Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

23 Ocak '07

 
Kategori
Ekonomi - Finans
Okunma Sayısı
611
 

Doların değeri ve dalgası!

Doların değeri ve dalgası!
 

YTL’ nin diğer paralar ve özellikle USD karşısında değer kazanmasını iktisatçılardan sokaktaki vatandaşa kadar her kesim hayretle izlemektedir. Döviz pozisyonlarına, bulundukları makamlara ya da sahip oldukları ideolojilere göre ilgili kişi ve kesimler farklı yorum ve politika talepleri dile getirmektedirler.

Ağırlıklı olarak satın alma ve ortaklıklar suretiyle gelen ve 2006 yılında 20 milyar USD civarında olan doğrudan yatırımlar, %12’ler civarındaki reel faizin cazip hale getirdiği portföy yatırımları, bankaların 2006’da yurt dışından temin ettikleri 15 Milyar USD civarındaki sendikasyon ve sekuritizasyon kredisi, reel kesimin 110 milyar USD’yi geçen yurt dışı borçlanması gibi faktörler bir yandan cari açığı finanse ederken diğer yandan enflasyon hedeflemesine yardım ettiği belirtilen mevcut kur seviyesine (bir süreliğine) destek olmaktadır. Dalgalı kur sisteminin sayılabilecek en önemli sakıncası uluslararası sermayenin nabız atışlarının reel beklentileri ve ihtiyaçları gözardı ederek döviz fiyatını belirlemesidir. Doğal olarak kar marjına bakarak hareket edecek sermayenin belli bir noktada kırmızı ışık yakması beklenmektedir. Umut edilen bunun yavaş ve hazmedilebilir bir düzeltme şeklinde olmasıdır. Sermaye hareketlerinin kur seviyesini ekonominin gerçeklerine aykırı olarak yönlendirdiğinden muzdarip olan ülkeler bu duruma çare arayışındalar. Sermaye üzerine kontrolleri kapsayan bu düşüncelerin vücut bulması bazı kesimlerce, bu yönde adım atan Tayland’ın karşılaştığı durum görülünce, biraz sakıncalı olarak nitelendirilmektedir. YTL’nin aşırı değer kazandığı, makul seviyenin USD=2YTL olması gerektiği yönünde yorumlar çıkmakta ve dalgalı kur sisteminde sermaye hareketlerinin döviz üzerinde baskı yarattığı ifade edilmektedir.

Konunun spekülatif sermaye hareketlerinin ötesinde bu hareketlere kaynaklık eden reel gelişmelerin analiz edilmesi yoluyla açıklanması daha gerçekçidir. Bu yazıda genelde kur seviyesini özelde ise YTL’nin USD karşısındaki konumunu farklı bir açıdan tartışmaya açmak istiyorum.

USD’nin YTL karşısında aşırı değer kaybına uğramasındaki ana faktör, ülkemizdeki para ve sermaye hareketlerinden ziyade ABD’nin içine düştüğü durum ve geleceğe yönelik beklentilerdir. İkiz açık olarak isimlendirilen cari açık ve kamu açığını had safhada yaşayan ve negatif tasarruf oranıyla tüketimini sürdüren ABD sermaye akımları için cazip olma özelliğini yitirdikçe ulusal parası da değer kaybına uğramaktadır. Bir yüzyıl önce İngiltere’nin yaşadığı gibi uluslararası arenada etkinliğini kaybettikçe, rakiplerinin cazibesi ve ağırlığı arttıkça (Uzakdoğu, Avrupa ve bazı gelişme yolundaki ülkeler) dolara boğulmuş olan kesimlerin dolardan uzaklaşmaya başlamasını beklemek çok normal. Ancak işlem ve rezerv para özelliği taşıyan bir paranın güç kaybı bugünden yarına olmayacaktır. Günlük hayatımızda dahi USD’nin yerini EURO’nun almaya başladığına tanık olmaktayız. Olumsuz sinyaller günden güne artacak ve idare etmenin artık mümkün olmadığının görüldüğü an dolar varlığına sahip olanlar her türlü mali plan ve kar beklentisini bir kenara atacak, hızlı bir şokun yaşanması ve zararın realize edilmesi kaçınılmaz olacaktır.

1 trilyon USD dolayında dolar rezervine sahip olduğu bilinen Çin bu rezervi azaltmak istediğini çeşitli şekillerde ifade etmek istese de bu konuda hızlı adım atamamaktadır. Çünkü atacağı en ufak adımda ciddi düşüşler yaşayacak dolar aynı zamanda Çin’in elindeki rezervin değerini düşürecektir. (Rezervin tek kalemde ve aynı fiyattan çıkarılmasının mümkün olmadığı herkesin malumudur.) Bu durumdan çıkış yolu dolar üzerinden rezerv, varlık ve gelir akışına sahip olanlar açısından gerçekten zordur. Faaliyetlerini idame ettirmek ya da sahip olduğu pozisyonu korumak için geleceği parlak olmayan bir paraya endeksli varlıklara bağımlılığın devam etmesi bazı kesimler için gerçekten bir ikilemi ifade etmektedir.

Artık klasik hüviyete bürünen “ülkelerin enflasyon oranları arasındaki farkın para birimlerinin değerini belirlemesi” teoreminin şekillendirdiği reel kur hesaplamalarının dolar için kullanılması mümkün değildir. Geçmişe dönük enflasyon gerçekleşmeleri artık yerini geleceğe dönük beklentilere ve enflasyon dışındaki makro göstergelere (Büyüme, dış ticaret hacmi, istihdam, yatırım gibi) bırakmıştır. İkiz açıkları büyüyen ve taşınması, en azından uzun vade de reel gelişmelere göre seyrini belirleyen, uluslararası sermayenin tavrına bağlı olan, gerçek anlamda büyüyüp büyümediği anlaşılamayan, parasının dış ticarete konu emtialarda geçerli hesap birimi olması tartışılan, dünya genelinde siyasi ağırlığını kaybeden ABD’nin sırf %5’in altında bir enflasyona sahip olmasından ötürü %10’lar civarında enflasyona sahip Türkiye’nin ulusal parası (ve diğer paralar) karşısında değer kazanmasını beklemek biraz ezbercilik olur kanaatindeyim. Tabiki belirleyici olan dövizdeki arz ve taleptir. Uluslararası alanda dolara olan talep bilinen sebeplerle gittikçe zayıflamaktadır.

Kısa dönemde dolarda farklı yönlerde dalgalanmaların görülebilecek olmasına rağmen orta ve uzun vadede dolar ciddi anlamda değer kaybedecektir. Tabiki bu durumun ülke ekonomisi ile YTL’nin değeri üzerinde çeşitli etkileri kaçınılmazdır.

Ekonomide başat rolü olan doların gerilemesi ve özellikle bu durumun gerçekleşmesi aşamasında global ekonominin 1/3’ünü oluşturan ABD’nin bir kriz içerisine girmesinin reel ekonomik faaliyetler üzerinde olumsuz yönde etkileri kaçınılmazdır. Dolar varlığı olanların içerisine düşecekleri durum dahi bunu açıklamaya yeter. Altın para, Sterlin ve Bretton Woods sistemlerinin hakim konumlarını terketmeleri nasıl ki uluslararası alanda bunalım dönemlerine denk gelmişse dolar için de aynı durum yaşanacaktır. Bunun olumsuz etkilerinin zamana yayılacak biçimde hafiften hissedilmesini ummak sadece hoş bir beklentidir.

Dolar varlığı olanlar kaybederken peki dolar üzerinden yükümlülükleri bulunanlar zaman içerisinde nasıl etkilenecektir? Eğer bu kesimin geliri dolar üzerinden değilse muhakkak ki statik açıdan olumlu bir yansıması görülecektir. Ama dolardaki dalgalanmanın reel ekonomide yani üretim, dış ticaret ve fiyat istikrarı üzerinde yaratacağı belirli süreli olumsuz etkinin boyutlarıyla birlikte düşünüldüğünde olay karmaşık hale gelmektedir. Dolar varlığı/geliri olan kesim çift yönden (Dinamik-reel faaliyet kaybı ve statik-varlık kaybı), diğer kesim ise tek yönden (Dinamik-reel faaliyet kaybı) darbe alacaktır. Dolardan kaçış başta EURO olmak üzere yıldızı parlayan diğer ülkelerin para birimlerini önplana çıkaracaktır.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 28
Toplam yorum
: 5
Toplam mesaj
: 1
Ort. okunma sayısı
: 1647
Kayıt tarihi
: 22.08.06
 
 

İstanbul'dan tarih, ekonomi, siyaset ve kültüre ilgi duyan, güzel bir dille ifade edilen, edebi v..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster