Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

31 Temmuz '07

 
Kategori
Gündelik Yaşam
Okunma Sayısı
387
 

Dokuz erik ağaçlı ev

Dokuz erik ağaçlı ev
 

Elimde bir telefon tuşlara hızla basmaya çalışıyorum ama basamıyorum ya da basıyorum telefon çalmıyor. Telefon çalıyor karşı taraf bakmıyor. Korkuyorum ve bu korkuyla uyanıyorum. On yıldır sık sık gördüğüm bu rüyayı çok düşündüm. Rüyamı anlattığım kişilerden çeşitli yorumlar geldi hatta bazıları "yeni bir telefon al" diyerek dalga geçtiler, neydi ulaşmaya çalıştığım, benden bu kadar uzak olan şey neydi ?

Sonra birgün...
Sene 1980, küçük bir semtte henüz yeşil bahçelerin betonlaşmadığı, çocukların oynamak için boş arsalar bulabildiği bir dönem. Yıllar boyu acı tatlı herşeyini paylaşmış insanların oturduğu bir mahalle. Örneğin ben karşı evde oturan ama nerdeyse hergün bizde kalan kızın kardeşim değil karşı komşunun çocuğu olduğunu çok sonra öğrendim.

Evlerin hepsi birbirine benziyordu ve hepsinde özenle bakılmış bahçeler vardı. Öğretmenlerin gülleri, Ankaralıların mis kokulu hanımelleri, sucuların çatılarına uzanan sarmaşıkları. İki yol arasında kalan koca bir arsanın orta yerine kurulmuş iki kat, bir de teras bulunan bir evdi bizimkisi. Beyaz kireç boyalı engin duvarlarla çevrili bahçeye gül motifli demir kapıdan girince sağlı sollu iki çam ağacı sizi karşılar. Dar bir beton patikadan geçerken bir tarafta her hıdırellezde dibine ev ve çocuk şekli yaptığım gül ağacı, diğer tarafta her oyun dönüşü buz gibi suyuyla ellerimi ayaklarımı yıkadığım çeşme ve işte ünü arka mahalledeki çocukları sarmış, her yıl en tatlı en büyük erikleri veren bahçenin en gözde iki erik ağacı. Evin iki yanından arkaya kadar uzanan bahçede yedi değişik cinsde erik ağacı daha.

Erik mevsimi geldiğinde evde hummalı bir çalışma. Kaplar hazırlanır, sabah erkenden toplamaya başlanır. Eriklerin hiçbiri ziyan edilmeden ayrılır ve tüm mahalleye dağıtılır. Kırmızı yumuşak erikler yan komşuya, onun hastası var kaynatacak, ekşi olanlardan karşı komşuya o kurutulmuş hoşaflık sever.Benim sevdiğim öndeki o büyük sulu yeşiller. Gölgesinde bir anne şevkatiyle bizi koruyan, dallarını kabukları soyulduğu halde salıncaklarımızın iplerine uzatan benim dokuz erik ağacım.

Sonra birgün...
Sene 1997 geniş caddeler üzerinde , katlarını sayarken güneşin gözümü aldığı binalar. Yeşil alanların balkon saksılarına mahkum edildiği bir dönem. Sık sık değişen yüzler ve karşı dairede oturanlarla karşılaştığında "apartmana yabancı giremez" diyecek kadar yakın insanlar. Şişman adamın bilmem ne marka arabası, uzun boylu kadının sevgilisi , üsttekilerin gürültüleri v.s

Yıllar önce hiç istemiyerek ayrıldığım ve zaman zaman gidip etraftakilerin şaşkın bakışlarına aldırmadan seyrettiğim dokuz erik ağaçlı evim iri sulu yeşil eriklerim zamana dayandılar ama insanın acımasızlığına dayanamadılar. O zamanlar bana devasa gelen bahçem küçükdükçe küçüldü. Erik ağaçlarının üzüntüden mi bilmem, içlerine kurt düştü, çeşmenin başı kırılmış ve akmıyor. En son karşımda gördüğüm görüntüyü yazımın başına ekledim. Bu görüntüyü çektikten onbeş gün sonra yıkılacağını bildiğimden dokuz erik ağaçlı evime bir daha gidemedim.

Aynı rüyayı görmeye devam ediyorum ve korkmuyorum. Şimdi ellerimizin uzanamadığı, gözlerimizin görmediği özlemimiz olan o yerler, insanlar ve zamanlar bizimdi hep bizim kalacak.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 7
Toplam yorum
: 2
Toplam mesaj
: 1
Ort. okunma sayısı
: 262
Kayıt tarihi
: 11.05.07
 
 

Hayatın özünün sevgi olduğuna inanan bir hümanistim. Hayat emek ister, emeğin değerlidir, değerin se..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster