Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

09 Ocak '13

 
Kategori
Felsefe
Okunma Sayısı
536
 

Doğruculuk mu, esneklik mi ?

Doğruculuk mu, esneklik mi ?
 

Çocuklarımızı nasıl yetiştirmeliyiz?  Daha ziyade doğrucu mu yoksa daha ziyade esnek mi? Bir önceki yazımda ODTÜ’nin efsanevi hocası Muhan Soysal’ın bir yazılı sorusundan bahsetmiştim.  Muhan Hoca kürsünün yanına bir sandalye koyar; yazılının sorusu, “bu sandalye neden burada değildir”. Yüz tam not alan öğrencinin cevabı, “hangi sandalye?” dir, hani, “ne sandalyesi  yav, orada sandalye mi var ki” gibisinden. Muhan Hoca bu soruyu boşuna sormamış, hayatta bir çok defa böyle durumlarla karşılaşıyoruz.

Soru, “orada sandalye var mı yok mu” değil. Soru gerçek nedir, işin doğrusu nedir, o da değil. Soru soran sizden sadece sandalyenin orada olmadığını açıklamanızı istiyor. Soru soranın sizden istediği, beklediği bir cevap var, o cevabı en iyi şekilde vermenizi  istiyor.

İş hayatında bir çok defa böyle durumlarla karşılaşmışımdır. Böyle bir durumu çok güzel anlatan bir anektod dinlemiştim. Patron,  genel müdür alacak, adaylara basit bir soru soruyor, iki kere iki kaç eder? Adayların çoğu  4 diyor, kimi beş diyor, kimi başka şeyler söylüyor, sonra adaylardan biri patronun kulağına eğiliyor ve “efendim siz kaç etmesini isterdiniz” diyor, patron da onu işe alıyor.

Bir avukatın görevi nedir? Doğruyu savunmak mı yoksa müvekkilini beraat ettirmek mi veya müvekkilinin en az cezaya çarptırılmasını sağlamak mı? Tabii ki müvekkilinin beraatini veya en az ceza yemesini sağlamak. Savcının ki de bunu tersi. Doğruyu bulmak hakimin görevidir. Hayatta genellikle sizden hakim rolü oynamanız istenmez. Doğruyu zaten herkes bilir veya bildiğini sanır veya herkesin doğrusu birbirinden farklı olabilir. Popüler olmak istiyorsanız avukat veya savcı rolü oynamalısınız.

Benim neslim veya en azından ben hem aile içinde hem de ilk okul, orta, lise ve hatta üniversitede hep doğruları savunmak üzere yetiştirildik. Doğruları savunmanın meziyet olduğu, fazilet olduğuna inandırıldık. Belki doğrusu budur ama doğrucu davutluktan ne kadar zarar ettim, ne kadar fırsat kaçırdım, sonradan ne kadar pişman oldum bilemezsiniz. Aile içinde ve okuldayken doğruları savunmaktan pek zarar görmeyebilirsiniz. Ama iş hayatı öylemi ya? Hiç de öyle değil. Hele hele patronunuza karşı doğruları savunmak çok tehlikeli ve çok zararlı olabilir.

Hadi daha açık söyleyim. Bu yaşa geldim, doğruları savunmanın büyük bir meziyet olmadığını gördüm. Önemli olan olumlu olmak, yapıcı olmak. Neden biliyormusunuz? Bazen doğru bildiklerinizin aslında doğru olmadığını sonradan görüyorsunuz,  anlıyorsunuz. Bazen sizin doğrularınızın patronunuzun doğrularından farklı olduğunu sonradan görüyorsunuz. Bazen doğruluktan fedakarlık ederek daha faydalı, daha olumlu sonuçlara ulaşılabildiğini görüyorsunuz.

İş hayatını bir kenara bırakalım, gelelim özel hayata, insan ilişkilerine. Hadi kız arkadaşınıza doğruyu söyleyin ve yeni aldığı pantolonun poposunu daha büyük gösterdiğini söyleyin bakalım. Bir daha sizin yüzünüze bakmayabilir. Veya yeni yaptırdığı saçın, veya yeni boyattığı saçının kendisine hiç yakışmadığını söyleyin. Eğer kızlara karşı başarılı olmak istiyorsanız doğruculuğu unutun gitsin, hiç bir şansınız kalmaz. Sadece kızlara karşı değil, erkek arkadaşlarınıza, akrabalarınıza, dostlarınıza karşı da. Hele patronunuzun yanlışlarını, doğru da olsa asla yüzüne söylemeyin. Arkasından da söylemeyin, mutlaka kulağına gider. Hem itiraf edeyim ki doğruculuğun içinde bir miktar kabalık, bir miktar patavatsızlık, bir miktar da dangalaklık vardır çogunlukla.

Sonuç : Esnek olmak, olumlu olmak, nazik olmak, yapıcı olmak, insanları bozmamak, morallerini bozmamak, terslememek, bazen susmak, bazen az konuşmak, sabırlı davranmak, her zaman değilse bile çoğu zaman doğruculuktan daha isabetli, daha faydalı ve sizi daha başarılı yapacak, sonuca götürecek meziyetler.

Gine mi doğruculuk yaptım acaba? Ah bu kafam! Hiç akıllanmayacak…

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

biraz esnemişsiniz galiba :)

savas barka 
 09.01.2013 16:52
Cevap :
:)  09.01.2013 17:34
 

:) Son ifadeniz aslında düşünmenin temel bir paradoksuna işaret ediyor. Doğrulardan kaçınalım sözü doğruysa, bu sözün doğru mu yanlış mı olduğu içinden çıkılmaz bir paradoks oluyor. Ama bir şekilde hayat analitikle değil pratikle devam ediyor. Yazınızda bence iyi bir noktayı vurguluyorsunuz, doğruculuk, aslında tam bir kütlük olabilir, çünkü doğru dediğin tam da yanlış olabilir, ve aslında cahillik, yanlış bilineni doğru sanmak ve bunda ısrar etmektir. Doğruculuk da aslından bundan o kadar da farklı mıdır? Yazınıza şunu ilave etmek isterim.. Doğrucu olmaktansa, bazı defektleri atlayarak yapıcı olmak gerçekten işe yarar, ve aslında tek başına hiçbir şey ne doğrudur ne yanlıştır. Süreç, içindeki parçaların işe yarar ya da yaramaz olduğunu belirliyor. Daha önemli olan bütün, parça değil; gibi bir düşünce

Erdal Aydın 
 09.01.2013 12:51
Cevap :
katılıyorum... teşekkürler..  09.01.2013 15:36
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 321
Toplam yorum
: 178
Toplam mesaj
: 8
Ort. okunma sayısı
: 903
Kayıt tarihi
: 10.03.11
 
 

Okullar: TED Ankara Koleji, ODTÜ, Bogaziçi Üniversitesi (Master) İş Hayatı: Philips, Anadolu Endü..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster