Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

16 Aralık '17

 
Kategori
Gezi - Tatil
Okunma Sayısı
96
 

Diyarbakır'a Yolculuk ve Gazi Köşkünde (4)

Diyarbakır'a Yolculuk  ve  Gazi  Köşkünde  (4)
 

Diyarbakır'da tarihi Ulu Camii'den bir görünüş.


Diyarbakır’ı gezerken Mardin Kapı’dan aşağıya doğru inerken Eysel bahçeleri ve biraz ilerde sağda karşı ki tepede Gazi Köşkü görünüyor.  Biraz daha aşağıya  inince Dicle’yi yılardan beri  sevgiyle,saygıyla kucaklayan ve onunla dertleşen On gözlü  kara köprü, Silvan Köprüsü  veya  Dicle Köprüsü ile karşılaşırsınız.  Dicle Köprüsü’nün derdi, çilesi bitmez. Günler, aylar sonra Fırat’la  kucaklaşıyor ve Şatularap adını alıyor. Mezopotamya dinilen verimli topraklar buralarda çiçekler açıyor.

Biz şimdilik Gazi Köşküne dönelim. Gazi Köşkü’nün çok derinlere giden ayrı bir öyküsü vardır. Bu konuda geniş bilgi almak isteyenlerin  Şeyhmus Diken‘in “ Sırlarını Surlarına Fısıldayan Şehir: DİYARBAKIR “  kitabına  bakmalarını öneririm. (İletişim Yayınları – İstanbul) Özetle  Diyarbakırlı  gazeteci yazar  Şeyhmus Diken şunları  yazıyor:

Asıl adı Semanoğlu Köşkü olan ‘Gazi Köşkü’ adlı yapı, 15.yy Akkoyunlular tarafından yaptırılmış ve 1. Dünya Savaşı’nda da karargah olarak kullanılmış. DİYARBAKIR - Mardin Kapısının dışında Dicle Köprüsü’nün batı yamacında bulunan köşk, 15.yy’da Akkoyunlular tarafından yapılmış. Asıl adı Semaoğlu Köşkü olan yapı, Dicle Nehri, Hevsel Bahçeleri, Kırklar Dağı ve On Gözlü Köprü manzarasıyla görülmeye değer eşsiz güzellikte olan bir mekan. Günümüzde müze olarak kullanılan köşkte, Atatürk’e ait eşyalar, belgeler ve fotoğraflar sergileniyor. Gezi ve piknik alanı olarak da misafirlerini ağırlayan köşkte, insana huzur veren bir hava hakim.

FAHRİ HEMŞEHRİ ATATÜRK

Atatürk, Çanakkale Savaşından sonra 1916 yılı şubat ayı sonlarında 16. Kolordu Komutanı olarak Doğu Cephesinde görevlendirilmiş ve 14 Mart 1916 günü Kolordu Karargahı olan Diyarbakır’a gelmiş. Diyarbakır surlarının dışındaki Semanoğlu Köşkü Atatürk’e verilmiş. Atatürk 1917 tarihine kadar bu köşkte kalmış.

1917 yılı mart ayında 2. Ordu Komutanı olarak Diyarbakır’a tekrar gelen Atatürk, bu kez Mardin Kapı dışındaki Pamuk Köşkünde kalmış. Diyarbakır Belediyesi 5 Nisan 1926 günü aldığı bir kararla Atatürk’ü fahri hemşehrileri olarak seçmiş ve Diyarbakır’a ilk gelişlerinde kaldığı Semanoğlu köşkünü kendisine hediye etmiş. Köşk o günden sonra Atatürk Köşkü olarak tanınmış.

Tarih  1917 ve mevsim tatlı bir  ilkbahardır. Cumhuriyetimizin  kurucuzu Gazi M. Kemal Paşa 2.  Ordu   Komutanı  olarak Diyarbekir’e atanmıştır. Sonradan  kendisine armağan edilen  bu seman  Köşkü Gazi Köşkü adı ile anılmaya başlamıştır.  O yıllarda Diyarbekir’de genç bir türkücü olan Celal Güzelses’in söylediği Türküler M. Kemal Paşa’nın kulağına kadar gelir ve hoşuna da gider.” Bu genci yanıma getirin” der. Diyarbekirli Celal Bey Paşa’nın yanına gelir.  Birlikte sohbet ederler.  O Yıllarda Celal Bey hem okul okuyor ve hem de sesi güzel olduğu için Ulu Camii de müezzinlikte yapıyor. M. Kemal Paşa bir ara şöyle der:  “ Sende bu ses dolduktan sonra okul okuman zor, ama musikide ciddi bir geleceğin var “ der.

Aradan 15 yıl geçtikten sonra arkadaş ve yakınlarının isteği üzerine  plak yapmak üzere Celal Bey İstanbul’a  gelir. Bir plak şirketiyle anlaşır. Plak şirketinin adı  “ Sahibinin Sesi”  Plak şirketidir. Plaktaki  ilk şarkı:

“ Ben şehidi badeyim, dostlar demim yâd eyleyin,    
Kabrimi meyhane enkazıyla bünyâd eyleyin
Kabrime kandil için bir köhne sager vakfedin
Şule-i nur yanakları buhur şad ayleyin
Neyle meyle bir alay-ı mahbup ile her dem gelin
Bezm-i cemâlini kabrimde mutad eyleyin “ ( 1 )

Tabi bu şarkıdan sonra Celal Beyin ünlü “YAŞ DESTANI” da yer alıyor.  M. Kemal Paşa o yıllarda ( 1932 ) de İstanbul Dolmabahçe Saray’ında bulunuyor. Aradan bir hayli zaman geçmiştir.  Arkadaşlarının isteği üzerine bir akşam yemeğinde Celal Beyi ‘de  davet ediyorlar. Celal Bey yeni yılda çıkardığı plakla birlikte geliyor.

Sözü fazla uzatmadan  Celal Bey’in “ Sahibinin Sesi  “ adlı plağında  okuduğu “ YAŞ DESTANI’NI aynen  sunuyorum.

Mevlam bir insana çocuk verince
Bahçede bitmiş fidana benzer
Büyüyüpte  bir yaşına girince
Sanki kokulu güldana benzer
İkisinde serhoş gibi dolaşır
Üç yaşında her nesneye ulaşır
Dört yaşında gördüğüne  sataşır
Beş yaşında kaşlar kemane benzer

Altısında kendi söyler  düşünü
Yedisinde değiştirir dişini
Sekizinde bahta koyar işini
Dokuzunda taze bostana  benzer

Bir güzel ki on yaşına girince
Gonca güldür henüz yeni açılır
On birinde gonca diye koklarlar
On ikide elma diye saklarlar
Onüçünde Cevr’u cefa çekerler
Ondördünde hamre şekere benzer
Onbeşinde güzelliğin çağdır
Onaltıda gören aklın dağıdır
Onyedide göğsü cennet bağıdır
Uzanır kameti selviye benzer
Onsekizde hiemartırır zarını
Ondokuzda terkeylemiş arını
Zincirinden kopmuş arslana benzer

Yirmi beşten sonra bıyıkları burulur
Otuzunda akan  sular durulur
Otuz beşte tüm günahlar sorulur
Yarana karışmış irfana benzer

Kırk yaşında gazel dökülür bağlar
Kırkbeşinde tüm günahların ağlar
Ellisinde insanlara bel bağlar
Dağ başına çökmüş dumana benzer

Ellibeşte  sızı iner dizine
Altmışında duman çöker gözüne
Altmış beşte hiç bakılmaz yüzüne
Ahireti gözetir süphane benzer

Altmışbeşten sonra beller bükülür
Bütün damarlarından kanlar çekilir
Gel gel diye toprak onu çağırır
Geldi geçti  ömrüm yalana benzer

Diyarbekirli   Celal Bey bunları     dikkatle okuduktan sonra  M. Kemal Paşa’nın dikkatlerini çeker. Celal Bey’e hitaben aynen şöyle der:”  Sen Diyarbekir’ deki köşkte türkü söyleyen çocuktun. Seni  hatırladım “ der..Ne  iş yaptığını sorar. Okul durumunu da ihmal etmez. Celal Bey özel idare de çalıştığını ve musikinin hep bir adım önde gittiğini, okuldan geri kaldığını “ ifade eder.   Paşa adeta  üzülür. Onun  İstanbul’da  kalmasını    ve ona bir yerde  iş  vereceğini söylerse de Celal  Bey  pek ikna olmaz.

Celal Bey Dolmabahçe Sarayı’nın kapısından ayrılırken özel kalem görevlisi, Celal Bey’e   hitaben sorar: 

         Celal Bey   de hitaben şunları  söyler:

” Tek başıma kalsam, Şah-ı devrane  kul olsam, 

       Viran olası hanede evlad-u ayal var“ der.

        Ve İstanbul’da kalmaz.( 2 )

1934 de  soyadı kanunu çıktıktan sonra “ Güzelses”   soyadını alır. Bundan sonra Celal Güzelses  ve hatta şark bülbülü diye anılIr. Celal Güzelses  Diyarbakır’ın en ünlü  camilerinden  olan Ulu Camide  Kur’an-ı Kerimi    ve   ilahi    güzel sesiyle okuduğunu  söyleyenler vardır.

Celal Güzelses'i   saygıyla ve rahmetle anıyorum. Mekanı  cennet olsun. Bana bu  fırsatı veren  değerli dost   Kadri Kanpak'a   da     sonsuz  teşekkürlerimi  sunuyorum. 

 

Abdülkadir GÜLER 

14.12.2017-  SÖKE

 

 

NAHİDE ÇELEBİ bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Diyarbakır'a devam benden de teşekküre saygıya devam...

Kadri KANPAK 
 24.12.2017 22:53
Cevap :
Merhaba Kadri Bey, Yıllacr sonra sizinle birlkte Diyarbakır'da olmak ve birlikte gezmek bir başka duygu idi... Ben de ayrıca sizlere teşekkürlerimi sunuyorum... Selam ve sevgilerimle...  25.12.2017 7:02
 

Sayın Hocam! Diyarbakır'ı görmeyi çok arzu ederdim mümkün olmadı.Celal Beyin şiiri çok güzel selam sevgi ve saygılar.NAHİDE ÇELEBİ

NAHİDE ÇELEBİ 
 17.12.2017 15:35
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 1981
Toplam yorum
: 4010
Toplam mesaj
: 223
Ort. okunma sayısı
: 812
Kayıt tarihi
: 27.06.09
 
 

1946 Mardin ili, Kızıltepe ilçesi'nin Esenli köyünde doğmuştur. İlk ve ortaokulu Kızıltepe'de bit..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster