Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

08 Mayıs '21

 
Kategori
Ruh Sağlığı
Okunma Sayısı
19
 

Don Kişotlar her yerde

Ekmek, su kadar hayatımızın parçası haline gelen pandemi ve pandeminin getirdiği kısıtlama ve yasaklar bizlere sadece evde kendi ekmeğimizi yapmayı, ev ahalisini daha yakından tanımayı veya yoga gibi içsel bir takım yeni icatlara kafayı takmayı öğretmedi pek tabii...Bana sorarsanız en esaslı öğrettiği şey, biz planlar yaparken, elimize doğan fırsatlara burun kıvırırken, hayatın kendine ait bambaşka planları olacağı oldu. Bu bilirdik, az ya da çok birilerinin başına da gelmişliği vardır. Ama, bu dünya gezegeninde zengin, fakir, eğitimli eğitimsiz ayırmadan, yaş farkı gözetmeden bir kere hepimiz aynı gemide olduğumuz yumruğunu yedik evvela. Sonra, gemiden bireysel kurtuluş olmayacağını...Öyle caka satıp her yediğini, her yaptığını, her yaşadığını milletin gözüne gözüne sokmamak gerektiğini de anlamış olmalıyız. İdrak seviyeleri her bedende farklı olduğundan, bu mevzuyu da herkesin anlamasını sabırla beklemekteyiz.

Hasılı hayatlarımızın düşündüğümüzden küçük birer evreni olduğunu anladık mı anladık. Bir evin içinde yaşamanın bile virüsü kapanlardan kaçtığımız küçücük odalarımızda, tek kişilik yataklarımızda farkettik mi farkettik? Koca dünyayı ülke ülke gezenler bilir, bu virüs hayatımıza girdi gireli dünyadan ülkemize, ülkelerimizden şehirlerimize hapsolduk önce. Sonra hızlıca şehirden yaşadığımız mahallelerimize razı olduk. Apartman bahçelerinde vakit geçirmenin bile lüks olduğu durumlardan, evlerimizin içine, odalarımıza ve yataklarımıza kaçtık durduk. Bu benim yorumum elbette, kaçacak tek yer kaldı, özümüz, içimiz...Bu da bir şeydir. Binlerce yıl geçse özüne yabancı kalan insanlar olarak kendimizi evrimleşmiş canlılar zannetmeye devam edebilirdik. Dışsal hiçbir faktör bizi mutlu edemezken, kendimizi mutlu etme üzerine kafa da yormamıza gerek olmayacaktı belki. İnsanların tamamı içsel yolculuk yaptı, kendini tanıdı ve gerçek potansiyeline hizmet etmek için varlığını adadı diyemeyeceğim elbette. Bu toplu bir nirvana olurdu. Nirvana olmasa da bireysel anlamda çabalamalarımızın, farkındalıklarımızın hayatlarımız için artı değer yaratacağına inanıyorum.

De nerden geldim bu konuya?

Pandeminin getirdiği kısıtlama ve yasaklamalar karşısında insanların geliştirdikleri davranış biçimlerinin ve bağımlısı oldukları alışkanlıklarının ne kadar farklı olduğu üzerine düşünürken, kendimi klavyenin başında buldum aslında.

Ülkemiz için düşünecek olursam, yaklaşık 15 ay gibi bir zaman geçti pandemi koşullarında yaşamaya başlayalı. O günden beri hiç disiplinini bozmayan, kimselerle asla ve kata görüşmeyen, sürekli online alışveriş yapanlar var. Onları bir kenara saygıyla ayırıyorum. Çoğunluk, sabrı yettiği kadarıyla evlerinde izole bir yaşam oluşturmaya çalıştı. Kimi zaman adımını dışarı atmaktan imtina etti, kimi zaman sıkıldı 1-2 arkadaşıyla açık havada veya maskeli-mesafeli görüşmeyi göze aldı. Bazıları daha cesurdu, komşu, akraba toplanmalarına devam etti. Çalışanların çoğu tercih yapamadı, mecburen işine gitti, insanlarla temasta bulundu. Sağlık çalışanları en seçeneksiz olanlardandı. Onlar uzun nöbetlerde, canları pahasına virüslü yüzlerce insanla temas etmek zorunda kaldı. İstifa etmeleri, izne çıkmaları bile engellendi. Herkes, pandemiden ne anladıysa ona göre kendine bir özgürlük veya kısıtlı yaşam kurgusu oluşturdu. Bir de her zaman olageldiği gibi Don Kişotlarımız vardı. ki bu yazıyı bana yazdıran da aslında onlar oldu. Onlar, yeldeğirmenlerinin üzerine cesurca ve bir o kadar da aptalca yürüyenler oldu. Buradan onları olumladığım anlaşılmasın sakın. Onlar, aslında hayatımızda pandemi yokken nasıl yaşıyorlarsa öyle yaşamaya belki de bir adım öteye bile gitmeye cesaret ettiler. Hadi kendi canlarını önemsemiyorlar diyelim, ne yazık ki diğer insanların da duyarlılıklarını yok sayan bir davranış sergilediler. Haz odaklı insanlar onlar benim açımdan. Yeme, içme, sevişme, alkol, sigara kullanımı gibi insanın en ilkel haline zevk veren ne varsa, onlar için bu haz vericiler her şeyden önemliydi, pandemi sürecinde de önemli olmaya devam etti. Kurallarını koyup, büyük bir irade ile uygulayan ve sabırla sonuçlarını almaya çalışan insanlarla adeta dalga geçtiler. Her yere gittiler, herkesle görüştüler, her kuralı ayaklarının altına aldılar. Mutlaka senin hayatında da var böyle insanlar. Yok ben artık görüşmeyeceğim, eve kapandık dediniz. Israrla evinize geldiler, kimseyle görüşmeyeceğinizi söylediniz, sizi davet ettiler. Şölenler düzenlediler, pandemi kurallarına uygun yalanları da, belgeleri de hazırdı zaten. Sağlık çalışanlarının zorunlu nöbetleri de, ölen yakınları da hiçbir şey mani olamadı bu haz düşkünlerine...Huylu huyundan vazgeçmedi yani. 

17 günlük tam kapanmada da önceki sokağa çıkma yasaklarında olduğu gibi günlerce eve kağanıp da markete (gerçekten markete) ihtiyaçlarımızı (gerçekten ihtiyaçlarımızı) almak üzere çıktığımda sokaktaki kalabalıkları görünce kendimi enayi hissettirenin de, haz düşkünlerinin teklifleri karşısında kendimi olmadık mazeretler üretirken bulduğumda duyduğum sıkıntının da kaynağının aslında yine bu haz düşkünlerinin sefahati olduğunu anladığım için artık zihnen özgür hissettiğim için yazmak istedim bunları...

Bazı bünyeler söylenenlerden, yazılanlardan etkilenmediği için bu duygumu da kendime saklamak için yazıya hapsetmek en doğrusu galiba. Ne de olsa huylu huyundan vazgeçmiyor.      

ETEM SEVİK bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 17
Toplam yorum
: 4
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 87
Kayıt tarihi
: 22.12.14
 
 

1995 yılından bu yana yerel ve ulusal medyada çeşitli pozisyonlarda çalıştı, 1997 yılında kendi t..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster