Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

02 Ağustos '10

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
738
 

Dönen tekere yapışan sakız gibi bir toplum olmak..

Dönen tekere yapışan sakız gibi bir toplum olmak..
 

Adam olmak zamanında adam olmayı kaçıran bir toplum olarak acaba çok hızlı bir şekilde herşeye adapte olabilmenin dayanılmaz hafifliğini mi yaşıyoruz.

Silmek üzere açtıkları sayfayı silemeyen, sözde güçlü devletlere karşı Cumhuriyeti kurmak için verdiğimiz mücadele sonrası, anlaşılmaz bir şekilde rehavete kapılan biz Türk Milleti'ni sonsuza dek rahat bırakmayacaklar. Cumhuriyetin kuruluşunun ilk yıllarında şaha kalktığımız fakat malum devletler tarafından yavaş yavaş uyuşturulmaya başladığımız 85 yıl önceleri, yepyeni planlarla toplumumuza sızanlar boş durmadılar. Kendilerin toplumsal refahlarını ve sanayilerini ileri düzeylere çekmek için var güçleri ile çalışırlarken, bizimde yuvamızı yapabilmek adına her yolu denemeye ve meyvalarını hemen almaya başladırlar.

Biz uyuşturulmuş bir toplum olarak onların ekmeğine tereyağ sürdük. Bizim için yazdıkları senaryoları bir tiyatro sahnesinde oynarmışcasına kendimizden geçmiş bir şekilde öyle gerçekçi öylesine içten oynadık ki, atalarımızın ne canlar ne kanlar döktüğü sorumluluğumuz olduğu bir vatanımız olduğunu bile unuttuk. Onlar bu halimizi zevkten dört köşe olmuş bir biçimde seyrederken hainlikle şak şaklayan alkışlarını haince sevinç çığlıklarını duyamadık.

Sanayide devrimler niteliğinde girişimler yapacakken bir anda her şey tersine döndü, açtığımız tüm fabrikalara kilidi yine bize biçilen role göre oynayarak kendimiz vurduk, tarımda kendimize yeten ve hatta ihraç edebilecek tek ülke iken bugün ekebilecek tohumu bile onlardan alır olduk. Eğitimimizde de inanılmaz bir ruhu yakalamış, meralardan köylere kasabalardan şehre uzanan çağdaş uygar bir topluma ulaşma yolunda basamakları ikişer üçer atlayarak çıkarken, gerçek yaşam bilincinden uzak kafaları karmakarışık ezberci bir mantıkla boş yetişen bireyler olarak topluma itildik. Görüş ve düşünce farklılıklarımızdan bir şeyler öğreneceğimize, kardeş kardeşe kavga ettik, birbirimizin canına kasdettik. Ne için, senaryo böyle yazılmıştı ve Türk Milleti bunu oynayacaktı vatanı için çalışmaya vakit bulamayacaktı.

Fersah fersah geriden baktığımız gelişmiş toplumların, eğitim anlayışının merak eden öğrenci odaklı olduğu halde, bizde ise meraklı öğrenci sorunlu öğrenci oluverdi. Merak eden öğrenci içi adeta, bu fazla merak etmesin aman başımıza olmadık işler açar mantığıyla pısırık bir şey sormaktan ürken öğrenci sürüleri yetiştirildi. Ezberci bir eğitim sayesinde öğretim yılını kurtaran sadece sınıf geçebilen, hayata dair ne bir bilgisi ne de fikri olmayan düşünemeyen genç sürü toplumu oluşturuldu.

Demokratik olduğumuzu sanarak yaşayan demokrasiden istediğimi yaparım mantığını çıkaran, diğerinin hak ve hürriyetlerine kilit vuran bir anlayış ortaya çıkardık. Oysa uyum içersinde hızla dönen hızına ayak uyduramayacağımız bir tekerlek gibiydi bizim için demokrasi. Bizim gibi uyuşturulmuş toplumları bir sakız gibi ezen döndükçe yollara yapıştıran demokrasi, bize asla yaşatılmamak üzere belkide kasten hep yanlış uygulatıldı. Bu sebeple demokrasiyi tanıyamadan, her ne kadar bu tekerlekle dönüyor gözüksekte tekerleğin içinde değil hep dışında yol aldırılmaktayız .

Kendimize sormaya cesaret etmek şöyle dursun, sorsak bile cevebını asla veremeyeceğimiz toplum olarak nereye gidiyoruz söylemleri içinde boğulmaktan kurtulamayan bir toplumuz. Bu söylemlerle bir dolu tartışma programlarından, bu programların çoğunluğunda çoban salatadan öte gitmeyen yorumları dinler dururuz. Adam sendecilerin çoğunlukta olduğu bir toplumda, korkuyoruz birşeylerden rahatımızın bozulmasından ürküyoruz. Elimizde olanı zaten zorla edindik, hasbel kader biryerlere geldik aman bana dokunulmasın zihniyeti ile edindiklerimizle yetinerek yerinden kıpırdamadan yaşamak mı bizi bir adım öteye taşıyacak. Şartlı refleksif bir şekilde her sabah kalkıp işimize gidiyor, günü işin bizi akıttığı biçimde geçiriyor ve evimize yine aynı şartlanmışlıklarla gelecekten ümitsiz olarak dönüyoruz. İş yaşamımızda işin bizi değil bizim işimizi yönettiğimiz an bazı şeylerin yavaş yavaş değiştiğini kontrol altına alınabildiğini göremiyoruz. Çoğunluğumuzun asgari ücrete mahkum bir aile olarak yaşadığımız ve önceliği gerekli olan şeylerin en tepesine son model cep teflonunu koyarak hiçbir yere varamayacağımızı, önceliğin aile için en gerekli olandan en gereksiz olana göre sıralandığı tercihleri bile yapabilme becerisini gösteremiyoruz. Hep rahatlık hep rahatlık, onda var bendede olmalı gibi asıl görmemiz gerekenleri engelleyici, sorunları ilk anda değilde nefessiz kaldığımız anda çözme gayretimiz ise hem para kaybettiriyor hemde dışa bağımlılığımızı arttırıyor.

Rahata çok alıştığımız uyuşuk bir toplum olarak yaşamaya devam ettiğimiz her geçen gün farkında olupta umursamadığımız, altımızdan usul usul çekilip alınmaya başlanan bu coğrafyada suya sabuna dokunamadan hayatımıza yazılan senaryoları daha çok oynar çok oynatılırız . Bir gün gelirde artık yazılması gereken senaryoya da gerek duyulmaz milletimizin uyutulmasına da gerek kalmadığına karar verilirse, perdeleri kapar sahneyi terk etmek zorunda bırakılırız.

Saygılarımla.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 28
Toplam yorum
: 7
Toplam mesaj
: 4
Ort. okunma sayısı
: 909
Kayıt tarihi
: 16.06.10
 
 

Merhaba ben 1965 doğumlu Nedim ORTA oğlu Emin ORTA. Milliyet Blog' a yıllar önce birşeyler yazmaya..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster