Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

09 Ağustos '13

 
Kategori
TV Programları
Okunma Sayısı
797
 

Dizi sektörünün entrika düzeni hayatımıza yansıyor!

Dizi sektörünün entrika düzeni hayatımıza yansıyor!
 

Sektörün yüzü gittikçe değişiyor! ‘’İyi mi kazanıyor, kötü mü?’’ bir bilen bir diğerine anlatsın.  Açık söylemek gerekirse benim kafam karmakarışık oluyor. Ece Er, yaşadığından beri böyle zulüm görmedi! Seyrederken iyi karakter de kötü karakter de bir entrika, bir tuzak sormayın gitsin. Ne ilahi adalet, ne de yasalar dizilerde ki karakterleri korumuyor. Çevrilen dolaplar yüzünden sadece seyircinin başı dönüyor. Hayatın gerçeğine dönüşüp, haksızlığa ses çıkarmaz hale geliyor. Bu dizilerle de sınırlı değil sağolsun Survivor denen kapitalist sistemin çarklarını adadan evimize taşıyan yarışmalarımızda var. Jüri üyelerinin kendi yarışmacı kadrosuna katılması için aday kişiye envaye çeşit tekliflerle gittiği yarışmalar da var.

Eski günlerde insanların sinemaya bol bol vakit ayırdığı zamanlarda kötünün kötülüklerinden sıkılan seyirci, iyi adamın sahne alması ile alkışlarla inletirdi salonları. Nereye gitti o günler? Hatıralara mı gömdük onları? Biz büyüdük ve kirlendik mi? Yoksa artık her şey kirli mi? Hepimiz içimizden, dışımızdan iyi karakterin de kötülük yapmasını söylemekteyiz. Hatta vur vur diye tempo bile tutuyoruz. Özel hayatımızda da en sevdiğimizin arkasından dedikodu yapmaya, dolap çevirmeye de cüret eder hale geldik sanırım. Bu nasıl sevgiyse? Seksi aşka, aşkı işe, işi dolaba döndürme yeteneklerimiz gün geçtikçe arttı. Artık ‘’para varsa ben varım’’, ‘’her şeye rağmen kazanmalıyım’’, ‘’iyilerde kötülük yapar’’ modunda gündelik hayatımızı sürüp gidiyoruz.

Hem sinir olup, hem seyrettiğimiz, sanki gerçek sandığımız kötü karakterler hala var. Yolda karşılaşınca aktör ya da aktrisin yüzüne tükürmekten geri kalmadığımız halde özel hayatlarımız da entrikacı kimliğimizle sütten çıkmış ak kaşık edasıyla yaşayıp gidiyoruz. Oyuncunun can verdiği karakterle sanki birmiş hatta ta kendisiymiş gibi davranmamız yetmiyor da bir de çok lazımmış gibi öykünerek dolaşmayı da kendimize kural ediniyoruz.

Her akşam bir dizi ve her dizide dönen dolaplar, entrikalar atlıkarınca misali... Biz de dizi gibi hayatların içinde sanki uyuşturucu almış beyinler gibi hayal ve gerçeği birbirine karıştırıp yalancı tozpembelerin diyarına uçuyoruz. Aslında dönüp baksak bizim etrafımızda sisteme hizmet için yapılan birçok pembesi uçmuş tozu kalmış şey görebiliriz.  Hayatta kalmanın tek şartı var: ‘’Kazanmak isteyen her şeyi yapar, herkesi harcar!’’ diye de bir kural söyleyip biz de dizinin aynısını hayata geçiriyoruz.

Cinayet romanları, polisiye dizi ve filmler ile zeka geliştirdiği, mantık yürütmemizi kolaylaştırdığı söylenirdi ya da benim aklımda mı yanlış kaldı?  Türk polisiye dizilerinin atası Arka Sokaklar’da bir cinayet 20 dakikada, hiçbir zeka harcanmadan basitçe çözülüyor. Nerede kaldı zeka geliştirme, mantık yürütme misyonu? Hazırdan lokma yutturup, hayatımızın da hazır lokmalarla sürmesi gerektiği yolunda yürüyoruz. Yoksa düşünme yeteneğimizin gelişmesi, sorgulamamız, mantık yürütmemiz istenilmiyor mu?

Dönem dizileri entrika, dolap olmadan seyredilmediği için Muhteşem Yüzyıl entrika destanları yazıyor. Bu konuda oldukça başarılı olduklarını da seyirci reytinglerle gösteriyor. Yani entrika sarayda olmalı gibi bir kurala doğru zihinlerimiz hareket ediyor. Güçlü olan öbürünü yok eder zihniyeti ile alkış kıyamet Hürrem oyunlarını seyrediyoruz. Bir de dizilerde anlatılanı gerçek tarih sanıp, sağda solda anlatmadan da duramıyoruz. Okumadan uzaklaştırılan beyinlerimizle sinsi entrikaların arasında bir galon şarap içmişcesine sarhoş dolanıp duruyoruz.

Dizi furyasının tekrar canlanmasının atası sayılan Asmalı Konak’dan bu yana köprülerin altından nice diziler aktı gitti. Kanalların sayısını bilemeğim şu günlerde her gün mutlaka 2-3 dizi ekranlarımızdan evimize misafir oluyor. Düşününce dizi sayısını bulamamamın benim kusurum olmadığını fark ederek de rahatlıyorum.  Hangi diziyi izlesek diye heyecanla bekliyoruz. Bazı diziler sessiz sedasız yayından kaldırılıyor. Reytingleri kimler, neye göre hesaplıyorsa? Bazıları da uzadıkça uzayıp adeta çürümüş sakıza dönüşüyor. Nahoş tadı damağımıza bulaştı, alışkanlık yaptı da olayı biz mi göremiyoruz? Ama bakıyorum herkes hayatından memnun…Ben 2 sezondan fazla bir diziyi seyredememekten ötürü sonunda kendimi  suçlar hale geldim.

 Dizinin içinden bazı karakterlerin diğer bir diziye transfer olması da dizideki entrika kilidini yürüten karakterin durdurulamazı oldu.  Tozu dumana katarak entrikalarına, dolaplarını döndürmeye devam ederlerken, bir roldeki entrikasını diğer diziye bulaştırır hale geldiler. Oyuncular aynı karakteri canlandırmaktan sıkılmazlar mı? Yoksa, hazır elde bir karakter varken bir ömür boyu ekmeğini mi yemeli? Tabi ne de olsa ‘’Tecavüzcü Coşkun’’u yıllar boyu tecavüzle beynimizde yargılamadık mı? Filmler de Nuri Alço kızlara ilaçlı gazoz içirip böyle anılmadı mı?

Seyrettiğimiz entrikalar ya sarayda  ya yalıda  ya da konakta geçiyor. Ama biz mütevazı evlerimizde koltuğa kendimizi kelepçeleyip seyrettiğimiz için bir zararının olmayacak gibi görünüyor. Fakat genç bir kız cafe basıp eski sevgilinin yeni kız arkadaşının kafasına demliği indiriyor. Bir diğeri; kocasının çapkınlığından şüphelenip, telefonuna kız arkadaşı vasıtasıyla davetkar mesaj yollatıp, zavallı kocanın tuzağa düşüp, düşmeyeceğini test eden bir entrika test sürüşüne giriyor. Aldatılmanın kanun olduğunu sanan hayvansı açlığımızı özel hayatlarımıza taşıyoruz. Dizilerde dönen entrikalar aklın sınırlarını zorluyorken seyircinin özel hayatında bu tarzda hareket etmesi sanırım artık doğal karşılanıyor. Arkadaşlarına en sinsi davranan parsayı alır ayakta alkışlanan bir özellik oldu anne kızına, baba oğluna empoze etmekte yarışır oldu. Gözü açıkları, dolapları, sonunda kazanamayan iyileri gerçek sanarak değişik karakterler geliştirmeye başladık sanki. Bunun suçlusu sadece aynı altın kurallarla yazılmış senaryolar, diziler değil biz de izlediğimizin ne olduğuna bakmadan yaşıyoruz.

Dizilere bakarken fark ettiğim noktalardan biri de duygusuzluk çok abartıldığıdır. Zaten dizinin fragmanında yer alan sahneler merak çemberinin içerisinde bizi yayın gününe bağlıyor, tıpkı kara delikten geçer gibi yayın gününe götürüyor.  Haliyle de günün adı Pazartesi, Salı, Çarşamba… diye giderken birden A.Ş.K günü, Karadayı günü, Medcezir günü, Muhteşem Yüzyıl günü, İntikam günü diye isim değiştiriyor.

Komplolar, dolaplar çeviren iyiler bile İntikam almak için sahte aşk oyunları ile adını Yağmur’dan Derin’e değiştiriyor. Yetmiyor gibi oyuncu ağlaması gereken sahnelerde sahtekarlığı yüzüne bulaşmışçasına donuk oynatılıyor. Oysa Beren Saat, sıcacık gülüşü ile milyonların takip ettiği biri. Komplo teorileri üreten biri olduğu yetmiyormuş gibi bir de soğuk ve duygusuzluk içine gömülüyor. Bu abartılı rol sunumları bizlerin de hayata karşı duygusuz ve entrikacı duygularımızı tetikliyor. Günlük yaşantımızın içinde iyi yürekli olduğumuzu zannedip entrikadan geri duramayan karakterler sunmamıza vesile oluyor.Ekranda ‘’Yeni Dünya Düzeni’’nin yırtıcı, yok edici aktörleri dolaşıyor. Gelecek çağın duygusuz robotlarını üretmek için mükemmel bir ekran denemesi yaratılıyor.

Senarist arkadaşlar bir uçtan bir uca, arası olmayan sunumları ile ekranlarımıza birçok dizi ve film sunmaya devam ederse ‘’Vay, izleyenin haline!’’. Dizi adları da ayrıca Konaktaki Entrikalar, Sarayda Rus Oyunu, Yalıdan Yalıya İntikam gibi değiştirilsin derim.

Genç nesil dizi karakteri ile özel yaşantıyı iyiden iyiye karıştırıp twitterı sallıyor, sanki herkes kötüymüş gibi kendi dizisi eleştirilince karaktere değil de oyuncuya saldırdınız zannedip küfür kafir girişiyor, guruplaşıp bir birini spamlıyor,  alabildiğine entrika yani. Ekrana yapışmış milyonlar her geçen saniye duygusal olarak da yoksullaşırken, yokluktan ve yoksunluktan çıkmak için de entrika gerekli diye bir hüküm sürdürüyor. Seyirci iradeleri bu ve benzeri medya oyunlarıyla felce uğratılmış halde sadece sosyal medyada değil hayatta da dolaşıyor.

Reytinglerden anlaşılan bu hikayeler çok tutuyor, tutması beni üzmüyor da özel yaşantımızda da kanıksamış olarak baktığımız karakterler olarak yer bulması beni hayata karşı kızdırıyor. Bırakalım orman kanunlarıyla ‘’hayvanlar’’ yaşasın, biz insanca bir düzen için uğraşalım ve onu korumaya çalışalım. Dizilerde dur denmesi imkansız da olsa hayatımızda İyi olup İntikam alan role de kötü olup entrika çeviren karakterlere de bir ara dur demeyi kimse düşünmüyor sanırım…

Hayatta kötülere ‘’DUR!’’ diyen duruşunuzun entrikasız olması dileği ile…

https://www.facebook.com/pages/Ece-Er-%C4%B0le-Ba%C5%9Fb

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

abdurrahman balcilar bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

yazınızı çok beğendik herkesin okuması gerekir çok doğru tesbit kutlarım . sahtelere insanları inandırmamak ve bu oyunculuk işini ayaklarda süründürmemek lazım ve de onlarında seçici olması lazım da nerde 3 kuruşa isimlerini zedeliyorlar farkında bile değilller ..sahtecilere prim vermemek dileğiyle sevgiler saygılar..

ne diyelim 
 14.08.2013 12:32
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 781
Toplam yorum
: 112
Toplam mesaj
: 4
Ort. okunma sayısı
: 3876
Kayıt tarihi
: 23.09.12
 
 

16- 06- İstanbul'da doğdum. Tatbiki Güzel Sanatlar Tekstil Ana sanat dalı Moda tasarımı bölümünde..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster