Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

25 Ağustos '09

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
2227
 

Diyarbakır Cezaevi İnsanlık Müzesi olmalı!(1)

Diyarbakır Cezaevi İnsanlık Müzesi olmalı!(1)
 

İNSANLIK MÜZESİ YAŞADIKÇA İŞKENCECİLER ÖLECEKTİR!


İnsanlık tarihinin en vahşi en acımasız işkencelerinin uygulandığı, Diyarbakır Cezaevindeki yaşananları işkence mağdurlarından dinleyelim. 12 Eylül faşizminin vahşi yüzünü bir kez daha görelim. Yüzlerce insanın işkence ile öldürüldüğü, binlercesinin sakat bırakıldığı Diyarbakır Cezaevi başka bir yere taşınıyor. Yerine anaokulu, Anadolu lisesi, Genel lise yapılacağı açıklandı. Duvarlarında hala işkence izlerini taşıyan, topraklarında işkencede katledilenlerin kanları kurumamış olan, insanlık tarihinin kara lekesini taşıyan bir mekanı okul yapmak. Asla içime sindiremem. Vicdanıma söz geçiremem.
Geleceğimiz, çocuklarımızı işkence tarlasında yetiştirmek akıl alır şey değil. Aslında samimi bir hareket hiç değil. Barışa katkı sağlamak yerine, kin ve nefretin yeşermesine götürür insanları.
Ben, benim yakınımın işkençe gördüğü, işkencede öldürüldüğü bir mekana asla çocuğumu eğitim için göndermem. İçime sindiremem. İşkencehaneyi okul yapma düşüncesi olsa olsa , işkencecileri, yapılan işkenceleri hafızalarımızdan silmeye yönelik bir girişim olarak görüyorum.
Dün Taksim meydanını emekçilere yasaklayarak 1 Mayıs 1977 yılında katledilen emekçileri unutturmaya çabalayanlar, Yıllarca Madımakı lokanta olarak kullanıp, yobazlarca diri diri yakılan aydınları unutturmaya çalıştılar. Duyarlı yürekler, buna izin vermedi, yaşanan vahşetleri unutmadı, unutturmadı direndiler ve başardılar.

Bugün aynı senaryo Diyarbakır Cezaevi için yazılıyor. Babaları, amcaları, anneleri. Teyzeleri, dedeleri işkenceden öldürülmüş, insanlık dışı hareketlere uğramış bu mekan okul yapılacakmış.

İşkence odalarında eğitim olamaz, işkence odalarında sevgi çiçekleri açmaz. Bu sevdadan vazgeçiniz. Babalarına dışkı yedirilen bir mekanda çocuklarına eğitim verilemez.

Kabuk bağlamış yaraları kanatmayınız.Diyarbakır zindanları insanlık müzesi yapılmalıdır.

Bugüne kadar Adalet önünde hesap vermeyen işkenceciler, insanlık müzesi yapılarak halkın vicdanında cezalandırılmalıdır. Diyarbakır İnsanlık Müzesi yaşadıkça işkenceciler hergün ölmeliler.

Diyarbakır Cezaevi İnsanlık müzesi olsun ki; Bir daha böyle vahşetler yaşanmasın. O halde Diyarbakır Cezaevinin insanlık müzesi olması için sesimizi yükseltelim. İşkencecileri hergün öldürelim. İşkence denilen insanlık dışı illeti bir daha yeşermemek üzere insanlık tarihinin karanlılarına gömelim.Yapılan işkenceleri unutmamak adına Diyarbakır Cezaevi insanlık müzesi olarak insalığın hizmetine açılmalıdır. O cezaevi gerçekten unutmaya karşı bir müzeye dönüştürülmeli. İnsanlığa karşı işlenen suçlar bakımından gerçekten unutulmaması gereken bir abide olmalıdır.Diyarbakır E Tipi Cezaevinin neden insanlık müzesi yapılması gerektiğini anlamak için, Öncelikle uygulanan işkence yöntemlerini tanıyalım.
Sonra işkenceyi yaşayanlarla yapılan söyleşilerden dinleyelim


<ı>DİYARBAKIR 5 Nolu ceza evindeki işkence yöntemleri

HOŞELDİN DAYAĞI: DİYARBAKIR 5 nolu ceza evine giren her insan bu hoş geldin dayağına maruz kalırdı bu işkence türü tutukluyu anadan doğma soymak çırılçıplak bırakmak ve boklu suda yüzdürmek COP KALAS ZİNCİR KABLO ve DEMİR ile dövmek ve tek kişilik hücrelere 20 kişi yerleştirmek Türkçe bilmeyenlere zor ve dayakla istiklal marşını öğretmek istiklal marşını öğrenemeyen hücrelerden koğuşlara verilmezdi
FALAKA: En yaygın ve devamlı uygulanan bir işkence yön¬temidir. Ayak tabanı, ellerin içi gibi vücudun kaslı bölümlerine kalas, cop, zincir, saz sapı, pik demir çubuk, v.b. vurularak gerçekleştirilir. Bu yöntem, ayak tabanlarını, el ayalarını patlatır, kaba yerleri ezer, morartır, tırnakları söker. El-ayak gibi herhangi bir yeri kırar, sakat eder.

KÖPEK SALDIRTMA: Tutuklu çırılçıplak soyulur, kurt köpeği üzerine saldırtır. Köpeğin ilk kaptığı yer bacak arasıdır.

ZİNCİR: 20-25 metre uzunluğundaki zincirin uçları iki tutuklunun boynuna bağlanır. Tutuklular sırt sırta verdirilerek ters yönde hızla koşuşturulur. Zincir tam gerilince, her iki tutuklu da sırtüstü yere düşer.

AYAKTAN ASMA: Tutuklunun tek ayağına zincir bağlanır. Bu zincir yüksek bir yere asılır. Tutuklu bayılıncaya kadar askıda kalır.

GERME: Tutuklunun bir bacağı merdiven tırabzanına bağlanır, diğer bacağı da açık bırakılan koğuşun gözetleme deliğine bağlanır. Kapı kapatılır. Tutuklunun bacakları koğuş kapısının eni kadar gerilir ve öylece kalır.

TEPE: 50-60 kişi havalandırmaya alınır. Gardiyan 'tepe ol' komutu vererek, tüm tutuklular üst üste binerler. Bir tutuklu da üst üste yatan tutukluların üstüne çıkar, istiklal Marşı'nın 10 kıtası okutulur.

KULE: Havalandırmaya çıkan tutuklular 6 kişilik daire oluştururlar. Bunların üzerine 3-4 kat olacak biçiminde tutuklular çıkarılır. Gardiyanın 'yıkıl' komutuyla kule oluşturan tutuklular kendini yere bırakır. Tutukluların değişik yerlerinde kırılma, incinme, çıkık olur.

RANZA ALTI: Gardiyanlar ellerinde kalaslarla koğuşa girer, 'ranza altı ol' komutunu verirler. Koğuşta bulunan tutukluların hepsi ranzaların altına girerler. Yalnız herhangi bir yerlerinin açıkta kalmaması gerekir. Ranzaların altına tüm tutuklular sığmadığı için kiminin eli, kiminin kolu dışarıda kalır. Gardiyanlar ellerindeki kalaslarla tutukluların dışarıda kalan kısımlarına vurmaya başlarlar.

KANTAR: Tutuklular havalandırmada çırılçıplak soyundurulup tek sıra halinde dizilirler, sıranın ön tarafında duran tutuklu sırt üstü yatırılır. İkinci tutuklu, yatan tutuklunun testis ve erkeklik organlarından tutarak yukarı kaldırır. Tutuklunun kaç kilo geldiğini söylemesi istenir. Tüm tutuklular birbirini tartana kadar bu işlem devam eder.

KERVAN: Havalandırmada, tutuklular tek sıra dizilir. Her

tutuklu önündeki tutuklunun sırtına bindirilir; bacakları, al¬tındaki tutuklunun boynundan aşağıya sarkıtılır ve kulaklarından tutması istenir. Gardiyanın komutuyla tutuklular yürümeye başlarlar. Bu işleme tutuklular ayakta duramayacak duruma geldiğinde son verilir.

SEHPA: Gece, tutuklu koğuştan alınır, koğuş koridorunda sorgusu yapılır. Gardiyan ve subaylardan mizansen olarak bir mahkeme oluşturulur. Mahkeme, tutukluyu idam ceza¬sına çarptırır, ikinci katın merdiven tırabzanına bir ip geçirilir, ipin ucuna tutuklunun boyun kemiğini kırmayacak düzeyde kalın bezden bir ilmik takılır. Tutuklunun boynu bu ilmiğe geçirilir ve infaz gerçekleştirilir. Tutuklu tam boğulacağı sırada ip açılır.

COP SOKMA: Gardiyanlar copu zeytinyağına batırır ve yağlı copu tutuklunun makatına zorla sokar.

ÇEK-ÇEK: Tutuklu çırılçıplak soyundurulur ve erkeklik organına bir ip takılır. Gardiyan ipin açıkta kalan ucunu alıp hızla koşar. Tutuklu da zorunlu olarak gardiyanın peşinden koşar.

LAĞIM SUYUNA SOKMA: Tecrit bölümünün alt katındaki bazı tuvaletlerin delikleri tıkanır. Hücrelerin pisliği ve lağım suları burada biriktirilir, diz boyu kadar oluşturulan pisliğin içine tutuklu atılır ve pislik yedirilir.

KITAP OKUMA: Koğuşta bir tutuklunun eline kitap veri¬lir. Tutukluya avazı çıktığı kadar yüksek sesle tek tek sözcükler okutulur. Diğer tutuklular ise bu sözcükleri tekrarlarlar. Bu işlem sabahtan akşama kadar yapılır. Tutuklular bu sırada ayakta durmak zorundadırlar.

MARŞ SÖYLETME: Cezaevinde bulunan herkes 50'yi aş¬kın marşı ezberlemek zorundadır. Bu marşlar tutukluların ses telleri tahriş oluncaya kadar söyletilir.

ÖL DEDİĞİMDE: Tutuklu havalandırmanın orta yerine çıkarılır, hazır ol durumuna geçirilir. Gardiyanın 'öl' komutuyla tutuklu kaskatı, eklemlerini kırmadan yere düşürülür. Bu işlem gardiyanın keyfine göre tekrarlanır.

SİGARA İÇİRME: Bunun çok çeşitli yöntemleri vardır. En çok uygulananları ise şunlar: Koğuşta kalan tutukluların eline 5 adet sigara verilir. Sigaraların tümü yakılarak devamlı ağız¬da tutulur. Gardiyanın 'çek-bırak' komutuyla sigaralar bitinceye kadar içirilir. Sigaraların filtreleri de tutuklulara yedirilir. Bu sırada koğuş pencereleri kapatılır, etraf duman içinde kalır.

BANYO: Tutuklular çırılçıplak soyundurulur ve tek sıra halinde banyoya giderler. Banyoda sabun kullanılmaz. Kışın hortumla tazyikli su tutukluların üzerine fışkırtılır. Daha sonra tutuklular koridora çıkarılır. 'Yat-sürün' komutuyla tutuklular yerlerde süründürülür.

SAYIM DÜZENİ: Tutuklular günde en az 5 kez olmak üzere sayılır. Her sayımdan önce, tutuklular sayım düzenine geçirilir, sayım talimi yaptırılır. Yüksek sesle tekmil verilir, rahat-hazır ol’a geçer, çöker kalkarlar.

GECE NÖBETİ: Geceleri her koğuşta mevcuda göre 2-7 kişiye kadar tutukluya sırayla nöbet tutturulur. Nöbet sırasın¬da devriye gezen gardiyanlar, koğuşun mazgal deliğini açar, nöbetçi tutuklunun mazgaldan dışarı elini uzatmasını ister, tutuklunun ellerine cop veya kalasla istediği kadar vurur.

LOKOMOTİF: Tutuklular havalandırmaya çıkarılır. İki kişi çırılçıplak soyundurulur. Bunlardan birisi domalıp iki eliyle diz kapaklarını tutar, diğeri de arkadan bunu kucaklar. Gardiyanın 'uygun adım marş' demesiyle her iki tutuklu havalandırmada dolaşırlar. Diğer tutuklular da bunları izlemek zorundadırlar.

PİSLİK YEDİRME: Her havalandırmanın ortasında bir lağım çukuru vardır. Lağım suları ve insan pislikleri burada toplanır. Bu çukurdan avuç avuç pislik alıp yemeleri istenir.

İŞEME: Havalandırmada bir tutuklunun yere yatması istenir. Diğer tutuklularda, yerde yatan tutuklunun yüzüne işetilir.

TECAVÜZ: Cezaevinde görev yapan gardiyanlar, genç tutuklulara merdiven altlarında zorla tecavüz ederler. Ayrıca iki tutuklu çırılçıplak soyundurularak birbirlerine tecavüz et¬meleri için zorlanırlar.

HASTANE: Hastanede de cezaevindeki kurallar geçerlidir. Hasta, tuvalete götürülmez, yatakta da hazır ol vaziyetinde yatar.

VEREM: Veremlilerle, sağlam tutuklular birbirinden tecrit edilmez, aynı kapta yemek yemek zorundadırlar. Aynı battaniyenin altında yatırılırlar. Veremlilerin balgamları tahlil yapılacak bahanesiyle toplanır ve karavanadaki yemeklere karıştırılır. Bu yemekler tüm tutuklulara yedirilir.

AYAKTA BEKLETME: Bu yöntem cezaevinde her gün geçerlidir. Sabah saat 05'den akşam 17-19'a kadar tutukluların oturması yasaktır.

KONUŞMA YASAĞI: Koğuş içindeki iki kişinin birbiriyle konuşması, tutuklunun gülmesi ve düşünür gibi görünmesi yasaktır. Böyle bir suçu işleyen tutuklulara bu işkence yön¬temleri uygulanır.

GECE BASKINI: Nöbetçi subay ve gardiyanlar, gece geç saatte tutukluların koğuşuna girerek, uyku sırasında tutuklulara cop veya kalaslarla dayak atarlar.

AVUKAT-ZİYARET DAYAĞI: Avukat görüşmesi ve diğer görüşmelere tutuklular gidip gelirken dayak atılır. Görüşlerde hiçbir şey konuşmaması tembih edilir. Avukatlarıyla savunma konusunda görüş alışverişinde bulunamazlar. '

MAHKEME DAYAĞI: Tutuklular mahkemeye götürülürken cenaze arabasına bindirilirler. Tutukluların elleri arkadan kelepçelidir. Cenaze arabasına binerken ve çıkarken gardiyanlar tarafından dövülürler.

Devam edecek!.


Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

bu bir insanlık suçudur ... bu kadar

Mustafa Tunç 
 15.01.2011 18:27
 

ve düşünceleriniz iyi de. Bu sosyal yapı, bu gelir adaletsizliği ve dağılımıyla MÜZE olsa ne olacak? Yerine yapğılan yenileri bir iki yıl sonra geri dolmayacak mı? Ve dolacak olan o mekanlar tekrar konuşulmayacak mı ? Selamlar..

Yalnıztürk 
 29.08.2009 13:30
Cevap :
Bir daha işkence uygulanmasın diye. İşkencenin insalık suçu olduğunu anlatmak adına insalık üzesi olması gerektiğine inanıyorum. Saygılarımla.  29.08.2009 16:35
 

Merhabalar.Kisa bir yorum yazacagim.Bir ulkenin yasanilabilir olabilmesi icin bircok sey gerekir.Ancak bunlarin gerceklesmesi ise devletin ve ulkenin gecmisini gelecege baris amaci ile tasima iradesine baglidir.Evet, turkiyede bazi heykeller sokulmeli (Talat,Enver ve Cemal...vs) ve yerlerine suc muzeleri konmalidir.Savas suclulari, iskenceciler,katiller hakettigi yeri almali ve cocuklarin korpe beyinlerine insanin devletten, bayraktan daha onemli ve esas unsur oldugu anlatilmalidir.Insan ve onun haklari devlete karsi korunmali ve devletin gecmiste goz yumdugu olaylar ortaya cikarilmalidir.Diyarbakir cezaevi bir muze olmali ve duvarlarina fasizmin iskence resimleri asilmalidir.Hoscakalin

David Auget 
 27.08.2009 20:32
 

yaz ki bilinsin...kazınsın belleklere ve yüreklere...çeliğe su verir gibi...dost selamlar...saygılar...

nedim üstün 
 26.08.2009 19:53
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 221
Toplam yorum
: 1772
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 1774
Kayıt tarihi
: 27.09.06
 
 

Evli bir kız çocuğu babasıyım. Yüksekokul mezunuyum. Bir kamu kurumunda çalışıyorum.16.03.2017 ta..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster