Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

25 Şubat '07

 
Kategori
Haber
Okunma Sayısı
414
 

Doğal değil mi?

Doğal değil mi?
 

–Adalet Bakanı ve hükümet sözcüsü Cemil Çiçek " Türk aydını iki yüzlü " demiş. –

Düşündüğünü açıkça söyleyemeyen, yapmak istediğini rahatlıkla gerçekleştiremeyen herkes iki yüzlüdür. Düşünce ve düşündüğünü ifade etme özgürlüğü, bu yüzden çok önemlidir.

Çocuklar, doğal olarak aklından geçen her şeyi, hiç çekinmeden söylerler. Elbette konuşmaya başladıkları ilk zamanda... Ve sakıncalı görülen ilk cümleyi kurdukları andan itibaren, en hafif şekliyle "sus!" komutunu duymaya başlarlar.

Büyüklerin istemediği şeyleri söylemek, çocuklara yapılan bir işkenceye dönüşür. Eğitilmeye en yatkın çağda oldukları için, kısa zamanda kime ne söyleyeceklerini, kimden neyi saklayacaklarını öğrenirler.

Annenin komşu gezmeleri babaya anlatılmaz, babanın hataları anneden gizlenir, ablanın kaçamakları rüşvet karşılığı aileye bildirilmez, ağabeyin mektupları küçük bir ücret karşılığı komşu kızlara taşınır.

Bütün gün evde çekiştirilen komşulara sokakta rastlandığında canciğer dost gibi davranılır. Giydiği allı morlu bir elbise için, aaa ne kadar da yakışmış diye övgü dolu sözlerle çeşme başında taltif edilen kızlardan biri, topluluktan ayrılır ayrılmaz, yerin dibine batırılacak kadar tenkit edilir.

Dedikodu, gıybet, konu komşuyu çekiştirme, orada olmayanın aleyhine konuşma, sohbetlerimizin ve toplantılarımızın temel muhabbeti olmuştur.

Bahçeye kaçan topu alabilmek için, bütün mahallenin nefret ettiği adama yağ çekmek sıradan bir davranıştır.

Okulda müdür, askerde komutan, işte patron, insan özelliğini bir tarafa bırakıp sadece rütbesi, mevkii, parası, gücüyle maiyetindekini ezip geçerken, haklılığın hiçbir işe yaramadığını farkeden herkesin yapması gereken tek şey, isabet buyurdunuz efendim demekten başka bir şey olamaz.

Tanıdığı, dayısı, arkası olmayanın işe giremediği, kariyer yapamadığı, başarının, kabiliyetin sıfır değere eşit sayıldığı bir ortamda, yüksek lisans yapmak, bunu bitirmek, doktorayı kazanmak doğal şartlarda mümkün mü? Hayır...

Asistanlık, aylarca, hatta yıllarca hocanın çantasını taşımakla, o ne derse yapmakla, onun fikirlerini dahiyane bulmakla, onun düşüncelerinin dışına çıkmamakla devam eder ve başarılır.

Doçent olabilmek için oluşturulan komisyonda yer alması muhtemel bütün profesörlerin huyunu suyunu bilmek, onların tepkisine sebep olabilecek tek bir satır yazmamak, tek bir cümle kurmamak, tek bir fikir serdetmemek, bu dönemde uyulması gereken birinci ilkedir.

Doçent olmakla iş bitmez ki, bunun profesörlüğü de var. İkinci aşama bu badireyi de kazasız, belasız, hasarsız atlatmak üzerine planlar kurmakla geçer.

Tam da kendi konusuyla ilgili bir açık oturum, bir panel, bir sempozyum imkânı çıktığında, kendi fikrini ortaya koymaktan çok, jürisinde yer alacak hocaların bu konu üzerindeki görüşlerini tekrarlar o...

Ve beklenen gün gelip çatar. Savunduklarından çok, savunulması gerekenleri söyler sınavda… Evet sonuç olumludur, başarmıştır. Artık o da profesördür.

Yaş da kemale ermiştir artık. Bu yaşa kadar onu tanıyanlar, yazdıklarını okuyanlar, konuştuklarını dinleyenler, onun hakkında bir fikir sahibi olmuşlardır. Ne düşündüğünü, neyi savunduğunu, hangi gruba mensup veya yakın olduğunu herkes bilmektedir.

Bu saatten sonra, ey millet, şimdiye kadar söylediklerim hep eksikti, yalandı, yanlıştı, aslında ben şöyle düşünüyorum, deyip bütün kariyerini mahvedecek hali de yok ya…

Zaten bu süre içerisinde, o da artık söylemlerinin doğruluğuna inanmış, kendini şu veya bu akımın içinde hissetmeye başlamıştır bile… Nabza göre verilen şerbetten ortaya çıkan sonuç budur.

Eğer aydın denince aklınıza Prof. ünvanlı akademisyenler geliyorsa, benim ülkemin aydınları böyle bir ortamda yetişir.

Yazarlar, sanatçılar da var diye düşünüyorsanız, onların hali de akademisyenlerden farklı değildir.

Siz yazdığı yazı beğenildiği için hemen kitapları basılan ve satılan kaç yazar tanıyorsunuz? Resimleriyle hemen halkın gönlüne taht kurup bu işten para kazanabilen kaç ressam var? Besteleri gönüllere doğru akıveren bir müzisyene kucak açmış kaç prodüksiyon firması var? Kaset doldurmayı arzu eden binlerce kişi içinde bu fırsatı yakalamak kimlere nasip oluyor?

Bir yerlere gelmek için herkes iki yüzlü olmaya mecbur ediliyor. Bu şekilde eğitiliyor, bu şekilde öğütülüyor. Ortaya çıkan hamurun dimdik ayakta durmasını beklemeye ne hakkımız var?

Biz omurgalı, kişilikli insanların güvenli duruşunu yerle bir etmek için elbirliğiyle uğraş veriyoruz. Güvensizlik, kişiliksizlik, iki yüzlülük tohumunu onlara biz atıyoruz, ellerimizle besliyoruz, biz büyütüyoruz, biz yönlendiriyoruz, böyle olmalarını biz istiyoruz.

Sonra da onlardan farklı bir tavır, şahsiyetli bir davranış bekliyoruz, öyle mi?

Olmaz arkadaşlar, olmaz, olamaz… Aydınlar da bu ülkenin insanları… Aynı suyu onlar da içiyor, aynı havayı onlar da soluyor, aynı yoldan onlar da geçiyorlar. Sonucun böyle olması normal değil mi?

Zaten tersi olsa şaşmamız lazım. İki yüzlülük bizim milli hasletimiz…

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Aydını diğerlerinden ayıran en önemli özellik düşündüklerinin birilerinin işine gelip gelmediğini hesap etmeden kendini ifade etmesidir.. İki yüzlü olan aydın olamaz. Aydın olaylara sanatçı duyarlılığı ile yaklaşmalı ve zaten genelin üstünde bir uzak görüşlülüğe sahip olmalıdır..Bizde ise adının hakkını verebilecek aydın sayısı çok azdır..Okur yazar vbb takımının sadece okur yazar olduğunu ançak aydın sözcüğünün içini doldurduğumuz zaman anlamsız tartışmalarda sona erecektir..

Necati TÜFEKCİ 
 01.03.2007 18:08
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 859
Toplam yorum
: 1414
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 956
Kayıt tarihi
: 21.06.06
 
 

Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi ve İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunu, ekonomik..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster