Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

31 Temmuz '09

 
Kategori
Siyaset
Okunma Sayısı
961
 

Dönenler dönek midir, dönmeyen inek midir?

Dönenler dönek midir, dönmeyen inek midir?
 

Siyasi tartışmalarda bir “dönek” edebiyatıdır sürer gider. Bazıları, bir zamanlar kendileriyle aynı düşünceleri paylaşan, aynı amaç için mücadele eden arkadaşlarının sonradan fikir değiştirip yollarını ayırmasını bir türlü kabullenemez, hazmedemez. Öyle davrananı davaya ihanetle, döneklikle suçlar. Kimler öyle damgalanmadı ki Türkiye’de… Bir zamanlar sosyalist görüşlere yakınlık duymak ve şarkılarında sosyal sorunlara dikkat çekmek dışında pek de siyasi bir yönü bulunmayan rahmetli Cem Karaca bile bazı keskin “solcu”lar tarafından döneklikle suçlanmış, o da bunlara <ı>"Ben döneksem döndüm diye memleketime/döndüm baba, döndüm işte, oh be!" şarkısıyla cevap vermişti.

Etiket makinelerinin sağı solu yoktur. Siyasal İslamcılar da tepe tepe kullanır, radikal solcular da, milliyetçi faşistler de… Bir zamanların İslamcısı Hürriyet yazarı Ahmet Hakan eski arkadaşları için bir dönektir. Alpaslan Türkeş’in hareketten ayrılan ülkücüler için “davadan döneni vurun” dediği rivayet edilir. Sol yapıların bazılarında aynı emrin fiile döküldüğü de olmuştur.

Dönek suçlamalarını üreten zihniyetler birbirine yüz seksen derece zıt siyasi konumlarda olsalar da ortak özellikleri vardır: Bunlar bireyi kolektif yapıların kişiliksiz bir parçası olarak görürler. Yani siyasi örgüt bir makineyse o örgütün mensubu olan bireyler o makinenin dişlisi, rulmanı, kayışı falandır. Bireyin tek başına bir değeri yoktur. Makine için çalıştığı sürece iyidir; çalışmayı bırakırsa haindir, dönektir, korkaktır falan filan… Başka bir ortak özellik, her şeyin aynı kaldığı, hiçbir şeyin değişmediği kabulüdür. Yani hangi noktada, nasıl, hangi şartlarda yola çıkılmışsa o şartların ezel ebed devam ettiği/edeceği savunulur.

Halbuki hayat asla aynı kalmaz. Hem olgular hem de insan bilincinin onu algılama biçimi ve düzeyi değişir. Mesela Mısır'daki hiyeroglif yazısı yüzlerce yıl boyunca insanlar için birtakım anlamsız şekillerden ibaret bir süsleme tarzı gibi bir şeydi. Günün birinde Fransa'dan çıkıp gelen bir adam onları okumayı öğrendi ve o kuş, insan simgelerinin anlattığı hikayeleri ortaya çıkardı. O andan sonra insanların o "süslere" bakışı temelinden değişti.

Şu döneklik meselesini başka bir örnekle anlatmaya çalışalım:

Diyelim ki, yolların şimdiki gibi gelişmediği, motorlu taşıtların icat edilmediği bir çağda bir grup insan bir yere gitmeye karar verdiler. Bir araya gelip oraya hangi yoldan, ne kadar zamanda gideceklerini, yolda ne gibi engel ve risklerle karşılaşacaklarını, yolculukta temel ihtiyaçlarını nasıl karşılayacaklarını konuşup bir plan yaptılar ve yola çıktılar. İlk anlarda her şey yolunda gitti, yolcular şevkle heyecanla yola devam ettiler. Ancak hedefe ulaşma süresi olarak belirledikleri süre aşıldı ve hedefe hâlâ varılamadı. Yolluk erzak bitti, yorgunluk emareleri baş gösterdi, hastalananlar, yürüme güçlüğü çekenler oldu. Bu sorunlara rağmen zorluklar göze alınarak bir süre daha fedakârca yürünmeye devam edildi. Dağlar, akarsular, ormanlar aşıldı ama varılacak şehrin ışıkları hâlâ görünmedi.

Bu durumda bazıları, “acaba yolculuk planında mı bir hata yaptık, yanlış yoldan mı gidiyoruz, bu şekilde hedefe varamayabiliriz, planlarımızı gözden geçirelim, gerekirse başka bir yol deneyelim” demeye başladı. Bu hale dışarıdan tarafsız bir gözle bakan biri için gayet mantıklı bir öneridir bu. Normalde de insanlar o yolda kendilerini heba etmemek için bu öneriyi değerlendirir, sağ salim bir yere ulaşmanın yollarını ararlar. Aynı yöntemle aynı yoldan gitmekte ısrar etmenin yolcuları ölüme sürükleyeceği açıktır. Yanı sıra, aynı yolda devam etmek isteyenler olsa bile hiç değilse kendi canını kurtarmak için başka bir yol aramaya çalışanları engellemeye çalışmazlar. Herkes tercihini yapar; daha akıllı hareket eden hem canını kurtarır, hem de hedefine ulaşır; yanlışta ısrar eden kaybolur.

Ancak siyaset gibi soyut süreçlerde gidilen yolun yanlışlığını zamanında anlamak ve anlatmak çok zordur. Somut bir engel teorik olarak yokmuş gibi gösterilebilir. Yani karşıda bir duvar varsa onun aslında bir duvar olmadığı, bazılarının yürümeye mecali kalmadığı için düz yolu duvarmış gibi göstermeye çalıştığı iddia edilebilir. Siyaset böyle şeylere izin verir. O engeli gösteren kişiler korkaklıkla, döneklikle suçlanabilir. Kimi yolcular Musa peygamberin kırk yıl Sina Çölünde dolaşıp durması gibi sonu hiçbir yere çıkmayan bir yolda yürümeye devam etmeyi bir kahramanlık, fedakârlık sayar. Kendisinin yürümesine kimse karışamaz; isterse ömrünün sonuna kadar yürüsün dursun. Sorun, yanlış yolda yürüyen bu kişinin başka yollar aramak isteyenleri “yoldan dönmek”le suçlamasıdır.

Siyasette “dönek” edebiyatı böyle bir şey… Adam yanlışta ısrar eder, “duvar yok, sen yürümekten korkuyorsun” der. “Madem duvar yok, o zaman sen aş, biz de arkandan gelelim” dersin; cevap: “sen döneksin, onun için aşamıyorum”…

“Sen inek olmayasın?” demek lazım gelir ama en iyisi susup duvarıyla baş başa bırakmaktır onu...

PınarG bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 431
Toplam yorum
: 4967
Toplam mesaj
: 287
Ort. okunma sayısı
: 3586
Kayıt tarihi
: 30.06.06
 
 

Anahtar kelimeler: Antep, İstanbul, Haziran, İkizler, Beşiktaş, MÜ İletişim Fakültesi, Gazetecilik. ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster