Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

22 Ağustos '06

 
Kategori
Çocuklar ve ilkler
Okunma Sayısı
975
 

Doğuda bir akşam yıldızı

1997 yılının Nisan ayında Ankara’dan İstanbul’a göç ettim. Meslek yaşamıma İstanbul’da devam edecektim artık. İlk büromu Galatasaray’da Meşrutiyet Caddesinde tutmuştum. Akşamları eve gitmek için otobüse bindiğim durağın adı Ömer Hayyamdı. Daha önceleri Ömer Hayyam adı sadece tam okumadığım rubaileri ve şarabı çağrıştırıyordu. Bunun ötesinde bu ismin çağrıştırdığı başka bir şey yoktu bende. Tabi birazda olsa bu bilge adamı tanıdıktan sonra, onu tanımakta geciktiğim bir hayıflanma yaşayacaktım.

İlk zamanlarda nedense bu durak adı hep aklıma takılırdı. Kendi ismini bir durağa veren kişinin bildiğimden de daha önemli bir kişi olabileceğini içten içe hissediyordum. Bu hislerimin doğruluğunu anlamak için aradan yaklaşık iki yıl gibi bir zamanın geçmesi gerekti.

İnsan hayatını düşünürken insanların arkasında, geçmiş adında değişmez tek bir çizgi bıraktıklarını düşünürüm. Kimi bu çizgiyi kalın, kimi de görülemeyecek kadar ince çizer. Ama yinede herkesin çizdiği bir çizgisi vardır. İnsanların yaşarken önlerinde onları birkaç yolun beklediğini(tercihler) ama insanların bu yolları geçmiş denen tek çizgiye indirerek yoluna devam ettiklerini düşünürüm. Yaşam denen şeyde geçmişte gelen yolları teke indirme faaliyetidir. Tabi gelecekteki alternatiflerin seçiminde ne kadar özgür olup olmadığımız sorusu benim kendi payıma cevabını veremeyeceğim bir sorudur. Fakat gelecekteki alternatiflerin seçimi konusunda kendimi şanslı saydığım zamanlar olmuştur. Bu şansa vereceğim güzel örnek de Ömer Hayyam’ı birazda olsa tanımaktır.

Ömer Hayyam’ı tanıma serüvenimi bunun ötesinde ayrıntılara girerek anlatmayı gereksiz buluyorum. Bu konuda derin araştırmalar yapanların hoşgörüsüne sığınıp zamana damgasını vuran Yıldızların Efendisi’nin (1) bende bıraktığı izlerin bir fotoğrafını çekmek istiyorum kendimce.

11. yüzyılın sonu ve 12. Yüzyılın başında, Selçuklu egemenliğindeki İran’da zamanın Selçuklu iktidarıyla ilişkisi olan üç efsanevi kişi vardır.(2) Bu üç kişini aynı okulda okuduğu rivayet edilmektedir. Bunun tartışması bir yana, ilginç olan bu üç efsane kişinin hayata karşı tutumlarıdır. Bu üç ayrı tutum şu örnekleme ile anlatılabilir.

(...) Üç arkadaş, İran’ın yüksek yaylalarında geziniyordu. Karşılarına bir pars çıktı. Yeryüzünün en vahşi yaratığı idi.

Pars üç adama uzun uzun baktı ve onlara doğru koşmaya başladı. Birincisi, en yaşlı, en zengin, en güçlü olanıydı. Haykırdı: ‘bu yörelerin efendisi benim, bana ait toprakları bir hayvanın alt üst etmesine asla izin vermem.’ Yanındaki iki av köpeğini parsın üzerine saldı. Köpekler parsı ısırdılar, ama bu onu daha güçlü kıldı. İki köpeği öldürdü ve sahiplerine saldırdı, kanının deşti. Nizamülmülk’ün kısmetine düşen buydu.

İkincisi kendi kendine: ‘ben bir bilim adamıyım, herkes beni sayar, neden kaderimi bir parsla köpeğe terk edeyim?’ dedi Arkasına dönerek savaşın beklemeden kaçıp gitti. O günden beribir mağaradan diğerine, bir kulübeden diğerine pars onu izliyor inancı ile dolaşıp duruyor. Ömer Hayyam'ın kısmetine düşen buydu.

Üçüncüsü bir iman adamıydı(Hasan Sabbah). Parsa ellerini açarak yaklaştı, gözleri hükmediyor, ağzı laf yapıyordu: ‘Bu topraklara hoş geldin. Arkadaşlarım benden zengindi, onları soydun; benden gururluydu, başlarını eğdirdin’ dedi. Hayvan dinliyordu. Büyülenmiş, yola gelmiş gibiydi. Üçüncü onu evcilleştirmeyi becerdi. O günden sonra hiçbir pars ona yaklaşmadı, insanlar ondan uzak durdu.(3)

Bu örnekleme ile bir siyasetçi, bir bilim adamı ve bir de asinin Yüksek yaylalar ile simgelenen iktidar karşısındaki ve bir parsla simgelenen iktidarı elde etme ve kullanma konusundaki tavırlarını ortaya koymaktadır.

Bir bilim adamı olan Hayyam kendi sorularıyla baş başa kalmayı tercih etmiş ve iktidar savaşlarından uzak durmuştur. Çünkü iddiası ve amacı daha büyüktür. Zamanın ötesine ışımaya kararlıdır. Çalışmaları bu amaç doğrulusundadır.

Sayısı tam olarak bilinmeyen bilimsel çalışmalarından ilgi çeken birkaç tanesi:

Çark-ı felek adlı rübaisine konu ettiği çalışmasında dünyanın yuvarlak olduğuna ve kendi etrafından döndüğüne işaret etmiştir. Rubai şöyledir; Bizi şaşkına çeviren bu çark-ı Felek/ bildiğimiz bir Çin feneri/ Güneş lambası evren ise gölgesi Bizde bulanık- dönüp duran yaratıklarız umursanmayan. Dünyanın yuvarlaklığı konusunda dönemin sultanı Melikşah ile sohbetleri vardır.(4)

Hayyam dünyanın yuvarlak olduğunu söylediği zaman ortaçağ Avrupa’sında bilim adamlarının buna yakın görüşlerden dolayı engizisyon mahkemelerinde “yargılanıp” öldürülmesine hayli zaman vardır.

Matematikte üçüncü derece denklemlerin çözümüyle Harezmi’yi aşmıştır. Ayrıca binom açılımlarının dördüncü, beşinci, altıncı ve daha büyük kuvvetlerini bulmak için bir yöntem geliştirmiştir.(5) Hiperbolün kullanılmasında da ustalaşmıştır.

Ve en önemlisi de güneş yılı hesabını kesinliğe yakın olarak –6.5 saniye hatayla- yapmasıdır. Bu çalışmaları sonucunda Melikşah’ın ölümüne kadar kullanılan ve onun adıyla anılan bir güneş yılı takvimi yapmıştır.(6)

Bunların yanı sıra sonsuzluk konusunu tartışma konusu yapması ve bu konudaki görüşleri onun doğu felsefesine önemli bir katkısıdır. Aşağıda anlatılacağı gibi sonsuzluk konusundaki yaklaşımı onun günümüze ulaşmasının önünde önemli bir engeldir.

Varoluşa ilişkin sorduğu sorulardan dolayı dinsizlikle suçlanmış ve zamanın ulemasının tepkisini çekmiştir.

Hacca gitmesi bilim ile inancın ayrılması gerektiği konusunda verdiği bir mesajdır. Tabi bilim adamı merakıyla hacca gitmek istediği sonucuna varanlar olabilir. Bence bu bir bilim adamının güncel tartışma olan laik dünya görüşüne önemli bir katkısıdır.

Zamanın genel geçer doğrularına eleştirel yaklaşması, onun günümüze ulaşmasını engellemek için dogmatik-bağnaz çevrelerin yoğun çaba sarf etmesine neden olmuştur. Ömer Hocanın günümüze ulaşmasını engelleme çabalarında epeyce başarılı olan bu çevreler, onun ışığının günümüze ulaşmasını engellemeyi başaramamışlardır.

Buluşlarının yanı sıra sorduğu sorularla da tarihe silinmeyecek damgasını vurmuştur. Gönlünce dönse de, bu dünyanın sonu ne?/ Okunup bitse de destanın, sonu ne?/ Yüz yıl dilediğince yaşadın diyelim/ bir yüz yıl yaşasaydın, sonu ne? Evet bu rübaisinde yaşamın nasıl geçtiğini önemseyenlere bin selam var.

Onun geçerliliğini bugünde koruyan; kendi zamanında olup bitenlere ilişkin şu değerlendirmesinden fazla konuşmayı artık gereksiz sayıyorum.

“Ayrıca, bazı sorunlarla karşılaştığım için bu konu üzerinde yoğunlaşmayı başaramadım. Bilim adamı sayısının azlığı konunu zorluğuna göre azaldığı için bu kıtlıktan çok etkilendik. Çağdaşlarımızın çoğu doğruyu yanlışlık karıştıran, hilekârlardan üstün kişiler olmayan yalancı bilim adamlarıydı ve sadece basit çıkarlar için bildiklerinin çok azını kullanıyorlardı. Doğruyu arayan, dürüstlüğe tercih eden ve en iyi özelliği yanlışı ve yalanı reddetmek olan-ihaneti ve ikiyüzlülüğü engelleyen- yetenekli biriyle karşılaştıklarında onu küçümsüyor ve alay ediyorlar.”(7)

Ömer Hocanın bu söylediklerinin ithaf (!) edileceği o kadar insan var ki... Hele hele bilim adamı kisvesiyle dolaşanlar. Bunlar olmuştur ve olacaktır da...

Ve o meyveli ağaç kimilerince hala taşlanmakta kimilerince de meyveleri usulca toplanıp yenmektedir...

Dipnotlar :

(1) Yıdızların Efendisi, H.Lamb Yurt Kitap-Yayın, Ankara 1999.

(2) Ö. Hayyam, H.Sabbah ve Nizamülmülk. Bu üçlünün aynı okulda okudukları ve gelecekte her koşulda birbirlerine yardım edecekleri konusunda yemin içtikleri ama Nizamülmülk’ün bu yeminin unuttuğu ve Selçuklu iktidarının hizmetine girmesinden dolayı H.Sabbah ile aralarında ihtilaf doğduğu söylenmektedir. Nizam daha sonra Sabbah’ın fedailerince öldürülmüştür.

(3) Semerkant, A. Maalouf Yapı Kredi yayınları İstanbul, Ekim 1998(16.Baskı)

(4) Lamb’ın adı geçen eseri.

(5) Bilim ve Ütopya dergisi Aralık 99-Sayı 66(Bu derginin ilgili sayısında Hayyamla ilgili 39 kitap ismi, Hayyamla iligili biyografik yazılar ile bilimsel çalışmalarını anlatan yazılara yer verilmiştir.)

(6) Lamb’ın adı geçen eseri.

(7) Hayyam Bütün Dörtlükler. Sabahattin Eyuboğlu çevirisi Cem Yayınevi İstanbul Ocak 1997.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

yazınızı bana yazdığınız yorum sonrası okudum ve beğendim. ömer hayyama olan ilgi yaşama nasıl baktığımızla yakından ilgili ama genetik etkenler de yok değil. dedem tıpkı hayyam gb sıkı bir şarap dostuydu. o da güzelliklere tutkulu ve haksızlıklara tahammülsüzdü. ayrıca tüm hayyam'ı tanıma ve sevme şansını elde eden bizler gibi tavlayı ve satrancı severdi. sizin de ellerinize sağlık, şarap rengi akabilen kanınıza sağlık.

sabiha 
 25.08.2006 13:47
Cevap :
Benim gibi kendini arayan, belki de bulan birisiyle sanal alemde de olsa tanışmak benim için kelimenin tam anlamıyla heyacan verici! Sizin ve dedeniz gibi insanlarla bu hayat güzel. Hayyam ve Hayyam gibilerini sevmeye ve arayıp bulmaya devam... Saygılarımla.  25.08.2006 13:56
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 3
Toplam yorum
: 5
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 976
Kayıt tarihi
: 23.07.06
 
 

Kendini arayan biriyim. Bulur muyum? Bilmem. Kendini arayanlarla işim var. Maksat hayat boş geçmesin..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster