Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

03 Kasım '18

 
Kategori
TV Programları
Okunma Sayısı
139
 

Dizilerdeki O Silahlarla Vurulanlar Aslında Kimlerdir?

Dizilerdeki O Silahlarla Vurulanlar Aslında Kimlerdir?
 

Ankara yaklaşık 5 milyon nüfuslu bir “kent”dir.

“Kent” diyince tartışmayı da başlatmış oluyoruz.

Ankara gerçekten bir kent midir?

Kent, nüfusun yoğunlaştığı, apartmanların, asfalt yolların, otomobillerin ve bir de AVM’lerin çok olduğu bir yerleşim yerinden ibaret ise, evet, Ankara bir kenttir.

Bu tanımı genişletir, içine insanı, uygarlığı, birlikte yaşam kültürünü, eğlenceyi, sanatı, estetiği… katarsanız, Ankara’nın “kent” olgusuyla uzaktan yakından ilgisi olmayan koca bir “köy” olduğunu kabul etmek gerekir.

Akşamları ve tatil günleri vaktinizi evinizin dışında geçirmenize olanak sağlayacak herhangi bir kentsel öğe bulamazsınız. Az sayıdaki kalitesiz eğlence mekanı, artık bitmek ve  olmak üzere olan tiyatro, sinema, konser salonu… benzeri istisnalar dışında bir “sosyal” ortam bulamazsınız. Yakınlarınızda hava almaya, dolaşmaya çıkabileceğiniz güvenli, bir park, cadde… benzeri yer de yoktur.

Avrupa’da biraz dolaştım. Oralarda on binli nüfuslara sahip yerleşimlerde bile Ankara’dakinden kat be kat fazla bu türden olanaklar vardır.

Ankara’da yok.

Ankara’da mesai saatleri civarında sokaklara dökülen, işe, okula ve kısmen avare dolaşmaya çıkan milyonlar, akşam evlerine çekilirler.

Sadece Ankara mı böyle?

Birkaç sahil kenti dışında memleketin her tarafı böyle…

Bunun sebebi sadece vizyon eksikliği veya kültürsüzlük de değildir. Gerçekçi olmak gerekir. İşin ekonomik boyutu da vardır.

Sanatsal, kültürel faaliyetlere katılma birazcık ekonomik refah da gerektirmektedir.  Oysa gelir dağılımı eşitsizliğinde dünya liderliğine oynayan ülkemizde geniş toplum kesimleri gelir düzeyleri itibariyle beslenme ve barınma gibi zorunlu asgari gereksinimlerini karşılamada bile güçlük çekmektedir.

Ve haliyle, insanlarımız, boş zamanlarını evlerinde ve televizyonlarının başında geçirmektedirler.

Ve işte o noktadan itibaren bir faciayla karşı karşıyayız.

Tüm ailenin evde televizyonlarının başına toplaştığı akşam saatlerinde hemem tüm televizyon kanallarında “dizi” geçidi başlamaktadır.

Peki bu dizilerde insanlarımızın iyiye, güzele, sanata, estetiğe, okumaya, kültüre, dostluğa, kardeşliğe, medeniyete, insanlığa… yönelimlerini özendirecek konular vs. mi işlenir?

Asla, böyle bir kaygı yoktur.

Varsa “silah”, yoksa “silah”!

Elinize kumandayı alır, kanallar arasında küçük bir gezintiye çıkarsanız, Dakka başı döndürülen dizi fragmanları veya dizi sahnelerinde burnunuza dayatılan “silahları” görürsünüz bol bol…

İrili ufaklı, türlü çeşitli tabancalar, uzun namlulu silahlar, makinalı, pompalı tüfekler…

Öylesine albenili ve güzeller ki… Altın, gümüş, siyah kabzalı, irili, ufaklı, toplu, şarjörlü, otomatik, yarı otomatik, susturuculu, yalın…

Ve öyle bir silah bolluğu ki…

Adamın veya kadının cüzdanı yok, ama tabancası eksik değil… Azıcık öfkeleniyor rol gereği, elini beline atıp tabancasını çekiveriyor…

O tabancayı tutuş, hedefe yöneltiş, o esnada takınılan “delikanlı” edalar, o afra tafralar, o estetik duruş,  o erotizm... izleyiciyi adeta büyülüyor!

Hele bir de o silahlar patlamaya başlasın, bitmez tükenmez çatışma sahneleri içinde dizi kahramanlarının o cesur, gözünü budaktan esirgemeyen yiğitlikleri, hareketleri yok mu?

Göstermeyle bitmez…

Adamın veya kadının hele aynı anda iki elinde iki silahla verdikleri o muhteşem pozlar…

Yani her biri birer efsane…

İzleyici dediğin, yani bunları izleyenler kim? Ebeveynlerle aynı anda çocuklar ve gençler…

Ve sabahleyin, artık o da yok ya, hadi diyelim ki ilk iş olarak gazetemizi alıp kahvemizi yudumlarken çevirdiğimiz ilk sayfada önümüze çıkıveren o 3. sayfa haberlerindeki soygun, cinayet, yaralama, vurma, kırma vakalarındaki artış… Sokaklarımızı git gide birer korku tüneline dönüştüren bu tablo neyin eseri ola ki?

Bakın beyler… ve hanımlar!

Durum iyi değil. Hatta durum çok çok kötü…

Türkiye’de bazı şeyler yanlış gidiyor.

Dünya ekonomide, sanayide, üretimde, tarımda, hayvancılıkta, teknolojide, bilimde uçuşa geçmişken biz evlerimizde sanki matah bişeymiş gibi bol bol reklam edilen silahlar dolu dizilerle avutuluyoruz.

Hayallerimizde başka bir şey yok ama, o dizilerin ürün yerleştirmeleriyle reklam aralarında ve bitiminde o peşine koşturulduğumuz güzel ev, iyi araba, son model telefon sahibi olmayla iş bitmiyor.

O dizilerde, dizi fragmanlarında dakika başı burnumuza dayatılan o silahlar o dizilerdeki diğer karakterleri değil, ekran önündeki “bizleri” vuruyor…

Biz ne yapıyoruz?

Ağzımız açık, onları izliyoruz.

Ve biz ağzımızı açmış bunları izlerken, el alem gözünü açmış, bizleri geri ve cahil koyup, geleceğimizi götürüyor…

Kenan IŞIK

 

Abdülkadir Güler, Özkan Sarı bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Kenan kardeşim yazdıklarına yanıt veriyorum; yoll yabdıkkk yollll, körpü yabdıkk, hava alanı yabdıkkkkk, inşAllah, gerisi ise Lafügüzaf sayılıyor, selamlar, sevgiler.

Nizamettin BİBER 
 03.11.2018 16:10
Cevap :
Yanıtında belirtilen faaliyet "dizi"lerle aynı anda ve eşgüdüm içinde yürütülüyor Nizamettin kardeşim... Espriyle dile getirdiğin acı gerçekle yazımdaki anlatımı güçlendirdin. Teşekkürler kardeşim. Selamlar, sevgiler  03.11.2018 16:54
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 408
Toplam yorum
: 576
Toplam mesaj
: 9
Ort. okunma sayısı
: 1511
Kayıt tarihi
: 16.05.07
 
 

Sivas doğumluyum. Mülkiye mezunuyum.  Ankara'da yaşıyorum. Ülkeme, ulusuma dair benim de söyleyec..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster