Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

21 Nisan '11

 
Kategori
Mizah
Okunma Sayısı
1603
 

Dönüşüm

Dönüşüm
 

Gregor Samsa bir sabah bunaltıcı düşlerden uyandığında kendini yatağında TC vatandaşı olarak buldu. Kollarındaki ve bacaklarındaki tüyler kararmış, baldırı kalınlaşmış, boyu da biraz kısalmıştı. "Oha! İşte şimdi yaprraağı yedik hafız" dedi kendine… Komodinin üzerindeki pakete uzanıp içinden bir sigara aldı. Gregor sigara tiryakisiydi ama günün bu saatinde, hele hele yatakta asla içmezdi. Demek Türk olmak böyle bir şey diye geçirdi içinden.

Sigaradan ilk nefesi çekmişti ki birden odanın kapısı açıldı ve içeriye uzun boylu biri girdi. "Van minüt, van minüt, no sigara, yasak yasak!" dedi adam. Gregor’un ağzındaki sigarayı alıp kültablasına bastırdı, sigara paketini de uzun ve güçlü parmaklarıyla çamaşır sıkar gibi kıvırıp parçaladı. Sonra kapıya doğru seslendi: “getir oğlum şu formayı.” Koruma olduğu anlaşılan bir adam çevik hareketlerle içeri girip elindeki poşetten sarı-lacivert renkli bir forma çıkardı, emreden adama uzattı: “Buyrun başbakanım.

Başbakan, sırtında iri rakamlarla “10” yazan formayı omuzlarından tutup açarak Gregor’a gösterdi: “Bundan böyle bu formayı sırtından çıkarmayacaksın; adın da artık Gregor Samsa değil, Gürgen TemSA olacak.

Gregor, hiç itiraz etmeden formayı alıp giyerken odaya yaşlıca, kır saçlı biri girdi. “Milletvekili olamayacaksın. Şato’yu kundaklama Dava’sından ve Milena’ya yazdığın mektuplarda bulunan suç unsurlarından dolayı sabıka kaydın var; yasaklısın” dedi Gregor’a. Başbakan ve yanındaki koruma birden bire ortadan kaybolmuştu. “Ben Şato falan kundaklamadım, hiç Dava’m da olmadı, Milena diye birini de tanımıyorum. Ayrıca, zaten milletvekili adayı değilim ki?” diyebildi Gregor. “Biz yasalara göre karar veren bağımsız bir yargı organıyız” deyip odayı hızla terk etti kır saçlı adam.

Gregor, daha yatağından kalkamadan bu defa odasının kapısında biri rütbeli iki asker belirdi. Rütbeli olan, "Gürgen TemSA, asker kaçağı olarak aranıyorsun, yürü merkez komutanlığına" diye bağırdı. Zavallı Gregor neye uğradığını şaşırdı: "Nasıl?" Rütbeli: "10 saniye içinde giyinip hazır olmazsan ceza olarak 50 şnav çekeceksin" dedi. Kadersiz Gregor henüz pantolonunun bir paçasını ayağına geçirebilmişti ki, rütbeli, "süren doldu, cezalısın; şnav vaziyeti al!" diye haykırdı. Gregor yatağının yanındaki boşluğa uzandı ve ellerini yere koyup vücudunu kaldırdı. “Say” diye emretti rütbeli bu defa. Gregor henüz "birr” demişti ki, biri “galdı mı kırk dohuz” diye seslendi. Odaya biri daha girmişti. Gregor devam etti: “ikii.” Ses: “ikiyi düş, galdı mı kırk yedi“ Gregor: “üçç.” Ses: “üçü de çıkar, galdı mı kırk dört.” Gregor: “dört.” Ses: “Kırk dörtten dördü çıkar ve MHP’nin kırhıncı yılı!”

O sırada içeriye bir hakem girdi. Samsa'ya bir sarı kart gösterdi. Cebinden küçük bir defter çıkarıp Gregor’un giydiği formanın sırtındaki numarayı yazdı. Parmağıyla gözünü işaret ederek "gözüm üzerinde, ikincide atarım" dedi. Sonra rütbeliye döndü: "50 şnav oynanmamış zaman"

Gregor, "Yapma hocam! Bu formayı boşuna mı terletiyoruz biz. Çalma emeğimizi" diye isyan etti. Tam o sırada içeriye yakışıklıca, yanık tenli, kirli sakallı bir adam girdi. "Ben Survivor'a giderken memleketi sana emanet ettim Gregor, ama sana bir küçük bebeğe bakar gibi, gözbebeğin gibi bak' diye bıraktığım memleketin homuna koymuşsun afedersin" dedi. Sesi ince ve ağlamaklıydı. Bahtsız Gregor, adamın neden bahsettiğini anlamaya çalışırken, rütbeli, hakem ve bu sözleri söyleyen adam birbirine sarılarak ağlamaya başladılar. Ağlarken bir şarkı mırıldanıyorlardı: “havasına suyuna, taşına toprağına, bin can feda bir tek dostumaaa

O sırada Gregor'un odasının bitişiğindeki salondaki televizyonun sesi açıldı. Yumuşak sesli bir adam, "Benim adım Kemal Kılıçdaroğlu; ben Gregormuş Samsaymış ayırmam" diyordu. Rütbeli Gregor'a "bırak lan şnavı, çabuk giyin, gidiyoruz" dedi. Gregor emrin etkisiyle çabucak giyindi, hepsi birden odayı terk ettiler. Salonda Gregor’un anne babası ve kızkardeşi üzerlerinde “11833” yazılı tişörtlerle yan yana durmuşlardı. Gregor’u görünce kıvrak hareketlerle ve melodik bir sesle “yüz on sekiz otuz üç” diye bağırdılar. Gregor’un dikkatini sert ve otoriter karakterli tipik bir Orta Avrupalı aile reisi olan babasının efemine tavrı ve iyi kalpli hanımefendi bir kız olan kardeşi Grete’nin dudaklarını büzerek seksi bir şekilde “ottuz uçç” demesi çekmişti.

Evden hızla çıktılar. Apartmanın kapısında kendilerini bir askeri araç bekliyordu. Rütbeli, öteki asker ve Gregor araca bindiler. Ancak araç bir türlü çalışmıyordu. Şoför “marş basmıyor komutanım” dedi. Dışarıda onları seyreden hakem ve karayağız genç, “vurduralım mı komutanım?” diye sordu. Bu Türkçede aracı iterek çalıştırma denemesi anlamına geliyordu. Rütbeli “itin bakalım” dedi. Bir süre aracı ittiler ancak yine çalışmadı.

Araçtan indiler. Hemen yakında bir otobüs durağı vardı. Rütbeli "bundan sonra yolumuza otobüsle devam edeceğiz" dedi. Birkaç dakika sonra durağa bir otobüs yanaştı, ancak otobüs tıklım tıklım doluydu. İçeridekileri iterek, sıkıştırarak güçlükle bindiler. Rütbeli, hakem, karayağız delikanlı ve Gregor neredeyse üst üsteydiler. Hatta karayağız delikanlı ile Gregor neredeyse akraba olacak vaziyetteydiler. Gregor otobüsün dikiz aynasına baktı ve bir çift kızgın bakışla göz göze geldi. Otobüs ani bir frenle zınk diye durdu. Zavallı Gregor ve yanındakiler neredeyse ön camdan dışarı fırlıyordu. Şoför, “inin lan aşağı, ben otobüsümde reality seks yaptırmam” diye böğürdü.

Rütbeli "Sen şerefli bir Türk subayının emir komutası altındaki personele nasıl böyle davranırsın lan” deyip şoförün sağ yanağına destekli bir tokat oturttu. Şoför tokatın etkisiyle direksiyon hâkimiyetini kaybetti, ayağı da fren pedalından kaydı. Hareket eden otobüs kaldırıma doğru savruldu. Neyse ki şoför toparlanıp yeniden frene basmayı başarabilmişti. Yolun ortasında duran otobüs zaten sıkışık olan trafiği iyice durma noktasına getirmişti. Yolcular "bunlar hep Tayyip'in yüzünden" diyordu. Şoför toparlanıp otobüsü harekete geçirdi. Bir süre gittikten sonra rütbeli "burada iniyoruz" dedi. Otobüsten indiler. Karayağız delikanlı birden bire, "kazandık kazandık, verin pizzaları" diye bağırmaya başladı. Gregor neyi kazandıklarını anlamaya çalışıyordu. O anda yanlarında bitiveren bir genç, “nah gazandınız Nihat abi, biz gorsan minibüsle sizden önce geldik” dedi. Sarışın, yeşil gözlü genç nah gazandınız derken sağ elinin başparmağını işaret ve orta parmağının arasına sokup elini yumruk yapmış ve Nihat'ın burnuna doğru uzatmıştı. Nihat, "bak Taner, efendi ol, daha toysun diye seni idare ediyoruz, icabında biz o parmağı alıp parmak kebabı yapmasını da biliriz" dedi.

Yapılan saygısızlığa dayanamayan rütbeli bir destekli tokat da Taner'e aşketti. Yere yuvarlanan Taner, kapağı hurda metal hırsızları tarafından çalınmış açık mazgal deliğinden içeri düştü. O sırada yanlarına saçları CHP kadın kolları stilinde kesilmiş üç kadın geldi. Kadınlardan biri: "Hep AKP'li belediyenin yüzünden, kanalizasyon yapıyorlar ama kapağını kapatmıyorlar, bak çocuk lağıma düştü". Kanalda kaybolduğu sanılan Taner, bir süre sonra sırıtarak dışarı çıktı. "Acun'a şikayet edecem, bu tohat yarışma gurallarına ayhırı" dedi. Rütbeli, "gel lan buraya, askerlik yaptın mı sen?" diye sordu. Taner: "Gomutanım ben Gıprıslıyım." Rütbeli: "Gıbrıslı da olsan madem ki Türksün, o zaman askerliğini yapmamış asker olarak doğmuşsundur, yürü sen de merkeze" dedi. Rütbeli belinden bir masonet kelepçe çıkarıp Gregor'la Taner'i birer kollarından birbirine kelepçeledi.

Grup, kaldırımda rütbelinin vereceği emri beklerken yakınlarındaki okulda “Andımız” okunmaya başladı. Andın sonlarındaki "varlığım Türk varlığına armağan olsun" sözlerini anlayabildi Gregor; ve birden vücudu kasıldı, zangır zangır titriyordu. Adeta şuuru başka bir boyuta geçmişti, "Ne mutlu Türküm diyene" diye bağırdı. "Varlığım Türk varlığına armağan olsun" diye devam etti. Yanındakiler bu sözü bağırarak tekrarladı. Rütbeli "Türkiye Cumhuriyeti devletine vatandaşlık bağıyla bağlı olan herkes Türktür” diye haykırdı. Söz Gregor'un adeta iliklerine işlemişti.

Gregor Türklüğünü benliğinin ta derinlerinde hissederken yanlarına yanaşan uzun saçlı, küpeli bir genç Gregor’a hitaben seri şekilde, “Sevgilini serbest bırak, dönerse senindir, dönmezse kesin Ferhat Göçer’le yatakta düet yapıyordur. Bu sana evrenin mesaj verme şeklidir. Yüzde yüz çalışıyor. Ömür Gedik sinema yazarı olamaz. Demet Akalın’ın şarkı sözleri de çocuk tekerlemesi gibi” dedi. Gregor: “Sen de kimsin? Söylediklerinden hiçbir şey anlamadım?” Küpeli genç: “Ben Twitter celebrity’siyim, benim olayım bu; ben de ekmeğimi böyle klişelerden çıkarıyorum.”

Rütbeli, küpeli genci dikkatle süzdü: “askerliğini yaptın mı sen delikanlı?” Genç: “Tecilli komutanım, okuyorum ben” diye cevapladı."Kimliğini ver bakalım, o tecil belgesini bana getirdiğinde kimliğini geri alırsın" dedi rütbeli. Rengi atan genç, nüfus cüzdanını rütbeliye verip koşarak uzaklaştı.

O sırada bekledikleri kaldırıma bir cip yanaştı. Otuz beş - kırk yaşlarında yakışıklı bir adam kafasını uzatıp bir türkü söylemeye başladı: "Hepimiiz gardeşiiiz bu kavgaa ne diyee". Gruptan biri, "oo bu Mahsun" dedi. Adam, "evet ben Mahsun; Mahsun Kırmızıgül, buyrun binin nereye gidecekseniz götüreyim" dedi. Grup cipe binmek üzere aracın kapısına yöneldi ancak sert bir emirle yerlerine çakıldılar: "Ben marş marş emri vermeden kimse kıpırdayamaz!" Rütbeliydi konuşan. Grup olduğu yerde hazırola geçti. Mahsun da refleksif olarak hazırola geçmek istedi ama arabada olduğunu unuttuğundan kafasını aracın tavanına vurdu. Rütbeli , "araç bin! marş marş" diye emretti.

Grup sert adımlarla jipe yanaştı. Ancak Nihat yerinde kalmıştı. "Mahsun varsa ben yokum" dedi. Başçavuş, "ulan başlarım şindi senin pop star egona ha! bin şu araca" diye bağırdı. Nihat çaresiz cipe yöneldi. Cip hareket etti. Mahsun türküsüne tekrar başladı: "hepimiiiz ..." Türkü Gregor’u duygulandırmıştı, "Hem kardeşiz, hem de Türküz; bakın ben bugüne dek kendimi Çek sanıyordum, oysa öz be öz Çek Türküymüşüm" dedi. Hakem, "Ben de Pomak Türküyüm" dedi. Kadınlar, "biz Boşnak Türküyüz" dediler. Nihat, "ben Muş Türküyüm" derken, Taner, "Bizim atalarımız da Gıprıs'a Gonya'dan gitmiş" dedi. Mahsun, “bizim dağ Türkü olduğumuz zaten devletin kitabında bile yazılı.

Cipin içini adeta bir milli duygu seli kaplamıştı. Rütbeli bile ağlamak üzereydi. Hafiften ıslanan gözlerini saklamaya çalışıyordu. Mahsun rütbeliye, "komutanım siz de Çerkes Türküsünüz değil mi?" diye sordu. Komutan, başını sallayıp onayladı. “Türklüğün kıymetini bilemedik” diye mırıldandı. Grup daha da duygulandı. Kadınlardan biri, “İyi hoş da dikkat ettiniz mi, iki saattir konuşuyoruz bir kere bile Atatürk demedik” dedi. Kadın haklıydı. Mahçubiyetlerinden kimse cevap veremedi.

Rütbeli, cipin şoförüne "istikamet merkez komutanlığı” dedi. Mahsun "komutanım bir şey önerebilir miyim?" dedi. Taner "Yaşasınn! Pizzacıya mı gidiyoruz?" diye atıldı. Kadınlar, "önce bir Anıtkabir'i ziyaret edelim, malum 23 Nisan" diye bir fikir attı ortaya. Rütbeli Mahsun'a "önerin neydi?" diye sordu; böylece otoritesini de hatırlatmış oldu içeridekilere. "Sete gidelim komutanım" dedi Mahsun. Rütbeli "Ne seti?" Mahsun, "Yeni filmimin çekimi için. Burada yaşadıklarımızdan çok iyi etno-sosyal meşajlı film olur, senaryoyu kafamda bitirdim bile" dedi. "Hımm, görevim dolayısıyla ben rol alamam ama fikir fena değil. Sen önce bizi merkez komutanlığına bırak da, sonra ne yaparsan yap" dedi rütbeli. Taner lafa girdi "Mahsun abi filmde pizzacı sahnesi de olsun" Mahsun iki elinin baş ve işaret parmaklarını bir dörtgen oluşturacak şeklide birleştirdi; sol gözünü kapatıp sağ gözüyle o dörtgenden baktı. Kendi kendine mırılandı: “Bir Cipte Bir Coğrafya”

Araç sıkışık trafiğin elverdiğince ilerliyordu. Şerit aralarında birtakım insanlar ellerinde bir şeyler satıyorlardı. Anahtarlık, araç telefon şarjı, plastik çiçek, kâğıt mendil, plastik şişelerde su, abajur... Bir kavşakta tezgâh açmış bir manda yoğurdu satıcısı bile görmüştü Gregor. Tam trafik açılmış ve araç hızlanmıştı ki, bir polis otosu cipi durdurdu. “Aha, İmamın Ordusu” diye söylendi kadınlardan biri. Araçtan iki polis çıktı. Polislerden daha yaşlıca görüneni şoföre camları açmasını işaret etti. “Gregor Samsa dışarı çık. TCK 301. maddeden kesinleşmiş 3 yıllık hapis cezan dolayısıyla hakkında tutuklama kararı var” dedi.

….

Franz Kafka’ya saygılarımla…

karand, Nev, PınarG bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Ahh Kafka.. ahh.. dedim ve '' nerden aklıma geldiyse'' gelip okudum:) şimdiyse düşünüyorum. Selam ve saygılarımla.

Siel Vertu 
 15.10.2011 15:18
Cevap :
Saygılar bizden :)  15.10.2011 23:14
 

Halen gülmekteyim...

S.Kar 
 22.07.2011 14:28
 

uzun zaman sonra, benim de MB sayfalarına DÖNÜŞÜM, bu yazıyı okurken olacakmış meğer..tam yerine rast gelmiş bir manzara gibi, mizahi ve edebi yazını keyifle okudum...

ilke Veral Coşkuner 
 05.07.2011 0:13
Cevap :
Oo hoş geldin :) Ben de keyiflendim :)  05.07.2011 17:12
 

Ülke gerçeğini ironik bir dille anlatmışsınız. Çok güzel bir yazı olmuş. Kutlarım.

Hüseyin Atacan 
 09.05.2011 21:54
Cevap :
Çok teşekkür ederim Hüseyin Bey. Selamlar.  10.05.2011 11:40
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 431
Toplam yorum
: 4967
Toplam mesaj
: 287
Ort. okunma sayısı
: 3517
Kayıt tarihi
: 30.06.06
 
 

Anahtar kelimeler: Antep, İstanbul, Haziran, İkizler, Beşiktaş, MÜ İletişim Fakültesi, Gazetecilik. ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster