Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

30 Ağustos '21

 
Kategori
Spor
 

Dönüştürücü; Vitor Pereira

Fenerbahçe en son ne zaman 3/3 ile başlamıştı diye düşünürken sahada Altay forması giyen İbrahim Öztürk gözümüze çarptı. Bursaspor forması giyordu o zamanlar.

Aradan 11 hatta 12 sene geçmiş.

2009/10 sezonuna 3’te 3’le değil, 8’de 8 ile başlamıştı Fenerbahçe.

Kolay değil!

Arada kazandığı 2 şampiyonlukta dahi bir daha bu çizgiye yaklaşamadılar. Her sezonun kendine göre zorlukları, sıkıntıları, bir türlü üzerinden gelinemeyen, aşılamayan problemleri oldu.

Bu sezonun da güllük gülüstanlık olduğunu söylemek kolay değil aslında... Fenerbahçe kamuoyu her güne takımın eksikleri ile bağlantılı transferle yatıp kalkıyor neredeyse.

O transferler bir türlü gelemezken her 2-3 günde bir sakatlar kervanına bir iki futbolcunun eklenmesiyle bambaşka bir de resim çıkıyor ortaya.

İşte o resim bugün Fenerbahçe’nin yıllardır aradığı takım olgusunu bizlerin gözleri önüne seriyor.

Her maç bir genç oyuncunun ortaya çıkıp karşılaşmanın adamı haline gelmesinin geri planında yatan asıl gerçek bu.

Hadi ilk hafta tesadüftü, ikinci hafta istisna oldu, Avrupa maçları ve dün?

Bunlar da mı?

Kuşkusuz değil.

Ferdi’nin attığı gol baştan sona futbolcunun kendi eseridir. Helsinki maçında Fatih’in attığı golü de başka yere koymuştuk, işte bu da öyle.

Bu öğrenilmiş dersleri unutmadan bir yerlere not etmek gerekiyor.

Neden?

Çünkü maalesef çok klişe bir söz var “futbolda dün yoktur!” diye.

Klişedir ve asla doğruluk payı yoktur; oturmuş bir futbol anlayışı olmayan, günübirlik yaşayanların peşinden gittiği yoldur bu ucu her zaman çorak bir araziye çıkar.

Dün Fenerbahçe’nin rakibi Altay da Süper Lige iyi bir başlangıç yapmıştı ve teknik direktörü Mustafa Denizli’ydi. Bu karşılaşmanın zorluk derecesini bir seviye yukarı taşıyordu.

Mustafa Denizli her zaman pragmatist bir teknik adam oldu. Dönemsel çok büyük başarılar elde etti ancak hiçbir zaman kalıcı bir yapı oluşturamadı, kuramadı.

Altay aslında Mustafa Hoca için bu anlamda bir şans. Ancak dünkü oyunla değil tabii.

İlk yarıyı sadece Fenerbahçe’nin oyun planı üzerinden değerlendirdiğinizde ortaya kısır, yaratıcılıktan uzak bir takım çıkıyor. Buraya baktığınızda hemen 3-4 transfer istiyorsunuz. Oysa karşıda bir rakip var ve tek yaptığı 5’li savunma dizilişiyle rakibi bezdiren oynatmama planı üzerine kurulmuş bir taktikle sahaya çıkmış.

Bu durum istatistiklere de yansıyor; ilk yarı bittiğinde Altay’ın isabetli pas sayısı sadece 51. Koca 45 dakika içinde 51 pas; her dakikaya 1 adet!

Bize bunun futbol olduğunu kimse söylemeye çalışmamalıdır.

Evet Süper Lig’e yeni çıktı, daha kat edilmesi gereken çok mesafe var ama teknik direktör de Mustafa Denizli ve daha fazlasını beklemek her futbolseverin hakkıdır.  

Bu hafta Avrupa’da çok zor karşılaşmalar oynandı; benim Premier Lig’de takip edebildiklerim arasında bu şekilde net kapanma ve savunma oyunu üzerine kurulmuş takımlar karşısında kim olursa olsun oyun kurmada çok zorlandılar.

Futbolun da hem zor hem de güzel tarafı bu; deneyerek, vazgeçmeyerek rakibin oyununa göre farklı planlar geliştirmeyi becerebilmek.

Mustafa Denizli’nin kafasındaki model ilk yarı Fenerbahçe’yi kilitleyerek maçı 70. Dakikalara kadar golsüz devam ettirmek, o bölümden sonra gol atmak için iyice ve kontrolsüzce ileri çıkmaya başlayan rakibinin üzerine geçtiğimiz yılların gol kralı oyuncusunu diri bir şekilde sokarak gol bulmaya çalışmak.

Bu futbol anlayışı pragmatizmin ülkemizdeki zirvesidir ve takımdan takıma giden teknik direktörlerin büyük takımlara karşı sığındığı yegane taktiğidir. Sonuç alındığı için eleştirmek bir tarafa yüceltilir.

Oysa futbol artık başka bir şeye dönüşüyor; Vitor Pereira da bunun ülkemizdeki dönüştürücüsü haline geliyor.

Belki ilk yarı bittiğinde genel anlamda futbol kamuoyu Fenerbahçe’ye bu tür takımların kilidini açacak yıldız, yaratıcı özelliğe sahip oyuncu ihtiyacı olduğunu dile getirmeye hazırlanıyordu. Karşılaşma böyle sona erse koro halinde duyacaktık bu düşünceyi ama Ferdi tam da yaratıcılığın anlamına yakışan bir şekilde attığı golü neredeyse yoktan var etti ve tüm ezberi bozdu.

Fenerbahçe’nin attığı ikinci golün hikayesini en başından itibaren takip ettiğimizde oyunun geriden nasıl orta alana, merkeze geçtiğini oradan sağ tarafa kaydığını ve burada da asiste dönüştüğünü izliyoruz.

Top sürekli çimlere temas ederek, yerde kalıyor; şişirilmiyor, tesadüflere bırakılmıyor.

Dahası takım ne yaptığını bilerek oynuyor, sonuç alıyor.

Takımın oyunu kilitlemeye çalışan rakibine karşı sürekli arayış halinde bir çaba içinde olduğunu ayırt ederek izleyebilmek de futbol taraftarının ülkemizdeki seviyesini bir kademe yukarı çıkaracaktır.

İşte o seviye pragmatizme hiçbir zaman teslim olmayacak, günübirlik başarılarla yetinmeyeceği gibi başarısızlıklarda da karalar bağlamayacaktır.

Fenerbahçe’nin geçmiş yıllarda ihtiyaç duyduğu yegane şey işte bu ne yaptığını bilen takım kurgusundan başka bir şey değildir.

İnişleri, çıkışlarıyla bu sezonu bu gözle takip etmek gerekiyor.

ETEM SEVİK bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 1990
Toplam yorum
: 2005
Toplam mesaj
: 77
Ort. okunma sayısı
: 1290
Kayıt tarihi
: 09.06.06
 
 

"Keyif verici bir yalnızlık" olarak gördüğüm yazma serüvenimin en önemli merkezlerinden bir tanes..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster