Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

06 Temmuz '09

 
Kategori
Dünya
Okunma Sayısı
1927
 

Doğu Türkistan'da 140 ölü ve Çin'de demokrasi!

Doğu Türkistan'da 140 ölü ve Çin'de demokrasi!
 

Çeşitli Türk devlet ve hanlıklarının merkezi olan Doğu Türkistan’ın barış dönemi 1759’da Çin Mançu İmparatorluğu’nun işgali ile son buldu. O günden bu yana 200’den fazla ayaklanmaya sahne olan Doğu Türkistan’da Uygur Türkleri üç kez de bağımsızlıklarını kazanma şansına erişti. Bölgede en son kurulan özgür Doğu Türkistan Cumhuriyeti’nin toprakları 1949 yılında Çin kuvvetleri tarafından resmen işgal edildi.

O günden bugüne Doğu Türkistan’da büyük acılar yaşanıyor. Ne yazık ki kendinden gördüğü ırkdaşlarına dahi asgari demokratik birey haklarını sunma yeteneğinden yoksun olan Çin devleti Doğu Türkistan Türklerine de milyarı aşan nüfusunun diğer bileşenleriyle benzer bir tavrı ağırlaştırılmış bir biçimde yıllardır reva görüyor.

En son Uygur ayaklanması sonuçlandığında Çin polisi arkasında, 141 ölü, 816 yaralı bıraktı. Bu olay şu ya da bu şekilde tetiklenmiş olabilir. Bugün Doğu Türkistan'daki tabloyu yalnız bu olay kapsamında açıklamak doğru olmaz, fakat bizim için, Çin Devleti’nin toprakların stratejik ve yer altı değeri de ele alınarak değerlendirilmesi gereken tuhaf işgal sürecinin sonrasında ısrarlı bir baskı altında tuttuğu, askere kolay kolay almadığı, pek iş vermediği, kültürel haklarını, dini hürriyetlerini akıl almaz oranlarda kısıtlayıp ezdiği Doğu Türkistan Türklerinin neler yaşadığını, neler yaşayabileceğini ve neler yaşamaya hazırlandığını hatırlamamız bakımından bir aracı olabilir.

Çin'i anlamamız bakımından da...

Ülkemizde insanların çoğu demokrasiye meraklı, istiyor, seviyor, ancak demokrasinin ne demek olduğunu, gerçekten ne kadar güzel ve önemli bir şey olduğunu kavrama konusunda sıkıntılarımız olduğu için siyasi düşüncemizin de türlü aksaklıklarla şekillenebildiğini görüyoruz.

İşte Çin…

Demokrasinin değerini bize çok iyi anlatabilecek ülkelerden biri…

Çin’de Çinli Han asıllısından Türk asıllısına, insan hayatının zerre kadar değeri yok.

İnsan emeğinin zerre kadar değeri yok.

İnşaat işinde çalışan işçi para babalarının ihmalkarlığı yüzünden çatıdan düştü öldü, kimseden hesap soramazsın.

Polis tarafından sokakta bir köşede ya da karakolda biri işkenceyle öldürüldü, hesap sormazsın.

Beş kuruşa, tacizlere, hakaretlere uğrayarak aç bilaç barakalarda yatıp kalkarak çalışır, hakkını isteyemezsin, vatandaşsın, ‘bu yanlış’ diyemezsin, devlet istediği gibi vurur kırar, işkencenin aklın alabileceği bütün yöntemlerini uygular, seni kobay olarak kullanır, kimyasal teste tabi tutar, üzerinde biyolojik araştırma yapar, bireyin devlet karşısında hakkı yoktur, sen birey değilsindir, senin demokratik birey olarak bir değerin yoktur, ne dirin ne ölün kaale alınır, yapılanların hiçbirine bir şey diyemezsin.

Sen demokratik olmayan bir ülkede Amerika’daki beyaz bir Amerikalının devletinden beklediklerini bekleyemezin.

İngiltere’deki İngilterelinin, Fransa’da bir Fransızın, Almanya’da bir Almanın, Türkiye’deki bir Türkün, Japonya’daki bir Japon’un devletinden gördüğü muamele rüya bile olamaz senin için. Demokrasi yoksa eğer sen tamamen özgür, hatta “süper güç” adayı bir ülkede devletinden kendine karşı yaşam boyu ancak Amerikalıların Iraklılara, İsraillilerin Filistinlilere yaptığını biraz aşan bir muamele beklersin…

Demokrasinin kıymetini bilmenin nasıl bir zorunluluk olduğunu hızla görmeli, siyasi aklımızı ülkece artık kesinlikle bu doğrultuda şekillendirmeliyiz. Biz bugün bütün haklarımızı bulamasak da en azından hak arayabildiğimiz, daha iyiye varmaları yolunda siyasi yöneticilerimizi, bürokratlarımızı, milletvekillerimizi, polislerimizi, askerlerimizi eleştirebildiğimiz bir ülkede yaşıyoruz. Böyle bir ülkede yaşamanın ne demek olduğunu, bize kattığı değerleri bundan asla geriye doğru değil, hep ileriye doğru hareket etmemiz gerektiğini bilmeliyiz.

Ben hiçbir halka kırıntı halinde bile bir düşmanlık duymam. Halkları ve dolayısıyla devletleri belli kalıplara sokan ve onlara belli roller yükleyen tarihsel ve sosyolojik gerçekleri çözümlemeye çalışırım.

Büyük kesimi tarımla uğraşan veya yeni yeni şehir fabrikalarında tutunmaya çalışan, okumamış, teknolojik devrimle tanışmamış, hem ulusal kapitalizm, hem bürokratlar sultası, hem de uluslararası emperyalizm tarafından emek yoğun sektörlerde inim inim inletilen Çin halkının da yeni geçtiği kapitalizm içinde zorunlu olan bir farkındalık sonucu zamanla hak arama biçimlerinin gelişmesini, sömürü insanından birey insana atlayıp daha demokratik bir devlet oluşturmasını bekliyorum. Elbette tüm unsurları için belli hak ve özgürlükleri, belli yaşam standartlarını en azından kapitalist normları zorlayarak sağlayabilen bir devlet... İşgal ettiği topraklardan o toprakların demokrasisi için gerektiğinde çekilmeyi bilen bir devlet…

Kendi içinde demokrasiye sahip Amerika’nın uluslararası ilişkilerdeki ‘demokrasi’ yaklaşımını yüz yılı aşkındır gördük, biliyoruz. 1.3 milyarlık, dünyanın en büyük ekonomilerinden, fakat kendi içinde demokrasisi olmayan bir Çin’in o zamana kadar Doğu Türkistan bölgesi dahil ondan bol bol üzücü haber alacağımızı tahmin etsek de Amerikan emperyalizmine özendiği bir dünya yerine demokratikleştiği bir dünya bekliyoruz.

Not: Anti-demokratik yapısı içerisinde Çin halkının, hatta bürokratlarının gayet mütevazı hayatlar yaşadığı, bu hayatların demokratik tüketim çılgını ülkelerdeki insanların tüketim savrukluğuyla kıyaslandığında mecburen de olsa ciddi bir erdem taşıdığı malum, çevre felaketleri ve savaşlarla harap olmasını istemediğimiz bir dünyada tüketim alışkanlıklarıyla demokrasi arasındaki bağın ciddi bir sorunsal teşkil ettiğini, Çin’in kalkınarak demokratikleşmesinin demokratik Amerika benzeri ahlaksız bir tüketim anlayışıyla birlikte gerçekleşmemesi gerektiği, Çin ve diğer Asyatik ülkelerin sonsuz bir aşağılamaya tabi tutulup Batı modelinin de pek çok yönden çok fazla büyütülmemesi gerektiği de malum ama bu başka bir tartışma, başka bir zamanda anlatılmalı…

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

Bu blog Milliyet.com.tr sitesinden 629 kez görüntülenmiştir

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 155
Toplam yorum
: 200
Toplam mesaj
: 20
Ort. okunma sayısı
: 2559
Kayıt tarihi
: 22.06.07
 
 

İsmim Burak Çapraz. Yaşım 26. Buraya başladığımda 21'dim. Öğrenciyim. Bir okul bitti ama hala öğr..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster