Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

25 Mart '07

 
Kategori
Kişisel Gelişim
Okunma Sayısı
3546
 

Doğan Cüceloğlu, Ölümle Değişim, Hıncal Uluç ve yanlışlar

Doğan Cüceloğlu, Ölümle Değişim, Hıncal Uluç ve yanlışlar
 

Ölümü düşünmeden yaşamak güzel de..

Ünlü anekdottur..
- Yaşamınızın son saati olduğunu bilseniz, kimi arardınız?..
- ??????
- Peki ne duruyorsunuz o zaman?..
Zeynep Saçkırk'ın yolladığı satırları okurken aklıma geldi birden.. Zeynep kendi notlarını mı yollamış, internetten mi derlemiş, ya da Cüceloğlu'nun kitaplarından da nakletmiş, bilmiyorum.. Ama önemli..
Ölümle çok iç içe yaşadığım bu günlerde, yaşamı nasıl durmadan, nasıl anlamsızca ertelediğimizi bir daha düşündüm.. Sonra dedim ki..
"Bu Cüceloğlu'nu mümkün olduğu kadar fazla insan okumalı.. İşin bana düşen kısmı, bana gönderilen notu, size nakletmek..

Hıncal Uluç'un yazısı böyle başlıyordu. Bir pazar sabahı bir gazete köşesinde bu yazıyı görmek gerçekten üzücü. Zira pazar günleri sabahı insanlar için keyif aldıkları bir zaman. Uzun kahvaltı, yavaş dokunuşlar ve sohbet, televizyonda br kovboy filmi seyretmek ve Hıncal Uluç'un yazısı. Yazının devamında ise Doğan Cüceloğlu'nun bir seminerde anlattıkları. Bunları okuduğunuzda ayarınızın ve keyfinizin bozulması sonucunu ortaya çıkarabilir, pazar günü sabahı.

Doğan Cüceloğlu'nu tanıyoruz. Kişisel gelişimin Türkiye'deki öncülerinden biri. Aşağıda anlattıkları ise artık Kişisel Gelişiminden vazgeçip bir tarikat şeyhinin söylediklerine yakın şeyler söylemeye başlaması artık yaşlandığını ve ölümü düşünmeye başladığını gösteriyor. Daha öncesinde tavır koymak ve hayır demek konusunda hiçbir şey söyleyemeyen Doğan Cüceloğlu şimdi ise kişilere ölümü düşündürterek bilgi aktardığı kişilerin daha kolay yönetilmesini da sağlamaya çalışıyor. Bu anlamda kendisine Yaşam koçu yerine Öbür Dünya koçu diyebiliriz.

Peki, Hıncal Uluç bu yazıyı neden köşesine almıştır. Bunu almasının nedeni kendisinin de ölümü düşünmeye başlaması olabilir ya da insanlara ölümü düşündürterek tavır koymalarını engellemeye çalışması olabilir. Ancak kendisi için şanssızlık olduğunu söyleyebiliriz.

Doğan Cüceloğlu'nun konuşmasını aşağıdaki şekilde vermiş Hıncal Uluç. Yazının altına da bir yorum eklememiş.

Doğan Cüceloğlu'nun eğitimindeki katılımcılarla bir konuşmasından:
Doğan Cüceloğlu: Arkadaşlar, aranızda ölümcül hastalığı olan var mı?
Bir katılımcı: Allah'a şükür, hocam, bildiğimiz kadarıyla yok.
Cüceloğlu: Ne güzel! Peki, bana, istisnasız tüm insanların, yani altı milyar insanın da başına geleceği garanti bir şey söyler misiniz?
Cevap neredeyse otomatik olarak çıkar: Ölüm.
Cüceloğlu:
Gerçekten de ölüm tüm insanların başına geleceği kaçınılmaz olan tek şeydir. Doğum da tüm insanların başına kesinlikle gelmiştir, ama bundan sonra başa gelmesi kesin olan tek şey ölümdür. Başka hiçbir şey insanların tümünün başına gelmeyecektir. Peki, madem öleceğimiz garanti, bu benim ölümcül bir hastalığım olduğunu göstermez mi?
Katılımcılar burada sessizce, başlarıyla onaylamaya başlar. Öleceğim belli ise benim ölümcül bir hastalığım olduğu da açıktır...
Cüceloğlu: Peki, ne zaman öleceğimizi biliyor muyuz?
Katılımcılar: Hayır
Cüceloğlu: Bu saniye içinde olma olasılığı var mı?
Bir katılımcı: Var.
Cüceloğlu: Yarın?
Bir katılımcı: Evet.
Cüceloğlu: 30 yıl sonra?
Bir katılımcı: Olabilir.
Cüceloğlu: Peki bunlardan hangisinin sizin başınıza geleceğini biliyor musunuz? Mesela bu akşam eve sağ salim varacağınızı nereden biliyorsunuz?
Sınıf sessizce dinlemeye devam eder. Çünkü genellikle yaşama böyle bakmamışlardır.
Cüceloğlu: Peki bir de tersini düşünelim, bu akşam eve döndüğünüzde, bu sabah evden çıkarken sağ salim bıraktıklarınızı sağ bulma garantiniz nedir? Var mıdır böyle bir garanti?
Bir katılımcı: Yoktur Hocam.
Cüceloğlu: Peki nereden biliyoruz az sonra telefonun çalmayacağını ve evdekilerden birinin az önce öldüğünün bize söylenmeyeceğini?
Katılımcılar burada rahatsız olmaya başlar.
Bir katılımcı: Hocam konuyu değiştirsek?
Cüceloğlu: Ama en yalın ve açık gerçek üzerine konuşuyoruz, biraz daha devam edelim bence. Peki, acaba bunu dün gece bilseydiniz, yani evde akşam birlikte olduğunuz kişilerden birinin yarın ölüm günü olduğunu bilseydiniz, o zamanı aynı dün gece olduğu biçimde mi geçirirdiniz? Yoksa farklı şeyler mi yapardınız?
Bir katılımcı: Kesinlikle çok farklı geçerdi Hocam.
Cüceloğlu: Şimdi sizden rica ediyorum, lütfen bir an arkanıza yaslanın, gözlerinizi kapatın ve bu sabah evden çıkarken evde bıraktıklarınızdan birinin gerçekten öleceğini düşünün, dün akşamınızı nasıl geçirirdiniz? Aynı iletişim mi olurdu? Onunla aynı konuları mı konuşurdunuz? Aynı konular, tartışma ya da gerginlik yaratır mıydı? Yoksa önemsiz hale mi gelirdi? Bu sabah evden çıkarken, bu son görüşünüzde ona ne derdiniz? Onun boynuna sarılmakta tereddüt eder miydiniz? Çok sıkı sarılmaya mı, aynaya mı vakit ayırırdınız? Ona, yüreğinizin derininden gelen bir "Seni gerçekten çok seviyorum" demeye ne gerek var diye düşünür müydünüz? Onun ölecek olması sizin ona duyduğunuz sevgiyi yoğunlaştırmaz mıydı?
Burada bazı katılımcılar ağlıyordur. Belli ki dün akşam yaptıklarından bir kısmının ne kadar anlamsız olduğunu şimdi fark etmişlerdir.
Cüceloğlu: Şimdi gözlerinizi açabilirsiniz, acaba kaç tartışmamızı bu kadar gereksiz biçimlerde yapıyoruz, kaçı gerçekten yaşamda karşımızdakinin varlığından daha önemli, hangilerinde "Şimdi kalbini kırdım, ama zaman içinde ben ondan özür dilemesini bilirim" diye kendi kabuğumuza çekilip tartışmaları donduruyoruz. Yarattığımız kırgınlıkları tamir etme olanağımız gerçekten var mı? Buna zamanımız gerçekten kaldı mı?

Bu yazılanları okuduğunuzda kendinizi nasıl hissediyorsunuz? Herhalde katılımcılarla aynı duyguları yaşayıp kendinizi rahatsız hissetmenizin normal olduğunu söylenebilir. Ancak anlatılanların ortaya çıkaracağı sonuç Doğan Cüceloğlu'nun anlattıklarından çok uzak noktalara ulaşacaktır. Böylece kişiler kendilerini kötü hissedecekler, evde bıraktıklarının her an öleceklerini düşünecekler, tavır koymaları veya hayır demeleri gereken yerde "ölebilir" diye düşünerek tepki göstermekten vazgeçeceklerdir. Dahası her an ölebilirim diye düşünmeye başlayıp büyük ölçüde pasifleşmeye başlayıp bir müddet sonra ölüm korkusu duymaktan ötürü hiçbir şey yapamaz hale gelecekledir.

Bunun adına kötünün kötü ile tedavi edilmeye çalışılması diyebiliriz. Kötünün kötü ile tedavisi olmaz, olursa bile sonuç daha kötü olacaktır, normal olarak. Kanser hastalığını yaşayan birine daha kötü bir hastalığı örnek vererek onu rahatlatmaya çalışmanın hiçbir yararı olmadığı gibi onun söylenen hastalığı da düşünmeye başlaması sağlanacak ve o hastalığın da kendisinde çıkma ihtimali ortaya çıkacaktır.

Bütün bunlar Doğan Cüceloğlu'ndaki gelişim sürecin sona erdiğini anlatmaktadır. Bu noktadan itibaren ne kendisine ve nede başkalarına katkıda bulunması zor hale gelecektir. Bir seminerinden sonra sorulan bir soruya vermesi gereken cevap yerine anlattığı hikaya dikkate değer.

Doğan Cüceloğlu'na seminer sonrasında bir kişi şu soruyu sorar. "Doğan Bey, neden 6 ay Türkiye'de 6 ay Amerika'da yaşıyorsunuz? Türkiye'de neden sürekli yaşamıyorsunuz?" Doğan Cüceloğlu "ben cevap yerine size bir hikaye anlatayım" der ve anlatmaya başlar.

Köyde yaşayan uyuz bir köpeğe hiç kimse bakmaz ve köpeğin de uyuzu giderek artarmış. Köpeğe hiç kimse de dikkat etmezmiş. Bir gün bu köye bir Amerika'lı aile gelir, yerleşir. Yerleştikten sonra uyuz köpeği görürler ve bakmaya başlarlar. Günler geçtikçe köpeğin uyuzları kaybolur, tüyleri parlar, normal kilosuna kavuşur. Köpek güzelleşmektedir ve köylüler de köpeğin ne kadar güzel bir köpek olduğunu anlarlar.

Amerika'lı aile köyden ayrılacaklardır ve köpeği de birlikte götürmek isterler. Fakat köylüler güzelleşen köpeğin götürülmesine izin vermezler. Amerikalı aile köyü terkeder ve köpek kalır. Bir kaç ay sonra köpek zayıf, uyuz ve yaralı haline geri döner. Doğan Cüceloğlu kendisini dinleyen bir kaç kişiye bakar ve "İşte ben bu yüzden Türkiye'de sürekli yaşamak istemiyorum" der.

Kendisi için böyle bir metaforik hikaye anlatabilen bir kişisel gelişimcinin Türkiye'de sürekli yaşamaya başladıktan sonra yukarıdaki ölümlü cümleleri dinleyenlerine söylemesi çok da anormal değil. Daha fazla da bir yorum yapmanın gereksiz olduğunu düşinüyorum.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Halkın psikolojisine katkıda bulunmaya çalışan(!) programlar yapan, bu amaçla(!) bir sürü kitap yazan Doğan Cüceloğlu'nun kensini uyuz bir köpekle eşleştirmesi bana göre kendi psikolojisinin klinik bir durumda olduğunu gösteriyor.

zekiye gökas 
 22.01.2009 15:16
 

Eric Fromm kökenli "kişisel gelişim"kitaplarına hiç bir zaman itibar etmemişimdir. Çünkü o koca koca kitapların içinde dişe dokunur anlamlı hiç bir şey bulamazsınız. Tek söyledikleri "birbirinizi sevin" dir. Verimlilik seminerleri ve daha bir çoklarını da çok sıkıcı ve sahte bulurum. Oysa insan her türlü duygusuyla insan... Size bu konuda katılıyorum... Selamlar..

vakayinüvis 
 26.03.2007 15:17
Cevap :
Yorumunuza teşekkür ediyorum. Hepimiz bir çok tecrübeyi ve bağlı olarak bir çok duyguyu yaşıyoruz. Değişim konusunda yapılabilecek, yazılabilecek çok şey varken, bunun en sert bir biçimde aktarılmaya çalışılması, "Hayat Bayram Olsa " şarkısı ile özdeş. Önemli olan hoşumuza gitmeyen şeylere hayır diyebilmek ve hayata karşı tavır koyabilmek. Yoksa karşı tarafı anlayalım ona göre davranalım dediğinizde farkında olmadan manipülasyon süreci başlıyor ve kurtulana kadar "Truman Show"'daki model de yaşanıyor. Farkedilinceye kadar tabii ki. Değişim önermeyen ve bu konuda bilgi aktarmayan modellerin hepsi yönetilmeyi kolaylaştırıyor ve kişiyi Orhan Gencebay şarkılarının pasifleştirdiği gibi pasifleştiriyor, "Batsın bu dünya'nın tepki göstermek isteyenleri pasifleştirdiği gibi.  26.03.2007 20:22
 

Sayın Cengiz bey.Doğan Cüceloğlu ve Hıncal Uluç la ilgili yazınızı okudum ve üzüntü duydum.Ağrınıza giden Pazar sabahı ölümün düşündürülmesi mi yoksa başka bir şey mi tam anlayamadım. Sizin yazılarına ve eğitmenliğine çamur attığınız insanlar topluma uzun bir süre hizmet ediyor olan aydınlar bir çok insanın kişisel gelişiminde ,kelime dağarcığının artmasında tabiri caizse 'bir parça tuzu'olan insanlar.(Siz kendi katkılarınızı anlatın.) Unutmayalım ki hayata karşı pozitif olmak olayların negatif tarafını görmemizi engellememeli.Sevgili Hocam Doğan Bey'İn yaptığı 'Herzaman güzellikleri olumlu yönlerle açıklama yerine farklı bir açıdan ele almış olması.Bu anlamda desteklenmesi. Yazınızda 'kötünün kötü ile tedavisi olmaz' demişsiniz ama unutmayalım 'zehirin ilacı panzehirdir.Pisliği gideren sabunlar atıklardan oluşan maddelerdir. Olumlu düşüncelerle beslenmenin ,kişisel motivasyonu artırmanın temelinde sevgi ve değer vardır.Lütfen verilen mesajları kişiselleştirip emeklerini harcamayın

sinberbengül 
 26.03.2007 10:23
Cevap :
Gülsüm Hanım, Ben de bu yazıyı okuduğumda hem pazar günü olmasından ve hem de ölümle değişim önerisinden rahatsız oldum. Doğan Cüceloğlu'nun emeklerine saygısızızlık etmek istemem ama "Inner Child" kavramının "İçimizdeki Çocuk" tercümesinin de yanlış olduğunu düşünüyoruö. Aynı Şekilde "Kirlenmek Güzeldir" ve "Yollar sizin oyun alanınız" sloganlarının da yanlış olduğunu düşündüğüm gibi. Keşke böyle bir bilgi aktarımında bulunmasaydı. Ben de bu anlamda bu yazıyı keyif alarak yazmadım.  26.03.2007 12:52
 

hala başucumda. bUradan takip edebilmek de güzel sizi. Hıncal Uluç'un yazısını dün ben de okudum. Ve Doğan Cüceloğlu'nun önerdiği şekilde yaşadığımı düşündüm. Çok sahte geldi bana her şey nedense. Zaman demek ki, bazı olaylara öncülük eden kişileri de verimsizleştirebiliyor. Ancak bunun hepimiz için geçerli olduğunu düşünüyorum. Zaman içinde ne yaparsak yapalım insan bir yerlere gelip duracak galiba. Yerini arkasından gelenlere bırakmak için. Sevgiyle ve saygıyla Hocam.

Deniz 
 26.03.2007 10:18
Cevap :
Mesajınıza teşekkür ederim. Bilgi üretmek, bilgi aktarmak, kaynakları kullanmak, yapılanların önemsenmesi farkında olmadan zihinsel sınırlar oluşturabilir. Bu anlamda hepimizin ne kadar dikkatli olması gerektiği bir kez daha ortaya çıkıyor. Olmak mı değişim mi sorusuna benim verdiğim cevap hep değişim oldu.  26.03.2007 12:55
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 15
Toplam yorum
: 44
Toplam mesaj
: 8
Ort. okunma sayısı
: 4598
Kayıt tarihi
: 22.06.06
 
 

Duyular, duygular, kullanılan dil ve davranışlar arasındaki bağlantıları inceleyen NLP konusundak..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster