Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

07 Mayıs '14

 
Kategori
İnançlar
Okunma Sayısı
105
 

Diyanet İşleri Başkanlığı, Aleviler ve talepler

Bu ülkedeki halklar, her nedense kendi gündemlerini belirleyemiyor, hep iktidarın belirlediği gündemlerde kayboluyorlar çoğu zaman. Tam da bu nedenle ben iktidarın gündeminde boğulmak yerine, bizim ve çocuklarımızın yaşantısını zora sokan uygulamaları ve bu uygulamalarla ilgili taleplerimizi gündeme taşımak ve sanki tabuymuşçasına tartışılmayan konuları özellikle tartıştırtmak istiyorum. Bu yüzden belki de en can alıcı noktaya parmak basmak istediğimden Diyanet İşleri Başkanlığı (DİB) ile başlamak istiyorum.

Diyanet İşleri Başkanlığı 4 Mart 1924’te kuruldu. Bir gün öncesine gittiğimizde ise halifeliğin kaldırıldığını ve tevhid-i tedrisat kanununun çıkarıldığını görürüz. Dolayısıyla bu üç önemli değişikliği birbirnden bağımsız değerlendirmememiz gerektiğini düşünüyorum. Bu üç olayı birlikte ele aldığımızda Diyanet’e, tabi diğer eğitim kurumlarının da desteğiyle, üç temel misyonun yüklendiğini görürüz. Bunlar;

  1. Dinin, yeni rejimin önünde ayakbağı olmasını önlemek. Bir başka ifadeyle dini devletleştirmek.
  2. Devletleştirilen dini yaygınlaştırmak.
  3. Devletleşen dinden olmayan grupları sünnileştirmek; buna direnilirse direnenleri itibarsızlaştırıp onları sosyal hayatın içinde görünmez kılmak.

İlk iki amacın gerçekleştirildiğinin uluslar arası camiada bile kabul gördüğünü en iyi anlatan örnek zamanında gazete sütunlarında yer alan şu haber olacak sanırım. 14 Kasım 2008 tarihinde Yeni Şafak gazetesinde çok ilginç bir haber yer aldı. Özetleyerek aynen aktarıyorum. Başlık: “İNGİLTERE’YE İMAM HATİP MODELİ”  “İngiltere, ülkedeki aşırı uçların güç kazanması üzerine imam yetiştirilmesi için Türkiye’den destek istedi. İmamların yetiştirilmesi için 90 milyon sterlin ayrıldı. Hindli ve Pakistanlı din görevlilerin radikalleştiğini savunan İngiltere, normalleşme “Türk İmam Hatip eğitimiyle olur.” diyerek Diyanet’in kapısını çaldı.”

Üçüncü amaç olan Sünni olmayan diğer inanç sahiplerini itibarsızlaştırmaya en dikkat çekecek örnek ise 1948 yılında Diyanet İşleri Başkanlığı yayınlarınca basılan “BATINİLERİN VE KARAMİTLERİN İÇ YÜZÜ” adlı kitap. 2004 yılında yeniden basılıp mahkemelik olunca ancak bizim haberdar olduğumuz, 1948 yılında Diyanet İşleri Başkanlığı 24. yayını olarak piyasaya sürülen ve zamanın Hatay müftüsü İsmail Hatib Erzen tarafından Türkçeye çevrilen bu kitapta, olmayan iftira, yalan, çamur ve hakaret yok.

İçinde “mum söndü”den tutun da “alevilerin kestikleri etin, yaptıkları yemeklerin yenmeyeceğine; kızlarımızdan tutun da din adamlarımıza varıncaya kadar atılmamış iftira, çamur, hakaret yok.

Dikkatinizi çekiyorum; yalan, iftira, hakaret ve küfür dolu bu kitap bizden kesilen paralarla bastırılmış. Daha da vahimi, bu kitap, bütün inançlara eşit mesafede olması gereken sözüm ona laik bir devletin resmi kurumu olan Diyanet İşleri Başkanlığı yayınlarından çıkıyor. Çeviren de Diyanet İşleri Başkanlığına bağlı, Alevilerin yoğun yaşadığı yerde görevlendirilmiş bir din adamı.

Tabi, zaten Diyanet İşleri Başkanlığı yayınlarını takip etmeyen bizim gibi insanların, bu tür kitaplardan ancak bir şekilde medyaya konu olunca haberleri oldukları bir gerçek.

Peki, bu tür yayınların Alevilere bir etkisi oluyor mu? Osmanlı’dan günümüze kadar bu iftiralara hep maruz kalmış olan Aleviler şüphe yok ki bu pisliklere karşı bir antikor oluşturmuş vaziyetteler. Üzülseler de etki yapmaz yani. Zira Aleviler itibarlarını Diyanet Başkanlığından almadılar ki bu vasıtayla kaybetsinler. Zaten bunu gören devlet, bu sefer başka yolları devreye sokmakta... Zorla da olsa Sünnileştirme yolunu. Bunu eğitim aracılığıyla yapmaya çalışıyor. Ben, Türk-İslam ya da son dönemlerdeki yeni şekliyle İslam-Türk sentezine dayanan eğitimin genelinden bahsetmiyorum. Sadece Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersi müfredatı göz önüne alındığında bile niyet bütün çıplaklığıyla ortaya çıkar.

Çocuklarımız, daha bluğ çağına girmeden tanıştırılıyor devlet mezhebi Sünnilikle.

Kelime-i tevhid ve kelime-i şehadetlebaşlıyorlar. Müslümanlığa girişin temeli kelime-i şehadeti getirmekten başlar ya bu inanca göre; isteyip istememelerine bakılmaksızın çocuklarımıza kelime-i tevhid ve kelime-i şehadeti getirterek müslümanlığa ilk adımı attırıyorlar ve böyle yaptırarak belki de sevap kazandıklarını bile düşünüyorlar. Ardından Süphaneke süresine geliyor sıra.Tabi bu arada “ islam dininin ruhu temizlemesinden tutun da ibadetin insana kattıklarına kadar islam propağandası devam ediyor bütün hızıyla. Ardından fatiha süresi...Hz. Muhammed’in çocukluğundan, aile büyüklerinden ve erdemli davranışlarından sonra sıra KEVSER SÜRESİne geliyor.

Onca süre ve Hz. Muhammed’i takiben Kur’an giriyor devreye. Müslümanlığa adım attırılan çocuğa, peygamberi ve kitabı sevdirilmeye çalışılıyor böylelikle.

Yetmiyor, İslam dininin aile hayatına ilişkin prensipleri girmekte devreye, böylece çocuğun kendi ailesini sorgulanması sağlanıyor. Ve dikkatlerinizi çekiyorum: bütün bunlar daha çocuklarımız 10 yaşına yeni adım attıkları 4. Sınıfta yaşanmakta.

Yetmiyor, bombardıman 5. Sınıftada devam ediyor. Peygamberden ve Kur’an’dan sonra sıra Allah’a geliyor. Bir reklam arası vermeden İhlâs süresisıkıştırılıyor araya. Bu da kazılıyor çocuğun o taze beynine. Peygamber, kitap ve yaratandan sonra camiiye geliyor sıra. Bu sefer cami tanıtılıyorçocuğumuza. Rabbena dualarıda ezberletiliyor bu arada.

Yeter mi, yetmez elbette. “Ağaç yaşken eğilir” ne de olsa. Format nedir bilmeyen sıfır bir belleğe ne kadar bilgi yüklenirse o kadar iyi olur düşüncesiyle Salavat dualarıda sıkıştırılıyor arada. Fillerin çimenleri ezdiği gibi çocuklarımızın yürekleri ve beyinleri ezilirken Fil süreside esgeçilir mi? o da yazdırılır belleğe. Hatta bunlar da yetmiyor, Kuran’a göre CİNLERin varlığı da kanıtlanmaya çalışılıyor 7. Sınıfta.Düşünün hele, ergenlik çağına yeni adım atmış bir çocuğa, cinlerden, şeytandan bahsetmek onun ruhunda nasıl yaralar açabileceğini ve bunun eğitim bilimine ne kadar uyduğunu takdirlerinize bırakıyorum.

Lafın kısası; ilkokul 4. Sınıftan ortaokul 8. Sınıfa kadarki beş yıllık sürede çocuklarımıza:

SÜPHANEKE DUASI, FATİHA SÜRESİ, KEVSER SÜRESİ, FİL SÜRESİ, TAHİYYAT DUASI, ASR SÜRESİ, KUNUT DUASI, NASR SÜRESİ, KUREYŞ SÜRESİ, FELAK SÜRESİ, NAS SÜRESİ, MAUN SÜRESİ, AYETEL KÜRSİ, İHLAS SÜRESİ, RABBENA DUALARI, SALAVAT DUALARI olmak üzere 16 süre ve dua ezberletilmektedir. Tabi bu arada aynı kitapta “laiklik inançların garantisidir.” diye de yazmakta. Güler misiniz ağlar mısınız bu duruma?

Ortaya attığım bu verilere “okullarda din eğitimi yok, din kültürü var.” diyenleri tek kelimeyle yalanlamakta. Buna rağmen ben, acaba önyargılı mı davranıyorum diye saat bazında da inceledim bunları. İzin verirseniz birkaç cümlede bunları sunmak isterim.

Bu sekiz yılda; 178 saat İSLAM, 20 dakika AHİ EVRAN, 20 dakika HACIBEKTAŞİ VELİ, 20 dakika MEVLANA CELLALEDDİN-İ RUMİ, 20 dakika TÜRKLERDE PEYGAMBER VE EHLİ BEYT SEVGİSİ, 10 dakika ALEVİLİK-BEKTAŞİLİK, 10 dakika CEM ve CEMEVİ, 20 dakika YASEVİLİK, 20 dakika KADİRİLİK, 20 dakika NAKŞİBENDLİK, 20 dakika MEVLEVİLİK işlenmektadir. Hıristiyanlık, yahudilik vb. ise hiç yok. Şimdi “yaşasın, Alevilik ders kitaplarına girdi!” deyip sevinenlere soruyorum. Çocuklarımızın beyinlerinin sinsice zehirlendiği böyle bir müfredatta onca şey yazılıyken Alevilik girse ne yazar, girmese ne yazar?

SONUÇ OLARAK: Biz Alevilerin savunacakları şey diyanet başkanlığında temsil edilmek, Aleviliğin ders kitaplarında yer alması olamaz. Bizim savunacağımız ve şahsen benim savunduğum yegane şey DEVLETİN ELİNİ TÜMDEN DİNİN ÜZERİNDEN ÇEKMESİDİR. HİÇ TEREDDÜTSÜZ DİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞININ LAĞVEDİLMESİ, DİN KÜLTÜRÜ VE AHLAK BİLGİSİ DERSLERİNİN KALDIRILMASIDIR.

Peki kolay olur mu bu? Elbette ki değil. Kolay olmamasının nedeni devletin yurttaşlarına güvenmemesi ve rejimin korunma endişesi değildir sadece. Bu gün Diyanet İşleri Başkanlığı sadece diyanetle ilgilenen bir kurum değildir. Devasa sermayeye sahip, uluslar arası arenada boy gösteren dev bir holding. IATA üyesi seyahat acantasından tutun yayıncılığa, soğuk hava deposu şletmenliğinden tutun okul işletmenliğine, inşaat sektöründen tutun sağlık sektörüne, turizme velhasıl kelam aklınıza gelebilecek birçok sektörde varlık göstermektedir. Böyle bir holdingi kimse bırakmak istemez. Lakin onlar istemeseler de biz haklarımızı haykırmaya devam etmek zorundayız.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 4
Toplam yorum
: 0
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 192
Kayıt tarihi
: 10.08.13
 
 

Eğitimci yazar. Ortadoğu, Siyaset ve Eğitim  uzmanlık alanları. Hatay Samandağ'da yaşıyor. ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster