Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

30 Eylül '10

 
Kategori
Gündelik Yaşam
Okunma Sayısı
441
 

Dört göz oda...

Dört göz oda...
 

İçimizden doğru söyleyemediğimiz, Dünya’ya haykıramadığımız ne çok şey vardır oysa ; yaşarken yutkunup, sindirmeye çalıştığımız…

Bazen, biri dokunsa da ağlasam ya da biri bir lâf söylese de patlasam, öfkemi boşaltsam deriz. Bardağın son damlası kime denk gelirse gelsin umurumuzda olmaz. Yeter ki dokunacak birileri kalmış olsun etrafımızda…

Yaşarken biriktirdiğimiz “kirli atıkları” süpürüp atmak gelse de içimizden, öylesine zor gelir ki bir ucundan başlamak, üşenir birlikte yaşamaya devam ederiz. Oysaki son kirli poşetin altını kaldırıp bir bakacak olsak, kokuşmuşluğun, eskimişliğin, bedenimizi, ruhumuzu içten içe nasıl çürüttüğünü fark edebileceğiz… Yaşamımız bir sonbahar temizliği ile bahar tazeliğine dönüşmese bile; esintisinin getireceği huzur ile umutlarımız yeniden yeşerebilir…

Bunca bezginliğin sonrasında “Dört göz odanın” pencerelerini silmek zaman alacaktır… Başlama kararını verebilmek için yaşayacağımız gelgitler, sorular, sorgulamalar, zamanın azalması ya da bilinç altın da kendimizi cezalandırma isteği başlamamızı hep erteleyecektir... Ta ki cılız da olsa bir ışık ‘dört göz odaya’ sızmayı başarana kadar…

Ne çok kırık dökük anılar, ne çok kırılmışlıklar, incinmişlikler, pişmanlıklar vardır duvarların siyaha çalan renginde. Kendi hatalarımızdır biriktirdiğimiz. “Bir daha asla!” deyip tekrarladığımız.

Zamanla öyle bir ağırlık çöker ki göğsümüzün tam üzerine, nefes alamaz, boğulduğumuzu zannederiz. “Stres” der birileri, “Psikolojik”. Halbuki bu ağırlığın hemen altında, sol yanımızda, rutin bir şekilde görevini yapan yüreğimizdir sebebi. Yaşanmışlıkların ağırlığından hezimete uğramış, geçmişin tortularından göğsümüzden fırlayacakmış gibi atamamaktadır artık!

Dört göz odada sevinç çığlıkları yankılanmaz, sessiz feryatlar bataklığa gömülüp kalır zamanla...

“Mutluluğu arıyorsan dönüp içine bakacaksın. O mutlaka kendi içinde saklı.” derlerdi. Yıllar sonra denemeye karar verdiğim de önce “Dört odalı” yüreğimden başladım aramaya. Zaman atık ve artıklarının altında kalan pencerelerinden ışık girmediğini gördüm! Küçücük bir kız çocuğu, dayanamamıştı yaşamın hoyratlığına can çekişiyordu sanki kuytu bir köşede. Elimi uzattım zamanın içinden parmak uçlarına dokundum önce sonra ellerine… Bir cesaretle bileğinden kavradım sıkıca. Tükenmişliğimin getirdiği güçsüzlükten kavrayamadım bedenini, çekip çıkartamadım. Ta ki dört göz odalı yüreğimi temizlemeye karar verip, zamana inat o küçücük çocuğu yaşatma istemime kadar…

Geçmişin izleri silinmese de katran karası değil artık yüreğimin duvarları. O küçücük çocukmuş aradığımı saklayan. Ölmek üzereyken kurtardığım aslında ruhummuş. Umut daima var, mutluluk kendi içimizde ki çocukta saklı.

İçinizdeki çocuğu hiç terk etmeyin!

30.Eylül.2010

Nur Zeynep Çelik

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

En ideal kişilik içimizdeki 1- çocuğun, 2- ergenin ve 3- ebeveynin birbirini bastırmadığı ve birbiri ile yan yana kol kola yaşadığı kişiliktir. Bu sayede hem her yaş grubu ile empati kurabilir hem her yaş grubunu anlayabiliriz. Böylece hem kendi iç barışımız ve de geniş tabanlı toplumsal barışımız kendiliğinden oluşur. Yerinde ve zamanlaması çok iyi bir konu. Tebrikle, selamla, saygıyla... MS

Mehmet Sağlam 
 07.10.2010 15:48
Cevap :
Öncelikle yanıtım geciktiği için özür diliyorum. İfade ettiğiniz gibi empati kurmayı bir becerebilsek bir çok sorun kendiliğinden hallolacak. Katkınız için çok teşekkür ediyorum. Mutlu kalınız. Saygıyla.  17.10.2010 1:01
 

O dört göz odada saklı mutluluğu dışarı çıkarmak bazen yılları alabiliyor sevgili Zeynep. Yaşamın bize kendimizi unutturan telaşı içinde, çoğu kez mutlu olup olmadığımızı bile sorgulayamıyoruz. Ve yıllar gelip geçiyor... İçimizdeki çocuğun kurtuluşumuz olduğunu çok geç fark ediyoruz. Harika bir yazıydı, özlemişim... sevgiyle.

Melek Koç 
 04.10.2010 0:20
Cevap :
Ben de seni özlemişim sevgili Melek:)) Uzun zamandır yazmıyorum daha doğrusu yazamıyorum. Konu çok ama klâvyenin başına oturunca iki kelimeyi bir araya getiremiyorum. İsteksizliğim de var elbette. Değerli katkın ve paylaşımın için çok teşekkür ediyorum. Mutlu kal..  05.10.2010 23:51
 

çabuk büyümeye kalkışmamak lazım, içimizdeki o miniciği de yok saymaya hakkımız yok. Hep var olsun en olgun görünmemizin zorunlu olduğu zamanlarda da ona sırtımızı yaslamak lazım. Nefes aldırıyor, karanlığın ucundaki ışığı hep o çocuk gösteriyor sevgili Zeynep.

Özlem Erkaplan 
 30.09.2010 17:41
Cevap :
Karınlığın, pisliğin içinde o çocuk saflığı ile hep bir umut, ışık seninde ifade ettiğin gibi. Çok teşekkür ederim sevgili Özlem. Saygı ve sevgimle...  30.09.2010 23:52
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 348
Toplam yorum
: 959
Toplam mesaj
: 108
Ort. okunma sayısı
: 1317
Kayıt tarihi
: 31.10.07
 
 

İstanbul 25 Temmuz : /… İşletme tahsil ettim. Özel ilgi alanım olduğu için 2 yıl Psikoloji okudum..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster