Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

21 Aralık '09

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
1013
 

Diyarbakır toplantıları

Diyarbakır toplantıları
 

Doğada ve evrensel düzende hiçbir şey tesadüf değildir. Hiçbir şey birkaç efendinin isteğiyle gerçekleşmemektedir. Bu bakımdan doğada muhteşem bir uyum vardır.

Doğanın içinde bulunduğu uyumu bozmak isteyen güçler tarih boyunca hep olmuştur. Ve hep olacaktır. Mücadele etmek ve doğaya sahip çıkmak, içinde insan sevgisi ve yaşama saygısı olanlara düşmektedir.

Geleceğimiz için, çocuklarımız için, sürdürülebilir bir yaşam için bu mücadeleye ortak olmak zorundayız. Herkesin yaşadığı toplumda yapması gereken görevler vardır.

Birlik ve beraberliğin sürdürülmesi ve kardeşçe yaşam koşullarını oluşturma gibi…

Bulunulan coğrafyada tarihi ve kültürel değerlerin korunması gibi…

Ekonomik ve sosyal birlikteliğin varlığı gibi…

Feodal ve aşiret kalıntılarının, ağalık ve marabalık anlayışının,

Kökenleri feodalizme dayanan ve 21. Yüzyılda insan onuruna ters düşen töre anlayışının eğitimle yok edilmesini sağlamak gibi…

Bizlere düşen o görevlerden kaçmamaktır.

Tıpkı insan bedeninde var olan hastalıklar gibi toplumlarda da birtakım hastalıklar vardır. Bunun böyle olduğunu tarihin tozlu sayfalarını çevirdikçe görmemiz mümkündür. Kimi toplumlar yaşam mücadelesinde başarıya ulaşmaya çalışır. Kimi toplumlar ise diğer güçlerin oyuncağı haline gelir. Bunun onlarca, yüzlerce örneği vardır.

Emperyalizm ve Globalizm sarmalında güçlü olan diğerini yok etmek veya kendine kul etmek için mütemadiyen sinsi ve kirli planını hazır bekletmekte yeri geldikçe uygulamaktadır. Global güçler kendi refahları için bolluk içinde gelişmekte olan ağacın dallarını acımadan budama ve azaltmakta bir beis görmezler. Zayıflatmaya ve bir yudum suya muhtaç hale getirmeye çalışırlar. Kendilerine muhtaç duruma getirmek için var güçleri ile sinsi planlarını uygularlar.

Bölüp parçalamaya ve devamında yönetmeye hazırdırlar.

Tuzağa düşmemek için toplumların bilinçli ve uyanık olmaları gerekir.

Emperyalizmin ülkemize yönelik çıkar hesaplarını asla unutmadan yaşanmakta olan gelişmelere teşhis koymalıyız.

Devletimizin üniter yapısına ve bağımsızlığımıza sahip çıkmalıyız.

Kurtuluş Savaşı’nda on binler cephelerde kanlarını bu vatan için boşuna akıtmadı.

Galiçya’dan Yemen’e, Kafkasya’dan Fizan’a kadar geniş coğrafyada mücadele eden insanlarımız bu vatanın ve milletin bekası için kanlarını akıttılar.

7 Aralık tarihinde Reşadiye’de yedi askerimizin kalleşçe bir pusu kurularak öldürülmesi ile hedeflenenin, toplumda oluşturulacak infial ile yeni olaylar olduğu unutulmamalıdır. Ve PKK’nın bu olaydaki amaçlarından birininde bir öfke patlaması yaratmak ve DTP’nin kapatılmasını hızlandırmak olduğu bilinmelidir.

Niçin DTP’nin kapatılması PKK’nın işine gelir? Amaç nedir?

Kuşkusuz bu bir anlık bir olay ve gelişme değildir.

Ya nedir?

Ayların belki de yılların sinsice tezgâhlanmaya çalışılan planının bir parçasıdır.

Gelişen olaylarda yeni yol haritası oluşturmanın içinde DTP’nin misyonunun bitmesi ve artık kapatılması gerektiği de vardır. Diyarbakır’da geçen hafta toplanan ve önemli kararlar alan Demokratik Toplum Kongresi (DTK) 2007 yılından bu yana işlevini sürdüren bir oluşumdur.

16 Aralık tarihli Taraf gazetesinde Kurtuluş Tayiz imzalı yazıda bakın neler deniyor: “2007’de Diyarbakır’da kurulan DTK, küçük bir parlamento özelliği taşıyor. 100 kişilik ‘daimi meclisi’ olan DTK’nin 900’den fazla üyesi ve küçük bir yürütme kurulu bulunuyor. DTP milletvekillerinin katılımıyla, DTK artık fiili bir parlamento gibi çalışacak. PKK’da milletvekillerinin artık DTK bünyesinde çalışmalarını istiyor. DTK de zaten fiili olarak Kürtlerin parlamentosu konumunda…”

Bu açıklamanın mantıklı bir izahı var mıdır?

Üniter yapıya sahip parlamentosu olan bir devlet içinde neden alternatif bir parlamento çalışması izlenimi veren oluşum oluşturulmak istenmiş ve oluşturulmuştur?

DTK ile neyin hazırlığı yapılmaktadır?

DTK’nın Diyarbakır’da yaptığı toplantıda önemli kararlar aldığını “Çözüm” başlıklı yazımda da belirtmiştim. Aldıkları kararları DTK sözcüsü Hatip Dicle açıklamıştı. Alınan kararlarda: “Kürt halk önderi Öcalan’ın kısa vadede ev gözetimine alınması, Özerk Kürdistan’ı içeren ve Demokratik Türkiye’yi hedefleyen bir anayasa yapılması” benzeri istekler vardı.

O kararlarda nihai hedeflerinin bölücübaşını serbest bıraktırmak ve sonrasında parlamentoya girmesini sağlamak olduğu açıkça görülmektedir.

Otuz bin insanın katilinin serbest bırakılması istenmektedir.

DTP eski milletvekili Ahmet Türk’ün DTP’li milletvekillerinin istifalarını Öcalan’ın istemediğini açıklaması kimden emir aldıklarını açıkça göstermiyor mu?

İmralı’da ki fiilen parlamentoda siyaset yapar konuma getirilmiştir.

Bunun kabul edilebilirliği mümkün değildir.

Onlarca ana kuzusunun şehit düşmesi bölücübaşının siyaset yapması için midir?

Şehit analarının gözyaşları ve yurtsever insanların mücadelesi boşuna mıdır?

Bugün çözümün adresi olarak İmralı’yı işaret edenlerin kendi aşiret ve toplumlarının içinde bulunduğu sorunları ağızlarına almamaları manidar değil midir?

Ağalık ve marabalık, şeyhlik ve şıhlık anlayış ve uygulamalarının ortadan kaldırılması ve yöre halkının refahının sağlanması için yaptıkları çalışma ve mücadele var mıdır?

Varsa nedir ve hangi aşamada hangi çözüm yollarını içermektedir?

DTK’nın toplantılarında bölücübaşının sorunları yerine içinde bulundukları toplumun sorunlarına yönelik kararlar alınmakta mıdır?

Yörenin eğitim ve sosyal eksikleri nelerdir ve giderilmesine yönelik yaptıkları çalışma var mıdır?

Hangisi daha önemlidir?

İmralı’mı yoksa yöre halkı mı?

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 209
Toplam yorum
: 133
Toplam mesaj
: 28
Ort. okunma sayısı
: 902
Kayıt tarihi
: 04.05.08
 
 

Eğitimciyim. Bir insanın çağdaş bir gelecek için, aydınlanma için çok okuması gerektiğine inanıyo..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster