Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

12 Mayıs '10

 
Kategori
Doğal Hayat / Çevre
Okunma Sayısı
458
 

Doğa için yaz!

Doğa için yaz!
 

Yine mi der ve hemen anlarım, babam bu hafta sonu işin var mı dediğinde köy yolunun göründüğünü. Babam haftada üç defa diyalize giren, günde en bir paket sigaraya devam eden, :)) hatta ve hatta tansiyon nedeni ile zaman zaman soluğu aldığı yoğun bakımda akşamı burada geçireceksin dediklerinde, yan tarafta yaşam ünitesinde garip garip sesler çıkaran hastaları bahane ederek, ben bunlarda aynı odada kalamam diyerek, ‘’bahane tabii, asıl neden sigara’’ :)) bak baba, hızla ölüme gidiyorsun, şu sigarayı bırak, bu geceliğine kal burada diyen doktora, nasıl olsa ölmeyecek miyim, öleceksem de evimde ölürüm diyerek tüm hemşireleri canından bezdirip, kendini hastaneden attıracak nedenin alt yapısını hazırlayınca, doğal olarak benim onu eve getirmem kalıyor sadece geriye...

Her ikisi de ikişer buçuk santim kalan, onun yanında kalp kapakçığı ve yüksek tansiyon sorunları olan babam, o haliyle hala yerinde durmaz, hala bahçede çalışır, buradaki bahçe ile uğraştığı, kendi uğraştığı yetmiyormuş gibi, bir de bizleri aşağı yukarı her hafta sonu köye götür teranesi ile taciz eder. Sadece o mu? Annem de… Ve bizleri daha az kızdırmanın da yolunu bulmuşlar. Nasıl mı? Birbirlerini suçlayark, ben istemiyorum, o istiyor diyerek. :)) Bu da bahane. Suçlarını azaltacaklarya. Oysa her ikisi de birbirinden merdane hırs konusunda. :))

Yahu, emekli maaşın var, iyi kötü başka bazı gelirlerinde var. Bir karı bir kocasınız. Burada ektiğiniz bahçe neyinize yetmezde bazen dağlardan yuvarlanarak, sağımız solumuz çizilerek, kasalarla omuzlarımızda taşımak zorunda kaldığımız erik, kiraz, elma, armut, ceviz, aklınıza gelebilecek bütün sebzeleri eker, hem kendinize hem bize eza edersiziniz. ‘’Tüm kardeşlerim çalışıyor çünkü ben dahil, haftada bir günleri var’’. Ordu mu besleyeceksiniz Allah aşkına. Bugüne kadar dağlara döktükleri para ile neler neler yapılırdı bilemezsiniz. Bir kısmını satarlar pazarda satmaya da, köylü kadın ya da erkekleri verdikleri yevmiyeyi bırakın, geliş gidiş benzin parası etmez.

Her neyse…

İşte söylene söylene çıktığımız o köy yolunun yeşili öyle bir sarar ki sizi, en cilveli kadın yanında cadı :)) kalır. Hele hele köyü çıkıp, yazlıkların olduğu mahallelere doğru köşeyi dönünce… İşte o köşede burnunuza çalınan keskin orman kokusuyla birlikte hava en az on derece serinler. Değişim inanılmazdır. On derece farkın arasında sadece bir burun vardır.

Köye varırsınız. Mahallelere daha doğrusu. Oraya varmadan daha zaten bütün civatalarınız gevşemiş, kendinizi yüzyıldır beklediğiniz sevgilinizin koynunda bulmuş gibisinizdir adeta. Benim ilk düşündüğüm şey, ocağa çayı koyup, babamın çardak tamir etmekten bıkarak, artık yapmaya karar verdiği beyaz sarayın verandasına, “terasına” çıkıp,:)) uçsuz bucaksız yeşilliği seyredip, çayı yudumlamak. Hemen evimizin dibinden akan suyun şırıltısı, şerefimize daha da bir keskinleşen ağustos böceklerinin serenadı eşliğinde, işte yaşlandığımda geleceğim, şiirlerimi yazacağım yer dediğim cennette çayımı yudumlamak.

Sonra mı? Tabii ki; hemen aşağıya inip, bahçeden fasulye, domates ya da patlıcan biber devşirerek, üşenmezsek terasdaki şömine, yani bizim deyimizle ocağı, yine etraftan topladığımız çalı, çırpı kuru ağaç parçalarını yakarak üstünde, alasulu, missss gibi kokulu yemeği, "aşı":)) bir de yufka varsa, yufkayı kaşık yaparak daldırıp daldırıp kaşık kullanmadan midede şenlik yaratmak. Tıka basa dolu olsa bile mideniz ilk yapmak istedikleriniz bunlardır işte…

Sonrası mı isterseniz suyun gözü dediğimiz kıvrıla kıvrıla giden ve yaklaşık üç kilometre olan yere, "garmıyarın gözü’’ne doğru ve yeşilin her tonu ile sarmaş dolaş yürüyüş yapabilir, hatta bazen benim gibi karşı mahalleye de gidelim diye düşünüp, yolu kısaltayım derken ormanda kaybolup, bir hayli korkulu dakikalar yaşadıktan sonra, yolu çok çok uzatmış, her yeriniz dikenlerden çizilmiş olarak eve dönebilirsiniz. Nasıl anlatsam ki daha ya birsürü işimiz gücümüz var, bıktım sizin bu hırsınızdan diyerek, "işlerini görsem de bir nevi burunlarından getirerek":)) gittiğim ama ayın, yılın ya da haftanın bütün yorgunluğunu, stresini alan yeşilin, doğanın ruhuma yaptığı detox etkisini. "Detox du değil mi"? Bir de anti Aging var tabi… Yaşlanma karşıtı kremlere kozmetik ürünlere verilen addı değil mi? Sayfalarca yazsam sığmaz kısaca… O zoraki gittiğim bir günlük ziyaretin bana kattıklarını. Aslına bakarsanız ben toprakla uğraşmayı çok sevmiyorum. Belki de küçüklüğümden buyana çok uğraştığımdandır. Küçük kız kardeşim daha çok sever benden ama ben de kiraz toplamayı, şeftali, alma erik ya da armut toplamayı severim. Yaprağı her yanıma yapışan fasulyeyi de ehhh ama domates toplamayı hiç sevmem. Zira ağaçları çok büyük olduğundan her tarafın sarıya boyanır. Kesinlikle ve kesinlikle banyoya girmen, elbiseleri de yıkaman gerekir. Neyse ki; köye de çamaşır makinesi aldık da şimdi rahatız. Ama yeşil biber toplamayı çok severim. Ağaçları küçük, sevimli, hiç üstümü kirletmez. Cici biberlerim benim. :))

Yetsin mi gari be… Çünkü geldikçe geliyor aklıma. İşte bunca anlattığım köyümüzün, mahallemizin sadece bir bölümü diyebileceğim yerlerini çekmiştim geçtiğimiz ramazan bayramında. Bir iki ufak aile ziyareti de yapmış, bu ziyarette çocuklara şarkı da söyletmiştim. O videoyu internete atalı çok oldu, aslında akrabamızda olan o pırıl pırıl küçük kızı, "Atatürk çocuklarını" özel olarak kesip montajlayıp 23 Nisan da sizinle paylaşacaktım ama olmadı. Aklıma gelmedi, uçtu gitti açıkçası. Onun için biraz uzun olsa da hiç sıkılmayacağınızı düşündüğüm videomu sizlerle paylaşmaktan onur duyarım.

Lütfen bizi sevmekten, bize güzellik, iyilik, huzur vermekten başka hiçbir zararı olmayan ormanlarımızı, doğamızı koruyalım. Korunmasına yardımcı olalım. Herkesi doğa konusunda bilinlenmeye, bilinçlendirmeye çalışalım. Her sıkıldığımızda koynuna sığındığımız dağların aşkına.

Olur mu?

Sevgiler, saygılar, doğa ile barışık, son gideceğimiz yer olan toprağa aşık geçirelim günlerimizi. Her derdin dermanı doğadadır çünkü.

Aşk yarasının bile…

http://www.dailymotion.com/video/xatm32_ayryntyda-gezinmek-daylaryn-aykyna_lifestyle?start=3

Bu da; bu bloğu yazmama neden olan, değerli arkadaşım, can dostum, kendini ve yüzünü henüz görmesem de, yazılarından görebildiğim kadırla en az köyüm kadar güzel kalpli olduğunu düşündüğüm, Emine' min, Supçin' imin yazısı. Evet arkadaşlar. Eminem' in dediği gibi sarılalım kaleme ve kağıda döşenelim blogları doğa adına, güzellik adına, koynuna konacağımız ebedi istirahatnemiz toprak ananın dualarını almak adına. Ha... Ne dersiniz?

http://blog.milliyet.com.tr/Doga_icin_cal___/Blog/?BlogNo=243059

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

sevgili arkadaşım, bizim köyü anlatmışsın sandım bir an :) Tarlada bir kaç taşla kurulmuş ocağın üstünde pişen bol fasulyeli domates kavurması, yahut bol soğan biberle kavrulmuş domatesin içine boca edilmiş zeytinyağında kızarmış yuvarlak patateslerin lezzeti yayıldığı damağıma okurken :) Nasılda ağzım sulandı valla :) En kısa zamanda bir memleket yapmak farz olmuştur bana:)) sevgiler

ElçiNSevgİ 
 14.05.2010 9:30
Cevap :
E o zaman fazla erteleyip, kazaya bırakma demek düşer bize de arkadaşım. Afiyet olsun. :))  14.05.2010 12:20
 

500. blogun DOĞA için olması benim için ayrıca gurur verici ayrıntısını sevdiğim, güzel dostum... Nice bloglaraaaaa...

Emine Supçin 
 12.05.2010 11:42
Cevap :
Valla böyle bir çağrı olunca, önemli bir çağrı! planlar bozulmaya değerdi. Tursun duradursun du! ... :)) Sevgiler  12.05.2010 11:51
 

Nasıl teşekkür edeceğim sana? Öyle güzel anlatmışsın ki; bir an bizim aileyi anlatıyorsun sandım. Babanın sigara alışkanlığı hariç :) Benimki bıraktı sonunda, ağır astım yüzünden. :) Ve köy yolları, manzaralar, çocukların dili, videodaki her bir kare... Ufff! Çok güzeldi, çok! İyi ki varsın ve doğa için yazılmış bu güzel yazı ve videoya tekrar teşekkür ederim. İnan ki; çirkin insanlığın yüzünü gördükçe kaçacak yer arıyorum ve sadece dağlarım aklıma geliyor. Kaçacak bir yerimiz olsun diye doğaya sahip çıkmak gerektyiğini düşünüyorum. Sevgimle değerli dostum sana...

Emine Supçin 
 12.05.2010 11:40
Cevap :
Haklısın. İnsanlarımız canavarlaştı, insan olmaktan çıktı. Belki de doğa ile olan ilişkileri azaldığındandır. Ne dersin? Onun için bize kaçaçak yer bıraksınlar. Bırakmaları için elimizden gelenin en fazlasını yapmalıyız. Yoksa kalanlar da gidebilir. Hiç kuşkunuz olmasın. Asıl ben teşekkür ederim Emine' m. Bana bu güzellikleri hatırlatma, yazma fırsatı, vesilesi yarattığın için. Doğa için çalışan, didinen genç arkadaşlarımız bir kez daha tebrik ediyor, kutluyorum buradan. Elleri dert görmesin. Şu unutulmasın ki; Veysel' in de dediği gibi, bizim en sadık yarimiz, en son bağrına sığınacağımız yerdir doğanın anası kara toprak. Gözetilmeyi hak ediyor. Sevgiler  12.05.2010 11:50
 

eminim arkası gelir...saygılar....

blue_prince 
 12.05.2010 10:38
Cevap :
Gelebilür de, geşmeyebilür de. :)) Aslında önce de yazmıştım köy maceralarını. Sevgiler blue  12.05.2010 11:30
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 669
Toplam yorum
: 6100
Toplam mesaj
: 564
Ort. okunma sayısı
: 1470
Kayıt tarihi
: 19.01.07
 
 

Bir on dört mart sabahı güneş henüz arz-ı endam ederken üzeri yongalarla kaplı, küçük pencereli, ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster