Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

13 Haziran '07

 
Kategori
Gündelik Yaşam
Okunma Sayısı
893
 

Döndüm; ama nereye?

Döndüm; ama nereye?
 

On günlük bir ziyaret için memlekete gitmiştim. Doğduğum kente, baba evine; kardeşlerimin, akrabalarımın, çocukluk arkadaşlarımın yaşadığı yere... Geçmişim orada, en yakınlarım orada... Köyüm orada. Babamın, dedelerimin, amcalarımın, teyzelerimin ve toprağa karışmış bütün yakınlarımın mezarları orada... Çocukluğum orada, aşina olduğum sokaklar orada. Okullarım, öğretmenlerim ve okul arkadaşlarımın çoğu orada... Ama ben hâlâ orada mıyım? İşte bunu bilmiyorum.

Doğup büyüdüğü yerden bir kez kopunca gerçekte yurtsuz hale geliyor insan. Bu duyguyu geçen yıl Milliyet Blog’a başladığım günlerde kaleme aldığım bir yazıda anlatmaya çalışmıştım.* Bir defa gidince ne doğduğun yerde kalabiliyorsun ne de yaşadığın yerde. Sanki varlığın sonsuza dek ikiye bölünüp iki ayrı yerde yaşamaya başlıyor. Memleketindeki herşeyi şimdiki yaşadığın yere alıp getirmen mümkün değil. Hadi aileni, kardeşlerini getirdin öteki sevdiklerini nasıl getireceksin? Hadi onlar da bir şekilde geldi, geçmişini nasıl getireceksin? Çocukluğunu, çocukluk aşklarını, büyüdüğün sokakları, oynadığın parkları nasıl getireceksin?

Bu hal, sen bu dünyadan göçüp gidinceye kadar bitmeyecek ebedi bir ruh bölünmesi... Bir yanın sıla, bir yanın gurbet. Üstelik neresi sıla, hangisi gurbet o bile belli değil. İşte memlekete gidiş-dönüşlerde hep bu bölünmeyi hissederim. Nereye dönüyorum? Dönmek istediğim asıl yer neresi? Ziyaret için memlekete gidişim mi dönüşün bir parçası, oradan yaşadığım yere gelişim mi dönüş? Bir dönüş hayalim hep vardır. Bir gün her şey yoluna girecek, istediğim yerde yaşama şansına sahip olacağım ve o zaman memleketime döneceğim diye düşünürüm. Ama bu vadesi olmayan bir düştür. Ne zaman? Kaç yaşında? Hangi koşullar oluştuğunda?.. Belki de hiçbir zaman gerçekleştiremeyeceğim bir tasarı. Beni korkutan da bu. Bir yanda memleketin insanı sarıp sarmalayan şefkati, öte yanda İstanbul’un insanın kanına işleyip kendine bağımlı hale getiren cazibesi, kültürel ve ekonomik olanakları söz konusu. Birinden vazgeçip ötekini seçmek kolay değil.

Bu bir tek benim yaşadığım bir sorun değil. İletişimin ve ulaşımın son derecede kolaylaştığı günümüz dünyasında insanlar sürekli göç halinde. Çalışmak ya da okumak için, tatil için, yeni yerler görmek için, yaşadığı yerden sıkıldığı için, iklimin ya da toplumsal konforun daha uygun olduğu yerlerde yaşayabilmek için kitleler halinde ya da tek tek ata topraklarından kalkıp başka bir yere gidiyor. Savaşlar, iç savaşlar, soykırımlar, etnik temizlik uygulamaları, küresel iklim değişiklikleri ya da sürgün politikaları nedeniyle milyonlarca insan oradan oraya sürükleniyor. Arkasında büyük acılar, özlemler, düş kırıklıkları, çaresizlik ve nefret birikimiyle...

Şöyle bir düşünürsek hem tüm dünyada hem de Türkiye’de nüfusun büyük bir çoğunluğu doğup büyüdüğü yerde yaşamıyor. Elli-altmış yıl önce nüfusun büyük bir bölümü köylerde yaşarken bugün bu oran tersine dönmüş durumda. Bir anlamda zaten çoğumuz göçmeniz. Bunun yanında bir kentten bir başka kente, bir başka ülkeye göç olgusu var. Yani benim İstanbul’dan memlekete, memleketten İstanbul’a gidiş - dönüşlerimde yaşadığım duygusal karmaşalar, sıla özlemi, nereye ait olduğunu anlayamama halleri çoğumuzun başında. Bir anlamda artık hepimiz gurbetteyiz. Öyle ki, hızlı ve aşırı göç nedeniyle kentlerin nüfus yapısının değişmesi, şehrinden hiç ayrılmamış, ömrünü doğduğu evde geçirmiş olanların bile kendini gurbette hissetmesine yol açıyor. Bir anda komşularının değişmesi, hiç tanımadığı kişilerle, kültürlerle bir arada yaşamak zorunda kalma durumu kendi gurbete gitmese bile gurbetin kendisine gelmesi gibi tuhaf bir hali beraberinde getiriyor.

Ben de çoğu zamandır iki, hatta çok taraflı bir gurbetteyim. Bir köyde doğmuştum. Ben beş yaşındayken kente göçtük. Çocukluğumun ve ilk gençliğimin geçtiği kentten askerlik sonrası üniversite eğitimi için ayrıldım. On sekiz yıldır İstanbul’da, aynı mahallede yaşıyorum. Değişim öyle hızlı ki, benim bir misafir olarak yerleştiğim mahallede bile eski komşularımın yerini yenileri aldı da ben oranın eski yerlilerinden biri gibi kaldım. Antep’e, baba evine gittiğim zaman da komşularımızın hemen hepsinin değiştiğini, onların yerine uzak memleketlerden hiç tanımadığım insanların gelip yerleştiğini görüyorum. Yani artık orada da gurbetteyim.

Galiba artık “sıla” diye bir yer yok; her yer gurbet; herkes gurbette; nereye dönsen gurbet; İstanbul herkesin gurbeti; bütün dünya kocaman bir gurbet. Sıla, içimizde, hiçbir zaman ulaşılamayacak, geri dönülemeyecek bir yerlerde...

Sıla bir “düş”tür artık, düşünde çocukluğunu görmek gibi...

* http://blog.milliyet.com.tr/Blog.aspx?BlogNo=5433

Ümit Culduz , OKAN TINMAZ bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

Bu blog Editör'den Öneriler alanında yayınlanmıştır

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Arka arkaya 3 kez okudum. Gurbet ve sila bugüne dek tanimlanmayi beklemis. Eline saglik sevgili Celal.

OKAN TINMAZ 
 20.06.2007 0:29
Cevap :
Çok teşekkür ederim Okan Bey, sizin yorumunuz da muhteşem. Elinize, yüreğinize sağlık. Selamlar, sevgiler...  20.06.2007 9:24
 

Fena takildim bu yazina, Celal. Bugün yine okudum. Aklima yine bir gurbet tanimi geldi. Yine Almancadan. "Sefalet" anlamina gelen bir sözcük var bugünkü Almancada: Elend. Etimolojisine baktiginda, Orta Cag'daki sekli "eli lenti". Ve anlami da "el diyari", yani gurbet. Selamlar, sevgiler.

pirmete 
 17.06.2007 13:46
Cevap :
:) Sevgili Pirmete Dostum, Almanca gibi zengin bir dilde gurbet sözcüğünün tam karşılığının olmaması zaten garip olurdu biraz. Eline sağlık. Selamlar, sevgiler...  17.06.2007 20:58
 

Yaşamın sürekliliği ve değişim bizleri sürekli gurbete atıyor galiba. Belkide yazma isteğimiz bu sıla özleminin bir yansıması. Ön koşulsuz kollarımızı açıyoruz, blog sayfaları bu kucaklaşmanın bir yansıması belki... Belki sıla mb blog, yeniden hoş geldin...

Necati TÜFEKCİ 
 16.06.2007 18:55
Cevap :
Hoşbulduk A-siyazar, haklısın, buradaki varlığımız sıla özleminin bir yansıması olabilir. Selamlar, sevgiler...  16.06.2007 22:53
 

Hoşgeldin sevgili Celal... Mutluluğu, sevgiyi, hüznü, sevinci ,üzüntüyü, yokluğu, varlığı yaşadığımız, çocukluk yıllarımız ve çocukluğumuzun geçtiği, unutamadığımız çevre ve o güzel insanları hep özlüyoruz...saygılar.

Latif 
 15.06.2007 1:11
Cevap :
Hoşbulduk sevgili Latif bey dostum, özlemler de anılar da hep aynı... Çok teşekkür, çok selam.  15.06.2007 19:59
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 431
Toplam yorum
: 4967
Toplam mesaj
: 287
Ort. okunma sayısı
: 3622
Kayıt tarihi
: 30.06.06
 
 

Anahtar kelimeler: Antep, İstanbul, Haziran, İkizler, Beşiktaş, MÜ İletişim Fakültesi, Gazetecilik. ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster