Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

26 Aralık '12

 
Kategori
Üniversiteler
Okunma Sayısı
251
 

Dört hastane, dört yaşanmış gerçek

Dört hastane, dört yaşanmış gerçek
 

YOL MU GENİŞ KALDIRIM MI?


Bahsedeceğim dört hastaneden hiçbirinin ne ortağı ne hissedarı ne dostu ne de düşmanıyım. Sadece bizzat şahit olduğum birkaç tecrübeyi paylaşmak istiyorum.

1.Hastanemiz Ankara’da meşhur bir devlet üniversite hastanesi. İkinci çocuğuna hamile kalan hastamız, yemek yiyememe ve mide bulantısı şikâyetlerinin dayanılmaz olmaya başlaması sonucunda en iyisi olduğu söylenen bu hastanenin kadın doğum servisine yatırılır. Hastanın yanına refakatçi almazlar. Hastane odasında günlerce hiçbir şey yiyemeden yatan hasta; bir gece lavabodayken düşer kalır ve sabaha kadar yerinden kalkamaz çünkü felç olmuştur.

Ertesi gün ziyaretine gelen veteriner hekimi olan kardeşi; bu belirtinin potasyum eksikliği olan ineklerde görülen felç ile aynı olduğunu fark edince klinik doktorlarıyla tartışır ve hastasını alıp başka hastaneye götürürler. Gerçekten de gidilen ikinci hastanede aynı teşhis konulur ve tedaviye başlanır. Zamanı gelince sağlıklı bir bebek dünyaya gelir ve o bebek şimdi 3 yaşında.

İşini iyi yapmayan doktorlara kızınca “Bunlar baytar abicim” diye kızarız ama buradaki hekimlerimiz ne yazıkki; hastamızın kardeşi baytar kadar bile olamadılar. Eğer hastamız başka bir hastaneye kaldırılmasaydı ne anne ne de bebeği bu gün hayatta olamayacaklardı.  

2. Hastanemiz tüm dünya’da okullar açmasıyla meşhur bir cemaatin açtığı söylenen Ankara’daki bir özel üniversite hastanesi. Hastamız ellili yaşlarını süren bir erkek. Bir sabah boyun ağrısıyla uyanır ağrıları akşama kadar azalmayınca ertesi gün bu meşhur hastaneye gider.

Başvurdukları nöroloji polikliniğinden bir yrd doç dr ( Yani uzman doktor) çekilen boyun röntgenine bakarak boyun omurlarında sıkışma olduğunu, hemen ameliyat edilmesi gerektiğini söyleyerek, “Hemen ameliyat olmazsa yarına kalmaz felç olursun” der. Hastamızı ameliyathaneye göndermeye yönlendirirken kaç gün yatılacağını, gecelik yatak ücretinin ne kadar olduğunu anlatmaya başlayınca hastamız tabiri yerindeyse kıllanır. “Bir berberde bile müşterisinin sakalını kesilmesi bile bu kadar hızlı olmuyor, ne bu acele yahu” diyerek soluğu başka hastanede alır. Uzman doktora kalsaydı hemen o gün bıçak altına yatacaktı.

3.Hastanemiz Ankara’daki Atatürk Araştırma ve Eğitim Hastanesi. 2. hastaneden paçayı kurtaran hastamız doğrudan Atatürk Hastanesine gelir. Aynı gün boyun MR’ı ve renkli bir film daha çekilir. Akşama doğru sonuçlara bakan bir Doç Dr “Sizi ameliyat etmeme gerek yok çünkü dedikleri gibi sizin omirilik sinir sıkışması ile hiçbir şikayetiniz yok. Dolayısıyla ameliyat sonrası ile öncesi arasında hiçbir fark göremeyecek ve bana öyleyse beni niye kesip biçtiniz?” diye sitem edeceksiniz. Boyundaki ağrı için ise sizi bir FTR uzmanımıza gönderiyorum. Haydi geçmiş olsun.” Der ve FTR uzmanına gönderir.

Daha önceden çekilen MR ve diğer görüntüleri inceleyen Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon uzmanı Dr hanım, hastamızın boynundaki el ile muayenesini tamamladıktan sonra “sizin FTR’ye hiç ihtiyacınız yok, belikli boynunuz yastıktan düşmüş ve tutulmuş, biraz sala sola sallayın yarına bir şeyiniz kalmaz” der ve gönderir. Gerçekten de ertesi gün ağrı falan kalmamıştır. Hastamız halen sağlıklı ve ağrısız bir hayat sürmektedir.   

4. Hastanemiz bir terörist  (?) vekilin kurduğu özel bir üniversitenin hastanesi. Seksenli yaşları süren bir annemiz, bir gün sırt ağrısı ile uyanır. Yakındaki bir FTR merkezine gidip muayene olur ve Kas gevşetici bir iğne ile ağrı kesici bir iğne verilerek evine yollanır. İğneler vurulmaya başlandığından iki gün sonra hastamız pazar günü evinde otururken televizyondaki görüntülerin kaymaya başlaması üzerine yayın bozuldu sanarak yatmaya giderken, sadece televizyondaki görüntüler değil her şeyin kaymaya başladığını görünce panikler. Aynaya baktığında ise bir gözünün kapanmak üzere olduğunu görür. Hemen bu hastanenin acil servisine kaldırılır.

Acil serviste ilk muayeneyi yapan dr, “Bu durum beni aşar, size bir nörolog çağırdım” der ve birazdan gelen nörolog dr, ilk muayeneden sonra hastanın yatması gerektiğini, pazartesi servise getirilmesini söyler.

Pazartesi servise gidildiğinde aynı doktor hemen hastayı alır. Bir yerlere telefon ederek yatak ayarlar. Bir saate kalmadan hastamız tertemiz çarşafları olan yatağındadır.

Hastanede görevli elemanlar hastamızı hemen MR çekimine götürüler. Hemşireler kanını alıp laboratuarlara gönderirler.

Görme (Çift görme) şikayeti olan hastamızı görmesi için yine hastanede görevli personeller tarafından göz servisine götürülür.

Hasta sahipleri refakatçi olarak kalmak istediklerinde kendilerine, bu hastanade genelde refakatçi uygulaması olmadığı, hastaların bütün ihtiyaçlarının görevli personellerce karşılandığı söylenir.

Hemşireler lisan düzeyinde (4. yıllık fakülte) mezunu ve stajyer hemşireler de her yerde civa gibidirler. Her serviste neredeyse hasta sayısı kadar veya daha fazla hemşire, hasta bakıcı, diyetisyen ve stajyer öğrenciler vardır.

Sorumlu uzman hekimler ise hemen hemen bir-iki saatte bir mutlaka uğruyor, hastasının durumunu kontrol ediyor, ilaç veya tedavilerini ona göre ayarlıyordular.

Bütün personel güler yüzlü, saygılı ve işini en güzel şekilde yapmak gayretindeydiler. Hastamızı ziyarete gittiğim bir sırada bembeyaz giysileri içinde genç bir delikanlı gelip hastamızın son kontrollerini yaptıktan sonra “Anne; benim stajım bitti, yarın artık gelmeyeceğim, müsaade ederseniz elinizi öpüp helalleşmek isterim” diyince hastamızın acık kalan diğer gözünden yaşlar süzülüyordu. Meğer bu delikanlıyı torununa benzetmiş ve ona torununun adını koymuştu. 

Kısa süre önce hasta yakınlarının ellili yaşlarda bir tanıdığı bu tür bir rahatsızlık geçirdiğinde tedavide birkaç gün geciktiği için bir gözü kör olmuş (Göz ülseri ), bir yanına felç inmişti. Bu yüzden hasta yakınlarının telaş etmesine karşılık hastane personeli ve uzman doktorları işlerini gayet sakin ve planlı bir şekilde yürütüyordular.

Ertesi sabah hastamızın kapanan gözü biraz açılmıştı. Bir sonraki gün ise tamamen açıldı ve son olarak konulan teşhisle herkes rahatladı. İlaçları düzenlendi ve ertesi üçüncü günde hastamız hiçbir kalıcı hasar görmeden evine yollandı.

Keşke bu ülkede en azından birkaç bin kişi böyle terörist (?) olsaydı da böyle üniversiteler böyle tıp fakülteleri açılabilseydi.

Kaç gündür gidip geldiğim, her bir hizmetinden sonsuz memnun kaldığım bu hastanenin tek sorunu vardı, o da otopark. Hastane veya çevresinde ne bir otopark var ne de araçları bırakabileceğiniz bir boş sokak.

Ha, bu arada bu hastanenin bulunduğu ilçenin, hem de milletvekili olan bu hastaneyi kuran terörist (?) vekilin partisinden olan ilçe belediyesi ne yapmış dersiniz acaba?  Hiçbir belediyecinin bu yakınlara bir otopark yapmak gibi bir derdi hiç olmamış.

“Devlet ne yapmış?” derseniz, Devletimiz hiç boş durur mu? Hastanenin yanında yöresinde otopark veya araç bırakılacak tek bir boş yer olmadığı için araçları park etmek çok büyük bir problem. 200-300 m ileride bir okulun önünde yoldan çok geniş bir kaldırım bozması alan var. Hastaneye hasta getirenler otopark olmadığı için dolana dolana buraya kadar gelip, boş alanı bulunca araçlarını park ediyorlar.

Devletimin yaptığı ise, görevli iki polisi yollayarak bu alana park etmiş araçlara “kaldırıma park etmiş” gibi ceza yazmaları.

Not: bahsedilen kaldırım resmi ektedir. Bu kaldırım bozmasında park etmekten ben de ceza yedim VE HİÇ İÇİME SİNMEDİ. 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 40
Toplam yorum
: 56
Toplam mesaj
: 4
Ort. okunma sayısı
: 625
Kayıt tarihi
: 30.12.11
 
 

PhD (Nükleer). Başka söze gerek yok bence... İçel'de yaşıyorum. ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster