Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

25 Şubat '08

 
Kategori
Haber
Okunma Sayısı
830
 

Doğruyu, doğru öğrenmek lazım

Doğruyu, doğru öğrenmek lazım
 

Arkadaşlar aranızda Anayasa'nın 10. maddesini bilmeyeniniz var mı?

Anayasaya ve anayasa değişikliğine rağmen türbanlı öğrencileri üniversiteye almaktan imtina eden rektörler olduğu haberini görünce, bu soruyu sormamız ve cevaplamamız gerektiğini düşündüm.

Çoğumuz eminim ki tam olarak bilmiyoruz, ama bildiğimizi zannediyoruz.

Bunun için önce "Bilgi"nin ne olduğunu irdelemekte bile fayda var. Bilgi, kurallardan yararlanarak bir veriye yüklediğimiz anlamdır. Günlük hayatımızda komprime olarak bize sunulan milyonlarca bilgi var. Bunların hangisinin doğru, hangisinin yanlış olduğu konusunda nasıl bir ayırım yapacağız?

Biz genellikle sevdiklerimizden ve yakınlarımızdan aldığımız bilgileri hep doğru kabul ederiz. Bir de o âna kadar bizde oluşmuş kanaatlara uygun bulduğumuz bilgileri de doğru zannederiz.

Oysa bilgi bilimle bağlantılı aynı kökten gelen bir kelimedir. Bu durumda kendi muhakeme ve mukayeselerimizle, tecrübelerimizle elde ettiğimiz bilgiler daha değerli ve daha doğru olma şansına sahiptir.

"Doğru"nun da zaman zaman göreceli olabileceğini kabul edersek, doğru bilgi elde etmek o kadar da kolay değildir.

Bütün bunların yanında üç beş gün önce duyduğum bir söz, bu konuda beni daha da farklı düşündürdü. Çok basit, ama çok anlamlı olan bir söz: "Doğruyu, doğru öğrenmek lazım."

Evet, doğruyu doğru öğrenemediğimiz için, doğru varsayımıyla bir kanaat üzerinde oturttuğumuz bütün önermelerimiz, teklif ve tenkitlerimiz de yanlış oluyor.

Şimdi gelin hep birlikte anayasanın 10. maddesini -eski haliyle- bir okuyalım:

ANAYASA MADDE 10. – Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasî düşünce, felsefî inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir.

Buna herhalde hiçbirimizin itirazı yok değil mi?

Şimdi Anayasamızın diğer maddelerine bir göz atalım:

ANAYASA MADDE 24. - Herkes, vicdan, dinî inanç ve kanaat hürriyetine sahiptir.

ANAYASA MADDE 25. - Herkes, düşünce ve kanaat hürriyetine sahiptir.

ANAYASA MADDE 26. - Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir.

Şimdi Anayasanın 10. maddesine yeniden dönelim.

Bir insan anadili neyse onu mecburen konuşacak, değil mi? Hele başka dil bilmiyorsa, bütün meramını bu şekilde anlatacak. Biz konuştuğu bu dilden dolayı, onun, Türk, Kürt, Arap, Laz, Çerkez, Alman, Fransız, Çinli vs. olduğunu anlayacağız mı, elbette anlayacağız.

Fakat ona, konuştuğu bu dilden dolayı kanun önünde eşit muamele yapmaktan aslâ geri kalmayacağız.

Bir Türk'ü Kürt'ten, bir Alman'ı Avusturyalı'dan, bir İsviçreli'yi Hollandalı'dan belki ayırt edemeyebiliriz. Ama bir Çinli'yi, bir Japon'u, bir Kızılderili'yi, bir zenciyi, yani farklı ırktan olduğu rengiyle ve her şeyiyle belli olan bir insanı, birbirine karıştırmak tabii ki mümkün değil....

Fakat biz o insana, mensup olduğu bu ırktan ve renkten dolayı kanun önünde eşit muamele yapmaktan aslâ geri kalmayacağız.

Belli bir yaşa gelmiş çocuklar bile kadınla erkeği ayırt edebilirler. Biz de kadınla erkeği nerde olsa birbirinden ayırırız. Ne kadar giyimini, kuşamını benzetmeye çalışsa da, travestileri veya üçüncü cinsleri bile bir görüşte hepimiz anlarız.

Fakat biz bu insanlara, sahip oldukları cinsiyetlerinden dolayı aslâ kanun önünde eşit muamele yapmaktan geri kalmayacağız.

Şimdi geldik siyasi düşünce, felsefi inanç, din ve mezhep meselesine....

Kanun önünde eşitliğin teminatı olan Anayasa maddesine göre, açıkça belli olan dil, ırk, renk ve cinsiyet farklılıklarını hepimiz normal karşılıyoruz. Onlara "gidin bu farklılığı yok edip gelin" demiyoruz, diyemiyoruz. Fakat insanların yine diğer Anayasa maddelerine göre sahip oldukları inançlarını belli eden işaretleri taşıdıklarında, onlara kanun önünde eşit muamele yapmaktan kaçınıyoruz.

Dini gerekçeyle türban taktığını söyleyen birine yasa dışı olarak diyoruz ki, "Sen bu halinle bir dine mensup olduğunu belli ediyorsun, ben sana eşit davranamam, seni kısıtlamam lazım." Böyle bir anlayış olabilir mi?

O kişi zaten herhangi bir dine veya inanca mensup olduğunu belli etmiyorsa, ona bizim eşit davranmak için bir şey yapmamız gerekmiyor ki... Tam tersine kanun, bu insanın belli bir dine mensup olduğu bilindiği halde ona eşit davranılması güvencesini veriyor.

Biz karşımızdaki kim olursa olsun, suç işlemediği sürece herkese eşit muamele göstermeye mecbur olduğumuz gibi, suç işleyenlerin hepsine de -kim olursa olsun- eşit cezayı vermeye mecburuz.

Değerli okuyucular. Burada söylemek istediğimi anlamayan var mı?

Biz anayasal hakkını kullanarak vicdan, din ve inanç hürriyeti olan insanların, bu inançlarını belli etmelerine, yani yasal haklarını kullanmalarına imkan vermiyoruz, onlara kızıyoruz, onları cezalandırıyoruz.

Ve "kanun önünde eşitlik ilkesini yanlış anlayıp yanlış yorumlayarak" hepimiz diyoruz ki, özellikle de Anayasa değişikliğine rağmen "ben türbanlıları üniversiteye almam" diye ısrar eden rektörler diyorlar ki:

"Sen benim karşıma, yani üniversiteye, dini bir sembol taşımadan, hangi inanca sahip olduğunu, hangi düşünceyi benimsediğini farkettirmeden gel. Ben senin ne olduğunu anlamayayım, seni kendim gibi zannedeyim ki, sana eşit davranayım.

Eğer düşünceni, inancını belli edersen, kusura bakma ben sana eşit meşit davranamam, seni üniversiteye alamam, senin okumana imkan sağlayamam, anayasa manayasa da dinlemem."

Sizce de öyle demiş olmuyorlar mı?

Arkadaşlar! Bu kadar açık ve net bir durum karşısında sorunu hâlâ din ve laiklik kavramlarıyla, ya da Ek 17. maddeyle çözmeye, daha doğrusu anayasal bir hakkı kısıtlamaya çalışıyorsanız veya öyle olsun istiyorsanız, o başka bir şey.

Zaten bugünkü Ek 17. maddede buna aykırı bir durum yoktur. Meşhur ek 17. madde de şöyledir: "Yürürlükteki kanunlara aykırı olmamak kaydı ile; yükseköğretim kurumlarında kılık ve kıyafet serbesttir."

Bu madde mecliste ele alınır, bunun için gereken bazı yasal düzenlemeler yapılır ve bazı sınırlamalar, yasaklar getirilir, o ayrı bir konu.


Ancak bugünkü mevcut durumun açıklaması budur ve yapılan yanlış da ortadadır.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

asa koyucuların koyduğu yasalar.Anayasa ve bu yasalara göre yaşamak zorunluğu.peki kim biliyor ki bu maddeleri .Bilsek hepimiz hukukçu olurduk.ama bilmediğimiz maddelerin içinde bilerek yaşamaya çalışıoyoruz.aman canım şimdi de oturup hukuk çalışalım .Zaten maddeleri bilen uyduruyor kılıfına bilmeyen netsinki ..Bildiğin gibi hoca deyip çarığının burnuna gidiyor.Saygılar ..

ütopik 
 28.02.2008 21:27
Cevap :
Yasaları hukukçular bile birbirine 180 derece zıt şekilde anlayıp yorumlayabiliyor. Böyle bir memlekette yaşıyoruz. Bu bir açıdan hayatımızın ne kadar zor geçtiğini anlatan güzel bir örnek. Diğer taraftan ise, herkesin bu kadar bir konu üzerinde farklı yelpazede görüşler sergilemesi, -azıcık cılkı çıkmış gibi görünse de- demokrasiyi son kertesine kadar yaşadığımızı gösteriyor. Xamanla her şey daha iyi olacak. Katkılarınız için teşekkür ederim. Selam ve saygılarımla...  28.02.2008 23:02
 

Doğru sizin dediğiniz şey işte yasaları kendi kafamıza çıkarımıza göre kullanmak. Buna doğru denir bu ülkede sizde doğru yöndesiniz Ahmet Bey sizin kayığınız önde gidiyor nasıl olsa. Yasaları iyi inceleyin bu arada anayasa denen şey bir iki madddeden oluşmuyor. Başka maddelerde de tam tersi yazıyor. Bizim anayasa zaten çok kalabalık bir ifade metni yenilenmesi lazım. Siz hemen AKP yeniliyor diyeceksiniz ama daha kapsamlı, daha insancıl ve siviltoplum örgütlerinin görüşleri alınarak hazırlanmalı. İnsan sevgisi konusuna gelince orda kimin ne kadar insan sevdiğine siz karar veremezsiniz üstat. İnsanları sevenler sahte özgürlüklerden yana yer almazlar, siz de seviyorsanız insanları bırakın özgür olsunlar. Ama erkeler özgür olsun değil bu yazdıklarımın anlamı kadınlarda özgür olsun. Siz bunu pek sevmiyorsunuz ama neyse...

Murat Aydemir 
 26.02.2008 10:40
Cevap :
Ben size yazdığım yorumda keşke yanlışları söyleseydiniz de düzeltme imkanı bulsaydık dedim. Benim yazdıklarımın hepsi doğru demedim. Ben 10. maddeyi okuduğum zaman bunu anlıyorum diyorum, siz de bana ben öyle anlamıyorum, şöyle anlıyorum demelisiniz. Siz kızarak "doğru sizin dediğiniz şeydir" diyorsunuz. Ayrıca benim kayığım yok ki önde gitsin, bunu da nerden çıkardınız? Türban takmak isteyen bir öğrencinin üniversiteye bu şekilde gitme özgürlüğüne niçin karşı çıkıyorsunuz? Bunun sahte olduğunu nasıl biliyor ve nasıl karar veriyorsunuz? Farkındaysanız sizin de kendinize göre doğrularınız var. Üstelik özgürlük adına kısıtlama ve yasaklamadan yana. Ben sırf özgürlük adına bu hakkı destekliyorum ve aynen sizin gibi, bırakalım insanlar özgür olsunlar diyorum ve yine anlaşamıyoruz, garip değil mi? Halbuki, "Şu andaki yasalara göre türbanlı kızlar üniversiteye girebilir, bu özgürlük onların demokratik hakkı, ama ben buna karşıyım, istemiyorum" diyebilseniz, bu daha samimi ve inandırıcı olur  26.02.2008 13:22
 

Değerli Ahmet YILMAZ Bey, Bilirsiniz; Bir bilginin geçerli olabilmesi, onun doğru olması ile mümkündür. Peki, doğru nedir? Bir bilginin doğruluğunun ölçümlenmesi (kalibrasyonu) mümkün müdür? Yoksa bir bilginin doğruluğu Ayşe Hanımın, Şevket Beyin anlayışına göre değişebilir mi? Öncelikle bir bilginin doğru olabilmesi; en az üç temele dayanmasına bağlıdır. 1)Bilgi, Olabilme ihtimali taşımalıdır. 2)Bilginin doğruluğu (taraflarca) kabul görmelidir. 3)Bilgi, ilgilisine, ilişkilendirilebilmelidir. Bilgiler, canı isteyene göre "doğru" özelliğini kazanmamaktadır. Üşenmesek de, biraz farkı kaynaklardan araştırma yapabilsek, aslında hepimizin doğrularının bir yolda yürüdüklerini görebileceğiz. Hürriyet; bağımsızlıktır. İrade; kişinin değerlerine göre hareketidir. Düşünce hürriyeti; Değerlerine göre düşünebilme, Din hürriyeti; Değerlerine göre davranabilmektir. Ülkemizde bunlar var mıdır? Bunların tartışılmasının yerine, dere kenarında taşlarla oynanmaktadır. Sağlıcakla kalınız.

Canmehmet 
 26.02.2008 10:34
Cevap :
Elbette dediğiniz gibi doğru bilgi herkesi aynı yöne sevkeder. Kimini sağa kimini sola savurmaz. Biz dha çık kanaatlerimizi "bilgi" olarak algılıyoruz. Bir yerde soyut imgelerle oyalanıyoruz. Hepimizin kafasında canlanan şey farklı. Ne çapı, ne hacmi, ne ağırlığı, hiçbir şeyi birbirine benzemiyor, benzemez de tabi... Oysa somut kavramlara yönelebilsek, imgeden simgeye geçebilsek, fikirlerimizde birbirine 180 derece zıt bu kadar sapmalar olmayacak. Ama bunun için çalışmak ve mücadele etmek şart. Hiçbir şey kendiliğinden olmaz. Katkınız için teşekkür ediyorum. Selam ve saygılarımla...  26.02.2008 13:32
 

Bildiğiniz gibi türbanla üniversiteye girip okuyan kız öğrencilerin nedense açık olanların kapanmasına sebep olacağından ve ileride bunların okudukları branşlarda iş yapmak istemelerinden korkuluyor. Bu biraz niyet okuma ve biraz hayali bir korku. Her şeyden öce başını kapayan herkesi "cumhuriyet düşmanı" görmek yanlış. Cumhuriyet düşmanlığı yapan olursa gereken cezayı verirsiniz. Hukuk olayların sonucuyla ilgilenir. Bir insana başka bir insanı soymayı, hatta öldürmeyi düşünüyor diye ceza veremeyiz. Ancak eylem gerçekleşirse hukuk devreye girer suç ve ceza bağlantısı kurulur. Oysa biz türbanla üniversiteye girecek öğrenciye potansiyel suçlu gözüyle bakıyoruz. Suç zaten başın kapalı olması. Ben yasalara göre bunun böyle algılanmaması konusundaki görüşlerimi anlatmaya çalıştım. Aynı öğrenci başını kapıda açıp girdiği zaman tehlike ortadan kalkıyor (mu?). Bu paranoya derecesinde gereksiz bir korku değil mi? Umarım elbirliğiyle peşin hükümsüz yaklaşımlarla sorunu çözeriz. Teşk. slm. sayg

Ahmet YILMAZ 
 26.02.2008 0:51
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 859
Toplam yorum
: 1414
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 947
Kayıt tarihi
: 21.06.06
 
 

Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi ve İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunu, ekonomik..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster