Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 
 

kevser şekercioğlu akın

http://blog.milliyet.com.tr/kevser

25 Aralık '11

 
Kategori
Tiyatro
Okunma Sayısı
302
 

Don Juan'ın gecesi

Don Juan'ın gecesi
 

internetten alıntıdır


Bu benim uzun süre sonra ilk dışarı çıkışım. Annem kızlara bakmaya yardıma geliyor yardımcı kadına. Ben hazırlanırken kızlar kendileri de dışarı çıkacaklarmış gibi heyecanlanıyorlar, evdekilere el sallıyorlar bu bana kendimi kötü hissettiriyor. Kızkardeşim ve kızıyla buluşuyorum Kadıköy’de, kızlarımı bıraktığım için kötü olduğumdan bahsediyorum, “Abla, onlara yarın daha şevkatli davranacaksın buna senin de çok ihtiyacın var arada nefes almak herkesin hakkı özellikle annelerin” diyor. Kızlarla (Artık hepimiz yetişkiniz ama birbirimizden bahsederken kızlar demek hoşumuza gidiyor) buluşma yerine, çok yakında bulunan V.L. (Reklam olmasın diye açılımını yazmıyorum)  adlı mekana gidiyoruz.  

Herkes son derece rahat benim gözüm saatte, perde açıldığında yer arayan seyircilerden hiç hoşlanmıyorum. Eskiden sinemaya giderken geç kaldığı için film başlarken salona girdiğimiz çocukluk arkadaşıma – bu oyundan önce reklamları seyretmek istiyorum, çabuk ol- diyorum, gülüyor halime. Son oturanlardan oluyoruz elimde olmayan sebeplerden ötürü. İçtiğimiz kırmızı vişne suyu yüzünden mi yoksa birlikte olmak iyi geldiğinden mi hepimiz gülüyoruz perde açılırken.

 Yönetmen Kemal Aydoğan’ın sahneye koyduğu, Eric-Emmanuel Schmitt’in yazdığı Don Juan’ın Gecesi oyunu başlıyor durağan bir sahneyle. Başrollerde Haluk Bilginer, Gülen Karaman, ... oynuyorlar. Sahne neredeyse bomboş, tipik kadın erkek ilişkilerini anlatan oyunun birinci perdesinde gözüme tek güzel gelen kadınların giydiği, değişik renklerdeki ipek kadifeden yapılma dekolteli uzun elbiseler. Gözüm açık gidecek böyle bir elbise giyemezsem. Lacivert, yeşil, kırmızı, küflü limon sarısı renklerinin hangisinin daha güzel olduğunu ayırt etmeye uğraşıyorum konuşmaları kaçırmadan. Birinci perdenin neredeyse sonunda çıkıyor sahneye Haluk Bilginer, her zamanki kendinden emin haliyle.

Önüne geleni kandırıp tek gecelik ilişkiler yaşayıp, her tanıdığı kadının gönlünü kıran bir çapkın karakteri canlandırıyor usta oyuncu. Cinselliğin en basit haliyle anlatımını görüyorsunuz oyunda. Kadınların birer mektupla aynı mekanda buluşarak bir çapkından intikam alma hikayelerinin evlendirme cezasıyla başlayan senaryosu tamamen başka bir yöne doğru sürükleniyor ama bu heyecanla değil durağan bir şekilde yaşanıyor. Yıllarca süregelen hayatınızın nasıl kaygan bir zeminde tamamen farklı bir yöne doğru kaydığını anlatan oyunun en can alıcı noktası yine aşka bağlanıyor ama bu bizim alışılageldiğimiz anlamdaki aşk tanımına uymuyor. Adam suskun ve boyun eğer vaziyette kabul ediyor bütün cezaları çünkü aşık ama beklendiği gibi bir kadına değil erkeğe.

Çok çok eski kadınların en kısa mantıkla kadın ettir erkek it lafının günümüz uyarlaması biraz komedi şekilde anlatılıyor.  Çapkın Don Juan, kandırıldıklarını iddia ettiği bütün kadınlarla yüzleşerek aslında hepsine ömürleri boyunca unutamayacakları bir gece yaşattığını anlatıyor hiç telaşsız. Kendini öyle güzel savunuyor ki neredeyse bütün kadınlar ona tekrar sahip olmak istiyorlar. Oyun güzel olmakla birlikte bana eksik geliyor, Haluk Bilginer de fazla kısa ve yaşlı görünüyor gözlerime. Hayatta kimseyi abartmamak gerektiğini bir kez daha onaylıyorum beynimde.

Arkadaşlarım, ne anladın diye soruyorlar “Bütün çapkınlar aslında eşcinseldir” diyorum gülerek. Geçmişteki oyunların aksine alkışlar defalarca perde açtırmıyor ama o kadar da kötü değil gibi duruyor.

 eyretmek isteyenlere değişik bir seçenek olarak yazmak ve paylaşmak istedim. Zaten rahatça gezebilenlere hoş gelebilir ama benim gibi arada bir zorla çıkabilenler için tercihi size bırakıyorum ister gidin isterseniz... Yönetmene buradan sesleniyorum bir daha ki sezona, sahne dekoru göz dolduran, akışı daha canlı, seyircilerin oyuncular için evet oynamışlar dedirtecek kadar güzel bir oyun rica ediyorum. 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

İstanbulda yaşama şansına sahip olan herkes gitmeli.

BBetty 
 25.12.2011 17:36
Cevap :
Sevgili BBetty, ben Oyun Atölyesi kurulduğundan beri sahneledikleri bütün oyunları hiç kaçırmadan seyrettim ve Haluk Bilginer hayranlığımı bilen bilir (diğer tiyatro yazılarımı okuyabilirsen ne demek istediğimi anlarsın) ama bu oyun hakkında aynı şeyleri hissetmedim. Evet çok haklısın sadece İstanbul'da yaşayanlar değil herkes tiyatroya gitmeli diye savunuyorum ben de. Çocuklarım çok hoşlanmazlardı ama ısrarla götürürdüm hayata bakış açıları genişlesin diye umarım bir şeyleri güzel görmelerini sağlayabilirim. Sevgilerimi yolluyorum bol tiyatrolu günler dileklerimle  26.12.2011 12:05
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 370
Toplam yorum
: 1591
Toplam mesaj
: 310
Ort. okunma sayısı
: 862
Kayıt tarihi
: 15.01.07
 
 

1965 Akçakoca doğumluyum. Evli ve dört kız annesiyim, küçük bir kızın  anneannesiyim. A.Ü. Halkla..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster