Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

15 Nisan '14

 
Kategori
Kitap
Okunma Sayısı
2654
 

Doğunun batısı; Arapgir

Doğunun batısı; Arapgir
 

Arapgir


İnsanlar, doğup büyüdükleri, yaşadıkları yerin özelliklerini, güzelliklerini başkalarıyla, özellikle de hemşerileriyle paylaşmak isterler. Sıla özlemi çekenler, bu isteği benliklerinin derinliklerinde duyarlar. Doğduğu yeri yazmak da bu istekten doğmuştur. Doğduğumuz yerin havası, suyu, dağı, yaylası, otu tortu; bağı, üzümü, eriği, elması, kirazı; biberi, domatesi, salatalığı bir başkadır… Baharda bahçelerde açan mor menekşenin, taşların arasından başını gösteren nergislerin, çiçek açan iğdelerin kokusu insana yaşama sevinci verir. Bir kuş sesi, gülün rengi… Yüreğimizi titretir, düşlerimizi zenginleştirir. Aynı duyguları yaşayan A. Cengiz Sezer,”Doğunun Batısı Arapgir” adlı kitabının ön kapağında “Arapgirli olmak bir övünç kaynağıdır.”diyor. Arapgir, niçin “Doğunun Batısı”dır?  Bu sorunun yanıtını okurlara, Arapkirlilere bırakıyorum.Kitabın ilk sayfasını açıyorum.İlk sayfada Sezer’in, özgeçmişi ve ailesi yer alıyor.Bir memur ailesi Sezerler.Nevzat Sezer ‘in Abdulvahap Aydınlar’ la 1 Haziran 1954’te kurdukları “Arapgir Postası” altmış yıldır yayınını sürdürüyor.Yerel bir gazetenin altmış yılını doldurması büyük başarıdır.Yıllarca Arapgir’in gözü,kulağı ,sesi olmuştur bu gazete.

 

Kitabının ön sözünde şöyle diyor Sezer:

 

Bugüne kadar Arapgir hakkında çok araştırmalar yapıldığı, yazıldığı, İnternet sayfaları açıldığını görmekteyiz. İsminin nereden geldiği, tarihçesi hakkında doğru ya da yanlış görüşler ortaya atıldı.      Bu konularda doktora, yüksek lisans tezleri oldu. Amacım, bunları inceleyip sizlerle doğruyu bulmaya çalışmaktır.

 

Sezer,amacını gerçekleştirmek için Arapgir’le ilgili araştırmaları ,arşivleri incelemiş; kendine özgü sonuçlar çıkarmış,bu sonuçlara göre kitabını yazmış.Bu açıdan bakıldığında söylentilere,söylencelere göre değil,araştırma bulgularının ışığında bir yol izlediği söylenebilir.

 

Kitap,400 sayfa ve üç bölümden oluşuyor: Birinci bölüm,Kuruluş ve Tarihçe; ikinci bölüm, ekler; üçüncü bölüm KişiselAlbümünden Nostalji Esintileri yer alıyor. Kitabın temel içeriğini, Kuruluşve Tarihçe oluşturuyor. İkinci bölüm; Arapgir Kültür Derneği’nin kuruluşundan, İstanbul Arapgir Kültür Derneği kurucusu Prof.Dr. Afif Erzen’ in “Arapgir’in Kuruluşu ve Adı Hakkında”; ,Prof.Dr. Besim Darkot ’un Arapgir; Münir Gedikoğlu ’nun Arapgir Adlarının Kaynağı, Arapgir ’in İdari Tarihçesi; Fikri Yücel’in Arapgir Tarihi adlı çalışmalardan, araştırmalardan ve incelemelerden oluşuyor.

 

Arapgir’ in Adı

.

Bu ad, neden, ne zaman, kim tarafından verilmişse hep tartışma konusu olmuştur. Arapgir’i tanımayanlarla karşılaştığımızda, siz Arap mısınız? Sorusuyla karşılaşırız. Arapgirli ’nin Arap’la ne ilgisi olabilir? Ben, anlamakta zorlanıyorum. Anadolu’da ne anlamlı, sevimli nice yer adları var.

 

Sezer, konuyla ilgili kişilerin görüşlerini irdelemiş. Araştırma kaynaklarından yararlanarak konuya açıklık getirmeye çalışmış.Arapgir ’in ilk Çağdaki adı hakkında kaynaklarımızda bir kayda şimdiye kadar tesadüf edilmemiştir.

 

Ancak Arapgir ’in birer mahallesi olan Aynerge, Yerenge veSerse gibi adları milattan önce 3.bindeki eski Anadolu yer adlarından olmalıdır. Zira Antalya havalisine Perge ve Selge gibi eski çağ şehir isimleri bu hususta birer analoji (benzeşme)teşkil edebilir.(Prof. Dr. Afif Erzen, s.263–269) Sezer, Erzen ’in görüşünü paylaşmaktadır.(s.55) Erzen, Antalya’daki yer adı benzerliğinden yararlanarak bir ilişki kurmuş; ne var ki belirtilen yer adlarında Perge veSelge ‘deki gibi arkeolojik kalıntılara bugüne değin rastlanamamıştır. Erzen de yer adları benzerliğine dayanarak bir olasılık olarak ele almıştır.Diğer yazarların Arapgir ve tarihiyle ilgili görüşleri de çoğunlukla tarihsel belge ve kaynaklara dayanmaktan yoksun gözükmekte;bu konuda yeni araştırma ve incelemelere gereksinme duyulmaktadır.

 

Bilge Umar, İnternet sitelerinde, Fikri Yücel’in “Arapkir Tarihi”nde birçok yazar ve araştırmacılar tarafından isminin “Dascusa/Daskuza” olduğu ileri sürülse de bunun doğru olmadığı ortaya çıkmıştır. Ayrıca Arapkir’in Arabraka/Arauraka olamayacağını kesin sayabiliriz, demektedir.(“Türkiye’deki Tarihsel Adlar” kitabının ilgili bölümüne ek olarak konulmuştur).(s.50,51)

 

Arap(k)ir’in, Arap(g)ir olarak düzeltilmesi için kitabın yazarı Cengiz Sezer, konuyu, Metin Emiroğlu’ na arz eder. O da Sen, bir gerekçe hazırla, İçişleri Bakanlığı’yla görüşelim, der. Gerekçe metninin ikinci maddesinde,Arapgir ’in sonundaki “-kir” ekinin Arapça ve etnik bazı dillerde, müstehcen bir anlamı olduğu gibi dilbilgisi kurallarına da uymadığını; dilbilgisinde,”-kir” eki olmamasına rağmen “gir” eki vardır. Bu kelimeye egemenlik anlamı kazandırmadığını yazmaktadır, Sezer.(s.60)  Oysa”gir” ek değil, sözcüktür.”Girmek” eylemi, ”-kir” sonuna geldiği Arapkir adına “yakışıksız” bir anlam yüklemesine karşın ektir. Bileşik sözcüklerde sert ünsüzlerin benzeşmesi kuralı aranmamasına karşın bu kurala da uymaktadır. Sert ünsüzler, “f,h,s,ş,p,ç,t,k” den biriyle biten bir sözcük, süreksiz ünsüzle ”c,d,g”yle başlayan bir ek aldığında, bu ünsüzler sertleşerek “ç,t,k”ye dönüşür. Bu olayaünsüz benzeşmesi ya da ünsüz            uyumu                        denir:

 

Sofca <>ça, sabahcı <>çı, nergisde <>te, yavaşca <>ça, şaşgın <>kın, kitapcı <>çı, geçgin <>kin,  atgı <>kı, kayıkcı <>çı…

 

Bileşik sözcükler, ünsüz benzeşmesi bulunmaz: üçgen, dörtgen, beşgen, dikdörtgen, akbaba, Akdeniz, Kıehir, Neehir, Beypazarı, Hekimhan, Kemalpaşa… Arapgir’ in yazılışında olduğu gibi “ünsüz benzeşmesi” olan yer adları da vardır: Çanakkale, Kırıkkale, Başkale…

 

Bu konuda dilbilgisi yazarları da aynı görüştedir ve genel bir dilbilgisi kuralına göre “-kir”eki,”Arap”sözcüğüne, yakışıksız bir anlam yüklemesine karşın Arapkir sözcüğü,dilbilgisine uygundur.Ancak, Arapgirolunca adla eylemin birleşmesinden(Arap +gir) oluşan tümce biçiminde (“Arap gir.”biçiminde yazılırsa tümce oluşturur.) bileşik sözcüktür.Bu yapısıyla anlam kaymasına uğrayarak bir yer adı olmuştur.

 

“Gir” Sözcüğü “-kir” Eki:

 

Gir ( Farsça giriften ”tutmak” tan gir)  Sonuna geldiği sözcüklere “tutan, tutucu, alan, zapteden; yayılan, yayıcı “anlamı katarak Farsça yöntemiyle sıfatlar yapar:  afak-gir: Ufukları tutan.Âlem-gir: Âlemi tutan, âlemi zapt eden. Dâmen-gir:Etek tutan.Şöhret-gir: Şöhreti yayılan.Cihangir: ( Farsça cihan ve gir “ tutan” cihan-gir) Dünyayı zapt etmiş, hükmü altına almış.(Misalli Büyük Türkçe Sözlük)

Gir- “Girmek ”Eski Uygurcada, Divanü-Lügati’t Türk’te: kir- <> Türkmencede, Yakutçada:  ki: r- “Kirmek”  (Köken Bilgisi Sözlüğü)

—kir(-kir, -kur, -kür) Ses yansıtan ada gelir, eylem yapar: haykırmak, hıçkırmak, fışkırmak, sümkürmek… Bu ekle kurulmuş aksırmak, öksürmek, tıksırmak… Göçüşme adı verdiğimiz ks> sk seslerinin yer değiştirmesi olayına uğramıştır: aksırmak <>kırmak, öksürmek <>rmek, tıksırmak <>kırmak…(Terim Sorunları ve Terim Yapma Yolları, s.99)-kir ekiyle (-kir,-kür,-kur) biçiminde de ulanarak eylem türetir:fış-kırmak, hıç-kırmak, hay-kırmak…(Yeni Türk Dilbilgisi, s.224)

—kır (- kir,-kur,-kür) eki, ses yansıtan köklerden eylem gövdesi kurar: as-kır-, fış-kır-, hay-kır-,  tıs-kır-,  ös-kür-,  süm-kür…(Dilbilgisi, s.281)   Vecibe Hatipoğlu ,Türkçenin Ekleri” inde;Muharrem Ergin ”Türkçe Dilbilgisi”nde; Süer Eker,”Çağdaş Türk Dilbilgisi”nde aynı ekle benzer sözcükler türetildiğini belirtmektedirler.

 

Kir” sözcüğü “Herhangi bir şeyin ya da vücudun üzerinde biriken pislik ”olarak tanımlanmaktadır. (Türkçe Sözlük,Türk Dil Kurumu,2009)  Bu sözcüğün Arapgir’ in sonuna getirilmesi tüm Arapgirlileri rahatsız etmiştir. Ne var ki yöresel söyleyişte hep Arapgir kullanılmıştır. Yazılı kaynaklarda, geçmişte Arapkir  olarak kullanılması“ünsüz benzeşmesi “sonucudur. Bileşik sözcüklerde “ünsüz benzeşmesi” aranmaması dilbilgisinin genel kurallarından biridir.Bu nedenle de Arapgir olarak değişmesi, yerinde olmuştur.

 

Kuruluş ve Tarihçe

 

Bu bölümde,Arapgir’in coğrafi konumu,jeolojik yapısı ve Tarihçesi üzerinde durulmuş.Bu konuda ,kitabın bütününde Arapgir’le ilgili kaynaklardan, araştırma ve incelemelerden yararlanılmış.

 

Sezer, Fikri Yücel’in Arapgir Tarihi kitabını ekinde okura sunuyor. Fikri Yücel,Arapgir oldukça eski yerleşim yerlerinden biridir, demektedir. Doç. Dr. Erdal Karakaş,”Arapgir’in Kuruluşu ve Gelişmesi” adlı çalışmasında, Arapgir ’in tarihini, MÖ.5500–6000 Tarihine kadar götürmektedir.(Doğunun Batısı Arapgir, s.31–32)

 

Prof. Dr. Afif Ermen Göldağı Dergisi’ndeki yazısında:

 

Arap coğrafyacılarında Arapgir’e ait bir kayıt olmadığı gibi Arapların, Arapgir’i zapt etmiş oldukları yahut da tesis etmiş bulunduklarını kabul ettirecek hiçbir delil yoktur.”demektedir.(s.36)

 

Fikri Yücel:

 

Arapgir’in kuruluşu hakkında kesin bir tarih yoktur. Bu konuda birçok iddia ortaya atılmıştır. Arapgir kuruluş tarihini aydınlatacak belgeler yoksa da Mağara Devri’nden beri hayat olduğu da gerçektir.(Arapgir Tarihi, s.14; Doğunun Batısı Arapgir, s.37)

 

Nüfus Ekonomik ve Sosyal Durum

 

Sezer, bu bölüme konuyla ilgili terimleri açıklayarak giriyor.Avarız, Avarız Defteri, Tahrir Defteri terimlerinin özelliklerini, işlevlerini açıklıyor. Kullanılış biçimlerine uzanarak Arapgir’in tarihsel evrim içindeki demografik yapısını, ekonomik ve sosyal durumunu irdeliyor. Geçmişten günümüze Arapgir ve köylerinin nüfusunu ayrıntılı ve kaynaklara dayanarak okura sunuyor.(s.85–110) Örneğin:

 

Vital Cuinet,1890–1891 tarihine göre Arapgir’in Sancak nüfusunu şöyle vermektedir:

Müslüman:58.540.

Ermeni(Gregoryen):10.532.

Ermeni (Katolik):    200.

Ermeni (Protestan):235.

Toplam…69.507.[1]

 

 

Osmanlı Döneminde Arapgir ’in İktisadi ve Sosyal Yapısı

Bu bölümde; Arapgir’in ekonomik canlılığından, ekonomideki bu canlılığı sağlayan tahıl, üzüm, şarap, rakı; manifatura ürünleri… Üretiminden; bakır, demir kaplar, saat… İthalatından; o yıllardaki tüccarlardan, esnaflardan söz edilmektedir. Sezer; bu dönemdeki kilise ve manastırları, hanları, hamamları sıralıyor; Arapgir tarihini bağırlarında taşıyan bu yapıların onarılamayacak durumda olmalarının acısını, duyumsuyor; sözcüklere döküyor.

 

Kitapta; camiler, resimleriyle verilmiş.”Gümrükçü Osman Paşa Camisi’nden çalınan Kuran’ı da gündeme getirmiş Sezer. Ne yazık ki tarih hazinesi Anadolu, hep yağmalanmış. Arapgir de bu yağmadan kurtulamamış.

 

Osmanlı ve Sonrasında Arapgir’ deki Okullar

 

Osmanlı Döneminde; 22 Müslüman,16 Ermeni okulu vardır. Okuma yazma oranının %10’larda olduğu bir dönemde bile Arapgirlinin eğitim-öğretime ne denli değer verdiğini okul sayısından anlıyoruz. ”Cumhuriyet’in ilk yıllarında tüm ülkede 72 ortaokul ve sadece 23 lisenin bulunduğunu söylersek Arapgir’e ortaokul daha önemlisi birçok vilayette bulunmayan lisenin açılmasının önemi ortadadır. ”(Bütün Dünya Kasım 2012;Sezer, s.129)  Arapgir Lisesi’nin açılmasında Nevzat Sezer’in gösterdiği çabadan, Metin Emiroğlu ’nun Arapgir’in eğitim yapısına katkılarından övgüyle söz edilmektedir. 2012–2013 öğretim yılında; Arapgir okullarının derslik, öğrenci, öğretmen sayıları tablolarla verilmiş; Arapgir Meslek Yüksek Okulu tanıtılmış. Bilginin, kültürün harman olduğu Arapgir’de Osmanlıdan beri kütüphanelerin varlığı belirtilmiş .(s.149)

 

Kitabın ilerleyen sayfalarında “Kristal İşi”nin tüm çabalara karşın işlemediğinden yakınılmakta. Yazarın başkanlığını yaptığı yıllarda Ankara Arapgir Kalkındırma Derneği’ deki arkadaşları Vahap Balman, Sadi Şenyurt, Sabri Sarı, Mehmet Kaya, Mehmet Özeray ile birlikte Modern Bağcılık projesini yaşama geçirmenin yolları araştırılmış, girişimlerde bulunulmuş; Arapgir bağcılarının tellisisteme geçmesi sağlanmış.(s.155–162)

 

Göldağı ve Arapgir ’in Sesi

 

Bu bölümde; İstanbul Arapgir Kültür Derneği’nin, Ankara Arapgir’i Kalkındırma Derneği’nin

 Kuruluşundan, kurucularından, Göldağı Dergisi’nden söz edilmekte. O zamandaki Ankara Arapgir’i Kalkındırma Derneği’nin -Kaymakam Yusuf Mayda ’nın denetim ve organizasyonunda -Arapgir Lisesi’nde üniversiteye hazırlık kursunun açılmasında gösterdiği ilgi ve çabaya değinilmekte. (Bu üniversiteye hazırlık kurslarında ben de görev almıştım).

 

“Arapgirli Kadim Aileler” bir başlık altında alfabetik sıralanmış; ancak Zöhrap Mahallesi’ndeki Abılıkgil, Abuhançergil, Adikgil, Altıokkagil, Arzumangil, Babovgil, Başağagil, Bölükbaşigil, Cerrahgil, Çimikgil, Emiragil, Etemagil, ,Hacargil, Hacıömergil, Hıdırgil,  Hocagil, Karabacakgil, Karslıgil, Keçegil, Mülazimgil, Selimagil, Vahipgil aileleri kitapta yer almıyor. Olmalıydı, diye düşünüyorum Abbasgil, Babanikgil, Galipbeygil, Hastagil, Karabeygil, Kaptangil, ,Karabacakgil, Kâtipgil, Purnacikgil… Gibi Eskişehir aileleri de olmalıydı.

 

Çeşmeler, dinkler, camiler, hanlar, hamamlar, değirmenler sıralanmış; fakat Zöhrap’ın Çuhadar Çeşmesi, İlmik Pınarı, Kamberli Çeşmesi, Hatunkız Çeşmesi, Peri Suyu; Korsükönü Dingi; Zöhrap Cami; Göz Değirmeni gibi yerler de kitapta yok. Kuşkusuz her yapıtın eksiklikleri olur. Zöhrap’ ın merkeze uzak olması nedeniyle de gözden kaçmış olabilir.

 

İlerleyen sayfalarda Arapgirli şairlerin adları; Arapgir’in çeşmeleri,yemekleri, mesire yerleri,camileri,hanları,hamamları,dinkleri,değirmenleri adlarıyla sayısal olarak verilmiş.1990’lı yıllardaki Ankara Arapgir’i Kalkındırma Derneği 2.Başkanı Vahap Balman,“Arapgir’in çözülen ve çözüm bekleyen sorunları” ı yazmış; çözüm bekleyen sorunlara, çözüm yolları aranmış.

 

Birinci bölümün sonunda kitapta geçen terimler açıklanmış ;böylece günümüzde kullanılmayan kimi terimlerin anlaşılması sağlanmış.Kişisel albümden esintilerle “Doğunun Batısı Arapgir” sonlanıyor.

 

Sonuç

 

Cengiz Sezer, Arapgir’i bir “Bünyan halısı ”dokur gibi ele almış; sanki ilmik ilmik dokumuş. Arapgir’ in tarihinin derinliklerinde yol almış. Ulaşabildiği kaynakların geçerliği ölçüsünde bilimsel verilere dayanarak adını, tarihini irdelemiş. Elde ettiği bulgulardan sonuca gitmeye çalışmış. Araştırmacıların yararlanabileceği bir kaynak. Her Arapgirli’nin, hatta Anadolu insanının zevkle okuyacağı, biraz da kendini bulabileceği, sıla özlemi yaşayabileceği bir yapıt.

 

 Sezer, yapıta ilgi gösterilmediğini vurguluyor. Arapgir sevdalıları, Doğunun Batısı Arapgir sizlerin ilgisini bekliyor.


[1] 1914 Osmanlı nüfus sayımına göre Arapgir’in köyleriyle birlikte 34.286 olan toplam nüfusun 24.194’ü Müslüman 9.204’ü Ermeni olarak görülüyordu.(Son Arapgirli, s.7)

Erdal Ceyhan, Mehmet Aluç bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Hemşerim yüreğine ve emeğine sağlık tebrikler ederim selam ve dua ile..

Mehmet Aluç 
 15.04.2014 14:42
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 344
Toplam yorum
: 1227
Toplam mesaj
: 5
Ort. okunma sayısı
: 2252
Kayıt tarihi
: 04.12.12
 
 

Hüseyin BAŞDOĞAN, 1942'de Malatya- Arapgir'de doğdu.Arapgir Ortaokulunu, Diyarbakır Öğretmen Okul..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster