Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

22 Mayıs '07

 
Kategori
Tarım / Hayvancılık
Okunma Sayısı
1925
 

Domateslerim ve ben

Domateslerim ve ben
 

Resimde gördüğünüz domatesler ben onların fotoğraflarını çektiğimde dalından daha yeni kopartılmıştı. Etrafa yayılan güzel kokuları hala burnumda… Amacım bize ulaşana kadar geçirdikleri zamanı eleştirmek değil. Bunu size bırakıyorum. Ben size onların nerede ve hangi şartlarda yetiştirildiklerinden bahsetmek istiyorum. Fakat bu konuya geçmeden önce domatesin mutfağımızdaki önemini biraz irdeleyelim:

Mesela bizim mutfağın olmazsa olmazıdır domates. Her sabah düzenli olarak yaptığımız kahvaltıdan tutun da annemin pişirdiği her yemeğin içindedir. Hem kahvaltımıza renk katar hem de yemeğimize. Domates her yemeğin içine konur da kendine has yemeği yok mudur? Tabiî ki vardır: domates dolması ve domates musakkası. Domates dolmasını herkesin bildiğini varsayarak ben domates musakkasının nasıl yapıldığını anlatmak istiyorum: Ege mutfağında vazgeçemediğimiz zeytinyağımızda küp küp doğradığımız soğan ve sarımsağımızı güzelce kavururuz. Kavurma işlemini tamamladıktan sonra göz kararıyla kırmızı biberi ve salçayı ekleriz. Daha önceden doğradığımız gök domateslerimizi tencerenin içine atıp biraz su ekleriz. Tam pişmeye yakınken koyduğumuz bir fincan pirinç ile de yemeğimizi tamamlarız. Bu tarif bana nenemden yadigar ama siz isterseniz aynı yemeği kıymalı da yapabilirsiniz. Şimdiden yapanlara afiyet olsun diyerek asıl konuma geçmek istiyorum:

Resimde gördüğünüz domateslerin yetiştirildiği sera, Denizli’nin Buldan İlçesi’ne bağlı olan Yenice Beldesi’ndedir. Ağırlıklı olarak çekirdeksiz üzüm üretilen ve dolayısıyla üzüm bağlarıyla dolu olan bu bölge seracılık için uygun koşullar sağlamaktadır. Özellikle bu bölge hormonsuz sebze üretiminde yeterli yatırım sağlanırsa piyasada söz sahibi olabilir.

Pamukkale ile aynı hizada bulunan bu sera da ısıyı kontrol etmek için kömür yerine alternatif olan jeotermal enerji kullanılmaktadır. Ayrıca bitkilerin ihtiyacı olan sulama suyu Büyük Menderes Nehri’nden alınarak iki yüz tonluk depolarda dinlendirildikten sonra bitkilere damlama sistemi ile ulaştırılır. Bitkilerin büyümesi için en ideal sıcaklık on yedi ile on dokuz derece arasındadır ve sıcaklık değişimlerini engellemek için ana kontrol binasındaki bilgisayara bağlı olan seranın havalandırma sistemleri vardır.

Üzerinde “Natupol” yazan karton kutuların içinde domates polenlerini fidandan fidana taşıyan “bambüs” arıları vardır ki bu arılar döllenmeyi sağlamak için özel olarak üretilmiştir. Seranın içinde benim görebildiğim bu kutulardan üç tane vardı. Üç kutu arı ve gördüğüm bunca güzellik…

Evren o kadar kusursuz bir dengeyle kurulmuşken ve her canlı ona verilen görevi eksiksiz yerine getirirken neden insanoğlu hep yıkıcı? Biz yaşadığımız dünyaya sahip çıkmayı bırakalım, kendi sağlığımıza bile özen göstermiyoruz. Yaptığımız her hatanın bir gün bize geri döneceğini hiç düşünmüyoruz.

Fırsatçılık dediğimiz ilk önce ben odaklı düşünce sisteminin sonunda bize nasıl zararlar verdiğini bir anlayabilsek, biz demeyi bir öğrenebilsek kesinlikle her şey çok daha farklı olurdu…

Hormonsuz sebze üretiminde dikkat edilmesi gereken en önemli konu, hijyendir. Hormonsuz üretilen bitkilerin savunma mekanizmaları hormonlu üretilenlerden çok daha zayıftır. Bu yüzden dışarıdan gelebilecek en ufak bir mikrop bütün serayı olumsuz etkileyip domates fidanlarının yok olmasına sebep olabilir.

Mesela ben ziyaretim esnasında bu fotoğrafları çekebilmek için ayakkabılarımı çıkardım ve sterilize edilmiş terliklerden giydim.

İçerideki görevlilerinde kılık kıyafetlerine ne kadar özen gösterdikleri temizliklerinden belliydi.Fidanların üst kısımlarında çıkan domatesler görevliler tarafından kesilir. Bunlar daha olgunlaşmamış, gök domateslerdir ki alt kısımdaki domateslerin daha kısa sürede olgunlaşması için bunların kesilmesi gerekir.

Görevliler bu işlemi gerçekleştirirler. Üzerine çıkılan merdiven aralarda rahatça dolaşma ve fidanların üst kısımlarına rahatça ulaşma imkânı sağlar. Merdivenin tekerlekleri de aralardaki sıcak su borularına dayandırılır ve böyle hareket ettirilir.

Açık bir gökyüzü, sıcak bir hava ve uzanabildiğince yükseğe uzanan domates fidanları… Bağlı oldukları ipler sayesinde büyümeleri kolaylaşıyor. Her bir domates fidanı altı ay boyunca ürün verebiliyor ve toplam yirmi dört metre uzayabiliyor. Mesela resimde gördüğünüz fidanlar daha gelişimlerinin ortasında. On iki metre uzunluğa ulaştıktan sonra büyümeleri aşağıya doğru devam edecek.

Görevli olan bayanlara serada çalışmanın nasıl bir duygu olduğunu sordum. Sıcaktan bunalmıyorlar mıydı? Ya da sadece bu alanda vakit geçirmek onların canını sıkmıyor muydu? Aldığım cevaplar şaşırtıcı değildi. Bana yeşilin bol olduğu bir yerde çalışmanın insana her zaman huzur verdiğini söylediler ki hiç de haksız sayılmazlar. Çalışan bayanlardan birinin eşi de aynı yerde çalışıyormuş. Sorduğum ilk soru şu: İşte beraber, evde beraber, sıkılmıyor musunuz? Aldığım cevap gayet netti: Biz büyük şehirlerin insanı değiliz, ayrı olmayı değil hep bir arada olmayı tercih ederiz… Bu sözler benim yaşadığım kente, memnuniyetsiz insanlarıma ve tabiî ki bana o fark etmese de ağır bir göndermeydi.

Bir zamanlar her şeyin doğalı güzeldi. Yaşantımıza ne zaman yabancılaştık ne zaman olmadığımız kalıplara girmeye başladık, her şey yabancılaştı. Önce biz kendimize yabancılaştık sonra çevremiz bize. Tükettiğimiz gıdalar bile kimyasallarla dolu, hormonlu… Şekilciliğe verdiğimiz önem arttıkça sağlığımızdan uzaklaştık. Şimdi doğal güzellik malzemeleri, doğal bitki çayları, hormonsuz sebzeler, meyveler, … üreterek geriye dönmeye çalışıyoruz.

Öğrenmenin en iyi yolu tecrübedir ama her tecrübe bir kaybediştir. İnsanlar neden hep kaybedince değer verirler bilmiyorum… Tek bildiğim yaşadıkça bedel ödemeye ve öğrenmeye devam ettiğimizdir… Dalından koparılmış bir meyve bir sebze gibisi olabilir mi? Ben çocukluğumda bunu tadabilen şanslı biri olarak çok mutluyum. Ama ne yazık ki yeni nesillerin böyle bir şansı yok…

Kısaca bizim zamanımızda insanın kıymeti vardı, artık yok…

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

Bu blog Editör'den Öneriler alanında yayınlanmıştır

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Yazınızı okurken.Sait abasıyanığın.Yazmış olduğu.Lise yıllarında okuduğum.Karanfiller ve domates suyu hikayesi aklıma geldi.Bizde köyde yetiştiriyoruz evet kokusundanda farkedebilirsiniz.Hormonlumu yoksa doğal olduğunu.Domates ve Hatıralar için teşekkür ederim.Size kolay gelsin diyorum.Saygılar.Hormona hayır...

SİZ ve ben 
 04.06.2007 7:16
Cevap :
yorum için teşekkür ederim. Sevgiyle kalın...  04.06.2007 20:57
 

Yazınızı ve düşüncelerinizi keyif alarak okudum.Tebrik ederim.Sevgiler.

Bal Damlaları 
 31.05.2007 12:38
Cevap :
yorumunuz için teşekkür ederim. inanın ben de bu yazıyı hazırlama sürecinde çok keyiflenmiştim...  01.06.2007 0:07
 

bu güzel yazınızı birkaç gün gecikmeyle bugün görüp okudum. Domatesi çok seven, sizin gibi hemen her yemekte kullanan biriyim. Son yıllarda domatesin lezzetsizliği, kabuklarını soymadan yenememesi gibi sebepler beni üzüyordu. Ama yavaş yavaş organik üretimi arttı galiba. Domateslere eski lezzeti geliyor gibi... Benim gibi serayı sadece uzaktan gören kimseler için anlattıklarınız çok faydalı bilgiler içeriyor. Zevkle okudum yazınızı. Üslûbunuz ve eğitim kaliteniz yanında okuyucuya da saygılı oluşunuzdan kaynaklanan dikkatli yazışınız takdir edilecek derecede. Türkçe'mizi çok güzel ve imlâ hataları yapmadan kullanmışsınız. Milliyet Blog'da yazan bazı arkadaşların sizi örnek almaları dileğiyle, saygı ve sevgilerimi gönderiyorum. Bence siz ''melek yüzlü şeytan değil, iyilik meleğisiniz.'' Hem paylaşımcı hem de doğaya ve insanlığa değer veren bir yapınız var. Azalan bir insan yapısı yani.

Mustafa Mumcu 
 26.05.2007 20:12
Cevap :
Yorumunuz için teşekkür ederim, Mustafa Bey. Bu sayede sizi de tanıma fırsatı buldum. Sayfanızda yaptığım gezinti oldukça keyif vericiydi. Yaşadıklarınızı, hayata bakışınızı bizimle paylaştığınız için mutluyum. Eleştirilere değinmek gerekirse; kimse mükemmel değildir. Hatalarımızı farkına varmazsak ve onları düzeltmezsek nereden bilebiliriz ki onların hata olduğunu... Herkesin kendini "olumlu ya da olumsuz" eleştirebilecek bireylere ihtiyacı vardır. Beni onurlandıran bu eleştiriniz için yeniden teşekkür ederim...  27.05.2007 11:09
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 17
Toplam yorum
: 75
Toplam mesaj
: 5
Ort. okunma sayısı
: 2591
Kayıt tarihi
: 09.05.07
 
 

Halen üniversite eğitimime devam etmekteyim. Hayatın üzerime yüklediği sorumlulukları yavaş yavaş hi..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster