Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

04 Ekim '11

 
Kategori
Kültürler
Okunma Sayısı
1093
 

Doğdum, uyumuşum. Uyandığımda büyümüştüm !

Doğdum, uyumuşum. Uyandığımda büyümüştüm !
 

Blog başlığıyla sevgili Şebnem Aybar'ın da kulaklarını çınlatmış olduk! Şu bir gerçek ki bu bedendeki ömrümün artık son bölümündeyim. Yaşadığım kadar daha yaşayamayacağımı biliyorum. Ama yaşamı seviyorum diye çığlıklar attığım da söylenemez. Bana göre şu yaşam bir hamilelik dönemi ve ölüm de yeni bir yaşama doğuş! Ömrümün ilk bölümünde yaptıklarımın üzerinden geçiyorum bir süredir. Dünyanın dört bir köşesine işaretler bırakıyorum. Kitaplar, öyküler, şiirler yazıyorum; fotoğraflar çekiyorum. Olabildiğince çok ben bırakmaya çalışıyorum geleceğe. Nasıl ki bu yaşamımda pırıl pırıl görünür bir insanım, ruhum yeni bir bedene geçtikten sonra da görünür kalmak istiyorum ki zincir rahatça takip edilebilsin, benim izlediğim o zor ve yıpratıcı yola sapılmasın!

Dün yine bir itirafta bulundum kendime. Aslında yeni değildi. Zaman zaman dudaklarımdan dökülen, hep yüreğimi burkan, karnıma sancılar sokan bir itiraftı.

Ben hiç genç olmadım !

Oysa yirmili yaşlarımda da ben hiç çocuk olmadım dediğimi hatırlıyorum. Bir zamanlar Rus sporcuların olimpiyatlara hazırlanışı gibi dayak aromalı askeri rejim altında bir çocukluk geçirdim. Mutlak başarı şarttı. O başarıya ulaşıldı; ama pahası ağırdı. Benim oğlum ise o pahayı ödemek zorunda kalmadan başarılı oldu. Babamla benim aramdaki fark buydu.

Dilerim seksenli yaşlarıma ulaşabilirim. Ben harika yaşlandım diyebilmeyi çok istiyorum.

Demek gençlik böyle bir şeymiş derken aslında tatmadığım duyguları bazen yanı başımda görmenin yarattığı şaşkınlığı dile getiriyorum!
Çünkü benim saçlarım hiç omuzlarımda olmadı.
Jöleleyip, göğe dikmedim.
Küpe de takmadım.
Bağrı açık gezmedim.
Pasaklı olmadım.
Sigara içmedim.
Babamın arabasını kaçırmadım.
Kıraathane köşelerinde bilardo oynamadım.
Sağcı ya da solcu olmadım.
Çete savaşlarına karışmadım.
Mitinglere katılmadım.
Nezarete atılmadım.
Bir futbol takımın peşinden koşmadım.
Orama burama dövme yaptırmadım.
Kara sevda çekmedim.
Sınıfta kalmadım
Okulu asmadım.


Böyle olunca da evde baba baskısı, okulda arkadaş baskısı arasında sıkışıp kaldım! Meğerse o hengâmede geçip giden gençliğimmiş! Peki, özlem mi duyuyorum bunlara, keşke yapsa mıymışım? Değil tabii ki; ama başarılı olmak adına ben birden büyümüşüm! Kızamık, Su Çiçeği, Kabakulak geçirmeden büyümek gibi bir şey bu! Kendimi bulma uğruna torbamı alıp yollara düştüğümde, saçım sakalım birbirine karıştığında ise çoktan otuzlu yaşlarıma veda etmiştim! Ama bugün saçlarım hâlâ kısacık, küpe takmıyorum, siyasi görüş naraları atmıyorum, sigara içmiyorum ve futbol denen acubeden de nefret ediyorum. Tabii ki kara sevda da çekmiyorum!

Son 30 yılda onlarca farklı dünya kültürü yaşadım. İnsanları, alışkanlıklarını, yaşam tarzlarını, ilişkilerini gözlemlemeyi severim. Şuradan-buradan insan manzaraları adı altında sizlerle de paylaşıyorum zaman zaman. Çoğunluğu beyaz tenli olan Avrupa ülkelerinde sarışın, yeşil gözlü bir İngiliz hurisini yanında koca dudaklı, ağır kokulu devasa bir zenciyle görebilirsiniz. Ne boyları boylarına ne renkleri renklerine ne de dudakları dudaklarına uymamaktadır; ama farklılık adına bir araya gelmişlerdir. Birlikte yapmaktan en keyif aldıkları şey ise bellidir. Sarışın güzelimiz akça pakça erkeklerle birlikte olmaktan sıkılmış, kara marsıkta karar kılmıştır. O farklı bir kadındır, diğer renkdaşlarında olmayana sahiptir. Avrupalı erkekler de esmer kadınlardan hoşlanır. Erkeğini elinden kaçırmak istemeyen sarışın hatunlar da saçlarını simsiyah boyar, koyu renk lens takarlar. Komiktir bu görüntü. Aynı komedi bizim ülkemizde de vardır. Çoğunlukla siyah saçlı, esmer olan kızlarımız çakma sarışın olur, mavi lens takarlar; Kıvanç'a da taparlar. Çünkü o, Türkiye'de nadir bulunan bir erkektir. Sarışındır, açık renk gözleri vardır. Oysa Kuzey Avrupa'da metrekareye on Kıvanç düşmektedir. Neden Mısır'da, Ürdün'de, Arabistan'da Kıvanç çığlıkları atılmaktadır da İngiltere'de, Hollanda'da, İsveç'te adı dahi bilinmemektedir? Çok sevdiğim ve doğruluğuna inandığım Latince bir söz vardır;

Beati monoculi in regione caecorum - Körler ülkesinde tek gözlüler kraldır.

Sabiha Gökçen'de maviye uçmak için bekliyorum. Karşıdan gelen çifte takıldı gözüm. Erkeğin dağınık sarı saçları omuzlarına değmek üzereydi. Uzun boylu, yapılı bir gençti. Yabancı olduğu anlaşılıyordu. Üzerinde safari pantolon ve ayaklarında da postala benzer bir şey vardı. Sırtında da büyükçe bir çanta taşıyordu. Masmavi gözleri gülüyordu. Belki de yanındaki kara gözlü esmer kız o mavi gülüşü gri sanıyordu. Kızın sırtındaki çanta ise ondan büyük görünüyordu! Üzerinde yakasız bir tişört, hırka ve altında da şort, kalın çoraplar ve trekking botu vardı. Yani, altı kaval üstü şeşhâne'ydi. Cak cak çiğnediği sakız da görüntüsünü tamamlıyordu. Ama belli ki o bizim kızımızdı. Biri esmer, diğeri de sarışın özlemiyle birbirlerini bulmuşlardı. Belki de bir emesen-feysbuk arkadaşlığıydı. Arzulanan sinerji yaratılmış, görsel komediye seyirci aranıyordu! Yirmili yaşlarında olmalıydılar. Hemen yanı başıma geldiler. Oğlan sırtındaki çantayı tek hamlede çıkarıp yere attı. Kızımız da mı çantasını yere atacaktı yoksa çanta mı kızımızı, ben anlamaya çalışırken centilmen arkadaşı çıkarmasına yardım etti. Oğlan Alman İngilizcesi, kızımız da Türk İngilizcesi konuşuyordu. Alanya'da bir pansiyona gidiyorlardı ve oğlanın arkadaşlarıyla orada buluşacaklardı. Onca koltuk boşken, delikanlı yere oturdu ve sırtını çantasına dayadı. Kızımız da durur mu, hırkasını çıkarıp yere serdi ve erkeğin yanına uzandı !!

Demek ki gençlik böyle bir şeydi. Aykırı olmaktı; toplum kurallarına karşı gelmek, ben sizin dünyanızda yaşamıyorum mesajı vermekti. Bir de sarışın Avrupalıya şirin görünmek için ben de sendenim telaşı vardı ki kızımızın, en çok da buna üzüldüm! Oysa o -hırkasını serdiği- yere az önce tuvaletten çıkan ve ayakkabılarına idrar bulaşan Ahmet Amca basmıştı. Ondan önce de dışarıdaki kedi mokuna basan Ayşe Teyze!

Delikanlı, kahve alacağım diyerek uzaklaştı. Kızımız da etrafa bakınmaya başladı. O sırada telefonu çaldı. "Merhaba anniş! Havaalanına geldik. İyiyim, merak etme. Burcu da kahve almaya gitti. Tamam, kendime dikkat edeceğim ve her gün arayacağım seni." dedi, uzandığı yerde dikilerek!!

Hemen önümde sahnelenen yapmacık tiyatroya daha fazla dayanamayacaktım! Aslında umrumda olan gizli kaçamağı değildi.

"Benim de ömrümün yarısı yurt dışında geçti ve hâlâ da çoğunlukla orada yaşıyorum. Biliyor musunuz, aslında medeni olan bizleriz. Arkadaşınıza modern dünyada insanların yere değil, koltuğa oturduğunu, medeniyetin pis ayakkabılarla evin içine girmek olmadığını, giysilerin yere atılmadığını anlatabilirsiniz! Neden onun gibi olmaya çalışmaktansa onu bizim gibi davranmaya teşvik etmiyorsunuz? Eminim ki sokak kapınızın önüne hırkanızı serip oturmuyorsunuzdur!"

Bu konuşmamı ona bakmadan yaptım; ama bakışlarını üzerimde hissediyordum. O'na döndüm. Kor halini almış gözlerini benden ayırmadan bir süre sessiz kaldı ve sahnelediği dramanın beşinci perdesine yakışır tondaki cevabını patlattı !

"Sen kendi işine baksana!"

Haklıydı ve cümlesinin sonuna moruk kelimesini eklemediği için de şanslıydım! Annesinin cici kızı gerçek yüzünün beklenmedik sobelenişine içerlemişti. Oysa, canım gibi sevdiğim iki insan da onun yaşlarındaydı ve onlar da ben gibi birden büyümüşlerdi !!

Tencere yuvarlanır her zaman kapağını bulurdu !

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Efendim,başlıkta içerikte çok hoş.devamını bekler buldum kendimi.Yapmadıklarınız yüzünden gençliğinizi yaşayamadığınızı düşünmeyiniz,bence yapamadıklarınız değil,daha yapılacaklar varmış demeniz size bunu düşündürmüştür. Gittikçe artıyor,kapaksız tencereler:))neden farklı olmak derdinde gençlik, neden bu aykırık sevdası anlayamıyorum.herkesin bir döğmesi,herkesin bir küpesi,herkesin kopyalanmış tavırları hem güldürüyor.hem üzüyor:((benim içimde kalan ne vardır ki dedim.aklıma hiç bir şey gelmedi.ben biraz otçul mu yaşadım acaba? yada yolun yarısına gelince mi karıştım.güzeldi,hatta ben havaalanındaydım:)))gözlerim yollarda kaldı.kitabınızı beklerken:)))sevgiler...

Didem KANDEMİR 
 21.02.2012 19:41
Cevap :
Ya da tenceresiz kapaklar:) Öyle bir bloğum da var. Konu farklı gerçi ama okuyun bir ara isterseniz. Gençlerimizi bozan birçok neden var. Başta Internet ve TV geliyor. Anne-baba olmak da öyle zor ki günümüzde. Elinizden kayıveriyor evladınız, bir şey yapamıyorsunuz. Ama ben bu anlamda şanslı bir babayım. Teşekkür ederim Didem Hn. Sevgiler. http://blog.milliyet.com.tr/kapak-yuvarlanmis--tenceresini-bulmus--/Blog/?BlogNo=228013   21.02.2012 23:25
 

benimde kızlarım var ama böyle değiller ata bey.ana baba terbiyesiyle ilgili bu durum.slmlar

Kapadokyalı 
 24.11.2011 15:36
Cevap :
Evlatlarını tanrı sana bağışlasın. Hepsi çok hanım kızlar. Teşekkürler, sevgiler.  24.11.2011 16:26
 

80 yaşındaki sizin akılsız dediğiniz kimseler dünya seyahati yapıyorlar.

Kerim Korkut 
 11.11.2011 5:17
Cevap :
İyi de Kerim Bey, bunu diyen ben değilim ki; sizsiniz:) 9 Kasım tarihli yorumunuzda "80'li hatta 100'lü yaşları görebilirsiniz diyorum. Reçete belli: Akıllı olmayacaksınız." diyen siz değil misiniz? Yani, 80 yaşını görebilmek için akıllı olunmaması gerektiğini söyleyen siz değil misiniz? Ben de, "80 yaşını görebilmek için aptal (akıllının tersi) olacağıma, akıllı bir insan olarak 60'ımda ölmeyi yeğlerim." demişim.   11.11.2011 19:28
 

İnsanların yaşamlarında her şekilde davranmaya hakları vardır.Yaptıklarının doğruluğuna yanlışlığına biz karar veremeyiz.Hatta bize göre yanlış şeyleri de yapabilirler.Benim değerlendirmem kendime göredir.20 yaşında değilim ama gencim.50 li yaşlar siz hayatın sonu olarak görseniz de bana göre ömrün yarısıdır.Benim hayat anlayışım böyledir.Size uymaması sorun değil.Siz de bana uymayın nolur ki.Aynı hızardan çıkmadık ya.Örneğin o kadar harika yazılar yazıyorsunuz ki dünya görüşünüz farklı olsa bile önemli değil.İyi,kötü,yanlış ,hatalı dediğimiz şeylerin çoğu bize göre öyledir.Size göre yere oturmak,dövme yaptırmak,küpe takmak vs aptallıktır.Bana göre ise farklılıktır.80 yaşında aptal olmaktansa 60 yaşında akıllı biri olurum diyorsunuz.Hayatın gerekleri konusunda akıllı davranmak önemli.Zevkler ve yaşamın güzellikleri konusunda akılı bir yana atıp yüreğinizle gönlünüze göre yaşamalısınız.Bu benim fikrim tabii ki.60 yaşında akıllı yaşayanlar genellikle duvar dibinde oturuyorlar.

Kerim Korkut 
 11.11.2011 5:16
Cevap :
Ellili yaşları ben hayatın sonu olarak mı görüyor muşum:)) Bilakis, "Dilerim seksenli yaşlarıma ulaşabilirim. 'Ben harika yaşlandım' diyebilmeyi çok istiyorum." demişim! Blogumu tekrar okudum ama dövme yaptırana, küpe takana aptal dediğimi de göremedim!! Başka bir blogda mı gördünüz acaba!! Öyle yorgunum ki şu hayatta, oturacak bir duvar dibi bulsam inanın oturacağım:) Gülümsettiniz beni şu yaban diyarlarda:)) Sağolasınız Kerim Beyciğim. Sevgiler.  11.11.2011 19:41
 
Toplam blog
: 462
Toplam yorum
: 8320
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 1148
Kayıt tarihi
: 07.03.09
 
 

Ne güzel bloglar yazdık, ne muhteşem dostluklar kurduk; onlar kaldı baki... ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster