Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

01 Şubat '16

 
Kategori
TV Programları
Okunma Sayısı
313
 

Diziler ve İnsanlar

Diziler ve İnsanlar
 

Dizilerin gölgeleri rüyalarımıza da düşüyor.


Televizyonlar izlenmeli. Reytingler yükselmeli. Reytinglere paralel olarak kazançlar da artmalı.

Her ticari kuruluşun amacı para kazanmak değil mi?

Televizyonların çoğu birer özel ticari kuruluş ve resmi olanların da yine para kazanmaya yönelik böyle bir yanları var.

Ne kadar reyting o kadar yüksek bedelli reklâm. Ne kadar yüksek bedelli reklâm o kadar kazanç.

En çok izlenen türlerden biri diziler. Dizileri çok seven bir millet olduğumuz için çoğumuzun özel olarak işini gücünü bırakıp izlediği dizisi ya da dizileri var. Yani ne kadar ışıltılı, dikkat çeken izleyici toplayan dizi, o kadar kazanç.

Pazar hareketlendikçe pazarda yer alan firmalar da senaryolarıyla, günden güne arttırdıkları insan ve sermaye kaynaklarıyla yoğun rekabet ortamında pay alma telaşında.

Durum bu olunca hedef izleyici konumundaki insanın kurtuluşu neredeyse yok. İsterse geçmişte hiç dizi izlememiş olsun herkes izleyici adayı. Yeter ki kanallar arasında zaping yaparken kendi ilgi alanına giren bir sahneye rastlasın.

Önce şöyle bir bakmak için duruyor sonra da şıp bağımlı oluyor diziye.

Ekranda hızla dönen renkli sahnelere, hareket ve duygusallık dolu olaylara bağlanıp kalıyor.

Eskiden senaryoyu tek bir senarist yazarken şimdiki dizilerin bir kısmını bir senarist grubu yazıyor. Daha çarpıcı, daha sürükleyici, daha toplayıcı bir dizi ortaya çıkarabilmek için ne gerekiyorsa yapılıyor.

Kamuoyu araştırmaları da ihmal edilmiyor. İzleyici sayısını arttırabilmek için insanların duyarlı oldukları, önem verdikleri konular belirlenip değerlendiriliyor. İzleyicinin talebi göz önünde tutularak bazen ister istemez yasaların sınır saydığı yerlere de dokunuluyor.

Sonuçta bir zamanlar henüz yerli diziler yokken sinema seyircisi durumunda bulunan kitleyle birlikte genç izleyiciler de ekran başına toplanıyor.

“Dizi” diye başlayan yeni kavramlar ortaya çıkıyor.

Ulusal televizyonların uydudan yaptıkları dizi yayınları yabancı ülkelerde de ilgi görüyor, taraftar ve hayran kitleleri oluşuyor. Arap ülkeleri başta olmak üzere farklı ülkelerde izleyiciler diziler sayesinde Türkçe öğreniyorlar.

Diziler kentte ve köyde farklı kültürlerin, inançların, yaşam tarzlarının olduğu evlere giriyor. Bu evlerin bazılarında hiçbir etki oluşturmazken bazılarında olumlu ya da olumsuz anlamda kimi değişim ve dönüşümlere neden oluyor. Bazı aile bireylerinin ilgisini çekmezken diğer bazılarının tutkusu oluyor. Kimilerinde bağımlılık yaratıyor.

Yaşam tarzları farklı geleneksel ailelerde gençlerle ebeveynler arasında zaman zaman çatışma nedeni de oluyor. Ebeveynlerin bazıları çocuklarının dünya görüşlerini, alışkanlıklarını, yaşam biçimlerini etkilediği için evlerinde dizi izlenmesini istemiyor.

Harekete geçsin ya da geçmesin genç insanların renksiz yaşamlarına renkli düşler hediye ediyor.

Ders çalışan kimi öğrencilerin dikkatini dağıtan diziler aynı zamanda yalnızlık yaşayan, canları sıkılan insanlar için ilaç etkisi yapıp görünmez bir arkadaş oluyor.

Her durumda izleyici olarak ekran başına topladığı insanların birer birer ve bireysel anlamda değerli ya da değersiz, değerlendirilebilir ya da değerlendirilemez vakitlerini tüketmelerine neden oluyor. Bunu farklı izleyici gruplarına farklı senaryolarla ve özelliklere sahip çekimlerle sağlıyor.

Komplo teorilerine, küresel hesaplaşmalara yönelik dizilerin yanında her türden izleyiciyi ekran başına toplayan, köy ve kentten sıradan insanların mizahi öykülerini abartılı makyaj ve diyaloglarla işleyen yapımlar da yayınlanıyor.

Gençlerin, evlilik düşleri kuran insanlarla onların yakınlarının ilgisini çeken pembe diziler televizyonlardan hiç eksik olmuyor.

Gerçeküstü unsurlarla desteklenen ve çocuklara hitap eden diziler de zaman zaman çizgi filmlerin yanında televizyon ekranlarında yer buluyor.

Eminim ki gündelik yaşamın çeşitli olayları gibi diziler de şu ya da bu şekilde insanların rüyalarını da etkiliyor.

Televizyon dizilerinin yayıncı şirketlere para kazandırdığını söylemiştik. Doğal olarak oyuncularına, yapımcılarına da bu kazançtan pay düşüyor. Onlar üretenler ve kazananlar cephesinde duruyorlar. İzleyicilerin bu düzendeki rolü de tüketen oluyor.

Vaktiyle Dallas, Aşk Gemisi, Yalan Rüzgarı ile çeşitli adlar altındaki Brezilya aşk dizileri ile başlayan serüven artık yurt dışında ciddi müşteriler bulan yerli yapım yeni dizilerle varlığını sürdürmeye devam ediyor.

Duruma göre hala ülkemizde çeşitli Amerikan, İngiliz, Hint yapımı diziler de televizyonlarda olmasa da internet kaynakları yoluyla izleyicilerine ulaşıyor.

Elbette televizyonların yayınladıkları tek şey dizi filmler değil. Haber, belgesel, spor, eğlence, yorum programları da yayınlıyorlar.

Elbette televizyon yayınları kontrolsüz de değiller. Yasalarla görevlendirilmiş olan Radyo Televizyon Üst Kurulu kamu adına yapılması gerekenleri yapıyor. Hem yayınları izleyerek hem de halktan gelen her türlü yakınmayı değerlendirerek çalışmalarını sürdürüyor.

İşsizi boş toplumlarda kahvehaneler gibi televizyonların da müşterisi bol oluyor.

Zamanın kısıtlı ve nispeten daha değerli olduğu gelişmiş ülkelerde ise insanlar televizyon izlemeye daha az zaman ayırıyorlar. Onun yerine çalışıp üretmeyi, sosyal etkinliklere katılmayı, kitap okumayı tercih ediyorlar. Daha az zaman ayırmak doğal olarak etkilerinden de daha fazla uzak kalmak anlamına geliyor.

Geleneksel toplumda bahçede, tarlada, sokakta hayvanlarla, bitkilerle etkileşim içinde dünyayı tanıyan çocukların çoğu artık yaşamı televizyon ekranlarından, duruma göre bazen de dizilerden öğreniyor.

 

31.01.2016

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Konu rant olunca akan sular duruyor. Üstelik bu kadar çok alıcı da varken. Oysa ortaya sunulan bir çok ürünün kalitesi bozuk. Yeterince kazancı olan insanlar değişik sosyal etkinliklerde bulunabiliyorken, maddi imkanı olmayanlar da televizyona mahkum oluyor ve ne düşerse bahtıma diyerek ayırım yapmadan/yapamadan izliyor. Ehh yeterince dikkat çeken sahnelerle de bezenmişse diziler hayli insanı ekrana kilitleyebiliyor. Babamın sağlığı bozulduğunda almış olduğumuz yardımcı kadın, günün belli saatinde dizi izlemek istiyordu ve biz de müsaade ediyorduk. İzlemek ne kelime adeta yaşıyor ve bize de yaşatıyordu sahneleri en yüksek perdeden heyecan içerisinde...:) Netice olarak seçici olmakta fayda var zarar/yarar durumuyla alakalı...Selamlar, mutlu kalın.

Ayşegül HAYVAR 
 01.02.2016 16:34
Cevap :
Ayşegül Hanım, Kesinlikle haklısınız. Seçici olmada fayda var. Ne yazık ki bizim insanlarımızın önemli bir kısmı artık son model olan ve çoğu da taksitle zor bela alınmış televizyonlarının ekranlarından evlerinin içine düşen her ışığın peşinde koşarken yaşamı ıskalıyorlar. Kültür düzeyi televizyon izleyiciliğini bir yere kadar etkiliyor. Kimilerimiz sizin de ifade ettiğiniz gibi izlediğimiz her filmi, her diziyi, her futbol maçını ya da siyasi açıklamayı adeta sünger gibi çekip alıyor ve günlerce gündem ediniyoruz. Evet, ekonomik gelir düzeyleri yüksek insanların yaşamında televizyon izleme alt sıralarda yer alıyor. Buna karşılık belki sosyeteden bazıları da televizyon ekranının karşısında değil de içinde olmayı tercih ediyor, istiyorlar. Kıymetli yorumunuz için çok teşekkür ederim. Selamlar, sevgiler.  02.02.2016 20:05
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 317
Toplam yorum
: 236
Toplam mesaj
: 12
Ort. okunma sayısı
: 215
Kayıt tarihi
: 21.06.14
 
 

Yaşadığımız evrenin oldukça zengin bir yer olduğunun farkındayım.  Bu zenginliğin çok az bir kısm..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster