Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

27 Mart '13

 
Kategori
Öykü
Okunma Sayısı
42
 

Döküntüler

Nefes alıp vermesi çok güçtü. Kadın söylenenleri anlamasa da uğultuları duyumsayabildi. Parçalanmış kağıt gibi…  Etrafında yerçekimi yokmuşçasına havada uçuştular.

Göz kapaklarına baskı yapan uykuya teslim olmamak için direndi. Sonra kapandı gözleri. Uğultuları kara bir delik içine çekti. Duyamıyordu. Sadece renklerin dansına büyülenmiş gibi bakıyordu. Renkler, helezonik bir yapıda dönüp tam ortadaki küçük kıvrımda yok oldular. Kıvrım kadını da içine çekti. Baş aşağı hızla düştü.  Acımadı başı. Bir ses geldi. İnce derinden gelen bir sesti bu. Başında Mısır tanrıçası İsis’in güneşini taşıyan biri Arp çalıyordu. Onu yaşama yeniden döndürecekti. Bunu bilmiyordu. Gözlerini kamaştıran bir parlaklık gezindi yüzünde. Güneşin sıcaklığı hızla yayıldı tüm bedenine. Beden! Bunu unutmuştu. Boşluk! İşte bu yüzden unutmuştu. Öyle hafifti ki! Gövdesi yoktu sanki. Belki de hiç olmamıştı. Sadece o olduğunu zannetmişti yaşamı boyunca.

“Bedenimi hiç sevmedim”

“Doktora göre sevdiğim için düşünürmüşüm.”

“Sevmek ne kadar iç acıtıcı bir duygu”

“Kendini sevmek. Hep kusursuz olmayı istemek… Kusurlarını görünce de acı çekmek.”

“Bu benim hayatım boyunca hissettiğim karabasan!”

“Kim kusursuz olabilir ki!”

“Düşünceler!”

“Birbiri ardına gelen egolarımızla öne çıkan karmaşık yığınlar…”

“Yığınların arasından seçerken hep zorlandım.”

“Zor bir yol.”

Uzun yolun sonunda kısa bir bekleyiş içersindeydi. Kıvrıla kıvrıla gelmişti buraya.

Bir kımıltı oldu. Annesi… Annesini gördü şimdi. Onun ellerini kavradı. Çok güzeldi. Eskisi gibi. Hiç yaşlanmamıştı. Konuşmak istedi. Annesi;

“Biliyorum”

Dedi.

“Senin her zaman yanındaydım. Sen fark etmedin.”

“O gün seninle çok mutlu oldum. Ve hep gurur duydum.”

“Hangi gün? Neydi?”

Şaşkınlık içerisinde annesinin ellerini bırakmadan sordu.                        

“Ödül aldığın gün… Hani keşke annemde burada olsaydı demiştin ya! İşte o gün. Ben göremediğin için çok üzülmüştüm. İlk kez kendimi burada yalnız hissettim.”

Kadın ağzını açamadı. Açsa da ses çıkmazdı zaten. Sadece gözlerinde yabancı bir şey hissetti. Perde… Görebiliyordu. Ama perde oradaydı. Bir film tabakası gibi kaplamıştı gözlerini.  Hissetti. Bir anıydı.

“Küçük bir çocukken evin arka penceresinden görünen öteki caddeyi seyrederdim. Apartmanın tüm ışıkları yukarıda toplanırdı. Kendimi uzay boşluğunda bulurdum o zaman. Siyah evrenin ışıkları... “

Düşünceler anıların üzerinde gezindi. Bir mağaraydı bu. Kapısından içeriye giren kuvvetli ışığın önünde bir adam duruyordu. Eski kocası… Birden burnuna küf kokusu geldi. Zaman. Adam küflenmişti. Kadın hala çok yakışıklı olduğunu düşündü. Bir reaksiyondu belki. Zamana karşı duruştu hala onu düşünmek. Sarımtrak yeşilin altında eskisi gibi kaldığını hissetti adamın. Mağaranın kokusu genzine kaçınca acımsı bir boğulma hissetti. Soluğu kesildi. Ne rutubet! Buna rağmen koştu. Koşarken taşlar hızla kaydı. Düşemedi. Yer çekimi yoktu ki! Keyifle ayaklarının boşlukta olduğunu hissetti. Küfleri temizlemek istemişti. Yüzü, nemden ıslanan elleriyle temizlemeye çalıştı. Temizlendikçe altından çıkan yüz antik bir heykele benziyordu. Gözleri taşlaşmış, bembeyazdı. Birden dokunamadığını düşündü. Ölen kocası burada heykele mi dönüşmüştü? Onu canlı istedi. Dokununca sıcaklığını hissettiği deriye ait olmak! Onu heyecanlandıran buydu. İçini ürperten sıcaklık… Bu dokunuşu aradı kendinde. Bir ısı hissetti parmaklarının ucunda. Adamın heykel bedeni nefes alıp veriyordu. Canlı bir dokuya dönüşüyordu. Yüzünde eskiden kalan izler… O, çok önceden sevgisini küçük bakışlar fırlatarak gösterirdi. Adamın çözülmeye başlayan gözlerinde bunu gördü. Sımsıcak baktı ona. Çözülmüştü.

“Seni seviyorum.”

Sadece bunu söyleyebildi. Kadın binlerce kez duymak istedi.

“Tekrar eder misin?”

“Seni Seviyorum.”

Hızla dönen helezon onu mağaradan uzaklaştırdı. Gri toz tabakası yüzünden gözlerini kapattı. Yalın bir ışık hissetti. Gün ışığı... Gözkapaklarında kilo gibi ağırlık vardı. Bir iki denemeden sonra hafif araladı. Burnunda yabancı bir cisim vardı. Baş ucunda bir beyaz önlüklü bir kadın. O anda arada bir yerlerde yolculuk yaptığını anladı. Araf’ta yaşamıştı. Gerçeğe dönüş! Uyanmıştı. Güneş ışığı,  İsis… Bu İsisin kendisiydi. Gülümsedi.

 

 

Abbas Oğuz bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 16
Toplam yorum
: 3
Toplam mesaj
: 1
Ort. okunma sayısı
: 83
Kayıt tarihi
: 08.12.12
 
 

İstanbul doğumluyum. Öykü yazıyorum. İncelikler/ Aşklar adındaki öykü kitabım Kanguru yayınlarınd..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster