Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

19 Mart '19

 
Kategori
Öykü
Okunma Sayısı
90
 

Dönüş

Köye yaklaştıkça arabasının  hızını  iyice  düşürdü Ali Haydar.

Sağında ve solunda yol boyu bir set gibi sıralanmış  ağaçların bulunduğu dar stabilize yolda ilerlerken,  arabasının arkasında ince bir toz kümesi havalanıyordu. Önüne baktığı kadar, bir sağına bir soluna bakmadan gidemiyordu. Bu bakışlar yetmedi ona. Uzaktan köyün evleri göründüğünde arabayı yolun kenarında uygun bir yere çekip, yavaş hareketlerle indi aşağı. İndiği yerde dikilip  kendi etrafında ağır ağır bir tur dönerek etrafa baktı.

Yolun sol tarafında yola paralel akan deredeki suyun üstünden atlayıp  yamaca doğru tırmandı. Kır çiçekleriyle bezenmiş, bol yapraklı ağaçların bulunduğu yerde durdu. Yemyeşil çimenlerin ortasına sırt üstü uzandı. Derince içine çektiği tertemiz havada tarifi zor doğa kokuyordu.

Gökyüzünün maviliğinde leke gibi kayıp giden parça bulutlara bakarken;  rüzgar,  seyrekleşmiş tel tel saçlarını savuruyordu. Altına uzandığı ağaçların yemyeşil yaprakları esintiyle dans ederken arasında da güneşin ışıkları süzülüyordu. Bu ışıklarla bahar toprağı ısınmaya çalışıyor, üzerinde biten her türden bitkiyle etrafa koku ve güzellik saçıyordu. Doğanın her parçası insanlar gibi ayrı özellik, ayrı karakter taşırken, onun içinde olan kişiyi de değiştirirdi. İşte Ali Haydar bu haldeydi. Emekli olduğundan beri her bahar, kırk yıl önce ortaokulu bitirdiğinde  burdan göçüp gittiği şehirden köyüne gelir, gelince de kentteki ruh hali gider başka bir insan haline gelirdi.

Bir süre pozisyonunu bozmadan uzandığı yerde öylece kaldı. Her şey kırk yıl önceki gibiydi. Burada kuzu otlattığı zamanlarda da sere serpe uzanırlardı, arkadaşlarıyla…Sanki o anı yaşıyordu. Sağında ve solunda yatan arkadaşlarını görecekmiş  gibi bakındı. O anda da hayallerinden sıyrıldı. Sırtı sanki nemlenmişti, öyle hisetti.

Daha sonra uzandığı yerden yavaşça doğrulurken birden gördü uzaktan köye doğru  uçan üç beş  leyleği. Dostlarını görmüş gibi keyiflendi, yüzünde tebessüm oluştu. “Randevularını da hiç aksatmazlar,” diye içinden geçirdi.  Peşpeşe uçuyorlardı leylekler. Pembe gagalarını ileri, iki ayaklarını da  aynı doğrultuda geriye doğru uzatmış halde kanat çırpmadan süzülüyorlardı. İşte en sevdiği kuşlarla  buluşma vakti gelmişti. Üç renkten oluşan renk uyumlarıyla muhteşem görünüyorlardı. Gözlerini kırpmadan takip etmeye başladı onları; çocukluğundaki gibi…Bahar yaklaştıkça yolcu bekler gibi her gün onların yolunu gözlerdi okul çıkışlarında.

Köyün altındaki okula yakın değirmenin bacasına, ağaç dallarından örerek  yaptıkları kocaman yuvalarının karşısına oturur beklerdi. Gelişlerini görünce heyecanlanır, gözünü kırpmadan seyrederdi onları. Leylekler döne döne alçalır, önce biri, belli bir süre sonra eşi yıllarca bozulmamış yuvalarına  yumuşak bir iniş yapardı. Buluşmanın ve yuvalarına kavuşmanın sevincini yaşarlar gibi kanatlarını yarım açıp kapatarak birbirlerinin etrafında döner, birbirlerine dokunur, lak lak sesleriyle dans ederlerdi adeta. Annesi, “Onlar da böyle konuşur, birbirlerine sevgilerini öyle belirtir oğlum”, derdi. Kimse ilişmezdi onlara.

Dişinin yaptığı üç dört yumurtanın üstüne erkekle sırayla oturmalarına, yavrularını  yumurtadan çıktıktan sonra kursaklarında getirdiği yiyeceklerle beslemelerine hayranlıkla bakardı. “Bizler gibi” diye içinden geçirirdi.

Öğretmeninin derste göçmen kuşlar konusunu anlatırken, leyleklerin onlarca kilometre uçtuklarını, senede iki defa bunu yapıp aynı yere geri döndüklerini, sıcak mevsim canlıları olduklarını, kuşlar içinde en büyük ve en sağlam yuvayı leyleklerin yaptıklarını  hayranlıkla dinlerdi. Uzun bacaklarından birini karnına gömüp tek ayak üzerinde uzun süre durmaları, gövdesinin beyaz, kanat teleklerinin siyahlığı ayrı hoşuna giderdi. Onların gelişiyle sevdiği bahar mevsimi sarıp sarmalıyordu kendisini sanki. Okuduğu leylek hikayelerinden, tekerlemelerinden ayrı keyif alırdı…

Ali Haydar bir anda sıyrıldı düşüncelerden. Leyleklerin  uzaklaşıp köyün üstünde inme hazırlığında olduklarını gördü. Acele etmedi. Kendisi de aynı yere gidecekti zaten. Onlarla daha uzun zaman geçirecekti nasıl olsa.

Yavaşça yerinden kalktı, çıkardığı ayakkabılarının topuklarının arkasına basarak küçük adımlarla aşağı inmeye başladı. Kulağına gelen ağaçların tepesindeki kuş seslerini dinlerken şehirlerdeki kuş kafesleri gözünün önüne geldi, içi sıkıldı. “Kuşların kanatları özgürken, kafesler de boşken güzel” diye düşündü. Yine dereyi taşlara basıp geçecekken durdu. Suyun akarken çukurluklarda oluşturduğu göletlere baktı. Çıplak, bağrışa çağrışa, bazen çamurlara bulanıp oyun yaparak çimdikleri arkadaşları gözünün önündeydi, güldü kendi kendine. Sırtına attığı kazağını eline alarak  arabaya doğru yöneldi. Leyleklerle beraber baharı, yazı geçireceklerini, beraber köyden ayrılacaklarını hatırlayıp keyiflendi. Tek fark, kendisi bu güzelliklerin olmadığı yere, leylekler de büyüttükleri yavrularıyla buraya benzer bir yere döneceklerdi...          

VAROL  KARA

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 33
Toplam yorum
: 7
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 132
Kayıt tarihi
: 27.02.14
 
 

Üniversite  mezunu, eğitimci. Okumaktan,  düşünmekten,  yazmaktan,  türkülerden, bağlamadan  vazg..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster