında tarafların çıkarları olabilir.

Bilmek isterim; komşularımızdaki mezhep savaşlarının ülkemize sıçramaması için ne yapmayı düşünüyorsunuz?

* Sorun-3.

Süregelen bir çözüm süreci var.

Bilmek isterim; çözüm sürecinin ne olduğunu biliyor musunuz? Destekliyor musunuz? Desteklemiyorsanız veya destekliyorsanız geliştirilmesini istediğiniz yönleri var mıdır?

Sorun-4.

Türkiye ben bildim bileli Avrupa Birliği'ne üye olmaya çalışıyor. Ancak her geçen gün ülke sanki Avrupa'dan uzaklaşıyor.

Bilmek isterim; Avrupa Birliği'ne taraftar mısınız? Türkiye'nin üyelik şansı nedir? Süreç nasıl hızlandırılabilir?

Sorun-5.

Uzun bir süredir yargıyı tartışıyoruz.

Bilmek isterim; evrensel hukuk değerlerini esas alan yargısal düzenlemeler gerekli midir? Yargıç ve savcıların siyasi anlayışlarına göre tanımlanmasını nasıl önleyeceksiniz?

Sorun-6.

Ülkemiz 1980 yılından beri demokratik yönü çok az olan bir Anayasa ile yönetilmektedir.

Bilmek isterim; mevcut Anayasadan memnun musunuz? Değilseniz nasıl değiştirmeyi düşünüyorsunuz?

Sorun-6.

Ülke ekonomisi dış kaynakla idame ettirilmektedir. Büyüme hızı artarsa cari açık (borç) artıyor. Cari açık azaltılmak istendiğinde büyüme hızı düşüyor ve işsizlik artıyor.

Bilmek isterim; ekonomideki yapısal bozukluk nasıl giderilebilir? İktidara gelirseniz öngördüğünüz büyüme hızı nedir? Düşük büyüme hızları sonucunda işsizliğin artması kaçınılmazdır. Ortaya çıkabilecek sosyal huzursuzluklara nasıl çözüm bulabiliriz?

Ne kadar dış borcumuz var? Nasıl ödeyeceğiz?

Sorun-7.

Ben bugüne kadar Türkiye'de savunmaya ayrılan kaynaklar konusunda konuşan politikacı görmedim.

Bilmek isterim; Türkiye'nin kaynak tahsisi açısından emniyet-refah dengesi nasıldır? Sizce uygun mudur? Değilse nasıl olmalıdır?

Sorun-8.

Eğitim sistemimiz çok sık değişmektedir. Değişiklikleri takip etmek bile güçleşmiştir. Sistem uygar, hoşgörülü, uzlaşıcı, okumayı seven insanlar yetiştirememektedir. Japonya'da bir günde basılan kitap sayısı ülkemizde bir yılda basılan kitap sayısına eşitmiş. Japonlar kişi başına yılda ortalama 20-25 kitap okurken ülkemizde yılda 6 kişi bir kitap okumaktaymış.

Bilmek isterim; mevcut eğitim sistemi sizce yeterli midir? Çağdaş insanlar yetiştirebilmek için eğitimin içeriği nasıl olmalıdır.

Sorun-9.

Dünya ulusları teknoloji üretenler ve üretmeyenler olarak ikiye ayrılmaktadır. Teknoloji üretemeyen ülkelerin insanları varlarını yoklarını yüksek teknoloji ürünlerine yatırarak, üreten ülkelerin zenginliklerine zenginlik katmakta, kendileri giderek yoksullaşmaktadır.

Bilmek isterim; teknoloji üreten bir toplum olmamız için planınız var mı?

Sorun-10.

Ülkemizin büyük bölümü deprem kuşağındadır. Yapılarımızın çoğunun depreme dayanıksız olduğu söyleniyor. Olası İstanbul depremindeki muhtemel can kaybı yüzbinlerle ifade ediliyor.

Bilmek isterim; insanımızı depremin etkilerinden nasıl koruyacaksınız?

* Son söz.

Benim oyum çok kıymetlidir. Doğru kullanmak isterim

Yukarıdaki soru listesi benim önem ve önceliklerimdir. Sizinki farklı olabilir. Önemli olan politikayı olması gereken alana çekmektir.

Siz de kendi önceliklerinize göre kendi listenizi hazırlayın. Geldiklerine sorularınızı adaylara sorun. Somut cevaplar isteyin.

Yok, ben, mevcut hamasete, inanca, milliyete dayalı politik düzenden memnunum. Gururum okşanıyor. Aç ve açıkta yaşasam da zararı yok diyorsanız, siz bilirsiniz. Karar sizin.

Siz bilirsiniz deyince kavga çıkmazmış.

Unutmayın demokrasilerde seçilenlerin başarısızlığı seçenlerin omuzlarındadır.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 78
Toplam yorum
: 0
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 1676
Kayıt tarihi
: 04.05.13
 
 

Emekli pilotum. 1950 yılında Polatlı Çekirdeksiz köyünde doğdum. İlkokulu köyde ve Polatlı'da, li..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster